İstanbul 1 Mayısı’nda Taksim’deyiz!



2026 1 Mayısı’nda Taksim’de olacağımızı beyan ediyor, 1 Mayıs 2026 Taksim İnisiyatifi’nin bir parçası olarak bu bağımsız tutumun ve eylem birliğinin anlam ve önemini emekçilere taşımak için tüm gücümüzü seferber edeceğimizin altını çiziyoruz


İşçi sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü olan 1 Mayıs’ı emperyalist kapitalizmin yapısal krizinin paylaşım kavgasıyla iç içe geçtiği koşullarda karşılıyoruz. Emperyalist dünya sisteminin onlarca yıllık kurumsal şekillenişinin ve işbölümünün çöküşü ve bunlara bağlı olarak kurulmuş güç dengelerinin belirsizleşmesi olarak yansıyan bu kapsamlı kriz, dünyanın yeniden paylaşılması için yapılmayacak çılgınlığın olmadığı bir keskinlikte seyrediyor. ABD emperyalizmi gerileyişini durdurmanın, peşinde, diğer emperyalist güçler de dünyanın yeniden şekillenmesi için daha militarist daha saldırgan politikalarla hareket ediyor. ABD ve Ortadoğu’daki koçbaşı olan Siyonist İsrail’in, onun rakiplerinin dümen suyundaki İran molla rejimine yönelik saldırısı bu kapışmanın nasıl hassas bir denge üzerinden seyrettiğinin de fotoğrafı oldu.

Bu sistemik krizin en belirgin yansıması, emperyalist kapitalist ülkelerden bağımlı olanlarına kadar hemen tüm dünyada işçi ve emekçilere, ezilen halklara yönelik kapsamı büyüyen saldırganlıkta vücut buluyor. Zincirin en saldırgan ve zayıf halkalarından biri Türkiye’de tepeden tırnağa kadar toplumsal kriz dinamiklerini bastırmak üzere örgütlenmiş sermaye diktatörlüğünün yapıp ettikleriyle dile geliyor. Finans kapitalin birbirine rakip hangi kesimiyle bağlantılı olursa olsunlar, sermayenin farklı öbekleri, bu toprakları oluşacak yeni emperyalist işbölümü ve bir bütün olarak kapitalist sisteminin lojistik geçiş noktası, iş cinayetlerindeki tırmanıştan da gördüğümüz gibi kuralsız, güvencesiz, ucuzun da ucuzu sömürü üssü, kısacası despotik bir emek rejiminin kalesi haline getirmekte buluşuyorlar, yapmadıklarını bırakmıyorlar.

Sadece bunlarla sınırlı da değil. NATO’nun daha ileri karakolu olmak için yapılan son anlaşmalardan da anlaşıldığı gibi ucuz emeğe ucuz askerlik de eklenmek isteniyor. Bölge halkları için vurucu bir güç haline gelmek işçi ve emekçilere “başarı” olarak pazarlanabiliyor. Bu başarının mealinin “ucuz emek ordusu olmanın yanında ucuzun da ucuzu asker olacaksınız” olduğu şovenizmi kışkırtacak demagojilerle sunuluyor. Oysa biliyoruz ki, NATO’nun daha ileri karakolu haline gelmek emperyalistler arası savaşlarda da emperyalizmin işbirlikçisi diğer bölge devletlerinin seferber ettiği emekçilere ve halklara karşı savaş gücü haline gelmektir. NATO’nun “gücüne” dayanarak 4 parçaya bölünmüş Kürdistan için ilhak ve işgal hayallerini daha da ileri götürmektir. Bunu yaparken de işçi ve emekçileri güç ve şovenizm zehriyle uyutup gerici savaş arabasına bağlamak, kendi davası için dövüştürmekten uzaklaştırmaktır.

Oysa işçi ve emekçilerin karşı karşıya olduğu tablo çok çıplak: En küçük bir sendikal örgütlenmeyi işçi kıyımları, sendikal çalışmanın öncü-sembolik isimlerini tutuklamaya, bitmeyen soruşturmalarla bastırmaya, dağıtmaya çalışıyor. Burjuva devletin mahkemeleri, polisi, jandarmasıyla işçi sınıfı başta olmak üzere tüm halk kesimlerine yönelik perdesiz terörü bunun tipik ifadesidir. Son olarak BİRTEK SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in iş cinayetleri ve kazalarıyla dile gelen sömürü rejimini deşifre eden konuşmaları nedeniyle tutuklanması, Umut Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu’nun yeni bir madenci direnişinin arifesinde acele kamulaştırma gaspçılığıyla maden şirketleri-devlet ilişkisini teşhir ettiği için tutuklanması, örgütlenme ve söz söyleme hakkının göstermelik olarak bile tahammül edilemez bir hak olarak görüldüğünün çarpıcı fotoğrafı oldu.

Krizin mutfakları yakan ateşi, tüm işçi sınıfı ve emekçilerin açlığa biat etmesi dayatması biçiminde dile geliyor. Asgari ücrete üç kuruşluk zam yapılırken hayat pahalılığının alıp başını gitmesi, ücretlerin kiralara bile yetmemesi, zam taleplerinin sendikal yozlaşma-devlet ve patronlar işbirliğiyle baskılanması tahayyül ettikleri düzenin de özetidir.

Maden patronlarının kâr hırsını doyurmak için devlet gücünün işlevli bir aparat olarak kullanılıp doğanın, emekçi köylülüğün yaşamının yerle bir edildiği bir yağma düzenidir kurdukları. Gençliğe dayatılan geleceği belirsiz kölelik sistemi her gün yeni sonuçlarıyla karşımıza çıkıyor. Kadın cinayetleri aile merkezli ideolojik hegemonya arayışının tipik sonucu olarak tırmanmaya devam ediyor.

HDP ve Gezi davası tutsakları bırakalım hukuki yargılanmayı, hukuk ve uluslararası sözleşmeler alenen ihlal edilerek yıllardır hapis tutuluyor. Devrimci örgütlenmeye yönelik tahammülsüzlük ve çizilmek istenen sınırlar ESP’ye yönelik tutuklama terörüyle ilan ediliyor.

Tüm bu saldırılara karşı gerçeği haykırmak, sadece söz söyleyerek tepki göstermekse gözaltı, hapislik ve yargılanmalarla bastırılmaya alışılıyor.

Kürtlerin entegrasyon-süreç tartışmaları altında anadillerini konuşmaları, demokratik taleplerini ifade etmeleri gözaltı terörüyle yanıtlanıyor.

Muhalif görülen her odak hedef haline gelebiliyor. Devletin kurucu partisi CHP bile bu açıdan hedefte. Gazeteciler hapishanelere dolduruluyor. Devlet mevcut zindanları kuyu tipine çevirme peşinde.

Saymakla bitmeyecek bu saldırı dalgası her geçen gün şiddetlenirken işçi ve emekçilerde biriken öfke de alttan alta kaynayan bir dinamik olarak işliyor. Zaten saldırının şiddeti de bu dinamikleri patlamadan baskılamak için tırmandırılıyor. Çünkü, hükümet yanlısı kesimlerin dahi açlık dayatmasına, kuralsız sömürüye, yağma politikalarına karşı öfke biriktirdiği bir iklim söz konusu.

İşçi sınıfının politik gücünü alanlarda konuşturacağı, iradesini pekiştireceği 1 Mayıs’ı bu tablo içinde karşılıyoruz. Tablonun en önemli kısmınaysa işçi ve emekçilerde, ezilen tüm toplumsal kesimlerde biriken öfkenin devrimci bir inisiyatifle açığa çıkarılamaması, patladığında da buna öncülük edecek bir odaklaşmanın yaratılamaması oluşturuyor. Hükümetin de hedefi olan sistem partisi CHP ile onun etrafında öbekleşen sendikal bürokrasi ve reformist kesimler, kaynayan halk kazanının patlamadan sisteme entegre edilmesi ve kendi belirledikleri sınırlara hapsedilmesi çizgisini hakim kılmış durumda. Devrimci güçlerin bu hakimiyeti kırmak gibi bir tarihsel sorumluluğu var önümüzde.

Bu sorumluluk genel olarak örgütlenme çalışması, özel olarak da 1 Mayıs çalışması yapmadan 1 Mayıs’ın hamisi kesilen, yıllar içinde işçi sınıfının örgütlü bölüklerini bile “örgütsüz” hale getirip sistemin ideolojik-siyasi hegemonyasına bırakan, CHP’nin yörüngesinden çıkamayan konfederasyon ve meslek örgütlerinin 1 Mayıs konusunda sergiledikleri teslimiyetçi tutumla yollarını ayırmaktan geçiyor.

Mevcut atalet zincirlerini kırmak ve sınıfa güven veren bir hat oluşturmak için sözünü ettiğimiz hakim  yaklaşımın dayatmalarına boyun eğmemek, sınıfın bağımsız, sistem içine hapsolmayan, fiili-meşru mücadele anlayışıyla ilerlemek gerekir. Bu doğrultuda, 1 Mayıs’ta düzen güçlerinden ve onların uzantılarından bağımsız bir tutumu peşinen ilan etmek her türlü grupçuluk kaygısından uzak ortak bir inisiyatifle hareket etmek önemlidir. 1 Mayıs’ın işçi sınıfına yasaklanan meydanlarda, özelde Taksim’de kutlanması ise bu hattın oluşturulmasında elbette anlamlı olacaktır. Emekçilerin mücadelesini ileri taşımak isteyen tüm güçlerin, sendika bürokrasisinin oyalamacı tutumlarına “yeter” demesi, anlamlı bir eylem birliğiyle kendi inisiyatiflerinde bir 1 Mayıs’ı örgütlemeleri önümüzdeki zorlu kavgalara moral olacağı kadar, takip eden dönemde daha güçlü eylem birlikleri için bir adres yaratacaktır.

Bugün Taksim üzerindeki yasak, iktidarın tüm yasaklarının, emekçileri kent meydanları dışına sürme politikalarının toplaştığı noktayı oluşturuyor. Taksim yasağına karşı çıkmak politik özgürlükler mücadelesinin bir parçasıdır. Emekten yana güçlerin Taksim yasağına karşı düzen güçlerine yedeklenmeden bir eylem örgütleme iradesini göstermesi bu mücadelenin tartışmasız bir kaldıracı olacaktır.

Tam da bu nedenle 2026 1 Mayısı’nda Taksim’de olacağımızı beyan ediyor, 1 Mayıs 2026 Taksim İnisiyatifi’nin bir parçası olarak bu bağımsız tutumun ve eylem birliğinin anlam ve önemini emekçilere taşımak için tüm gücümüzü seferber edeceğimizin altını çiziyoruz.

Screenshot