7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO 36. Liderler Zirvesi öncesinde alınan yasak kararlarına, salınan buyruklara her gün bir yenisi ekleniyor. Şimdiye kadar yapılan harcamanın 11 milyar 579 milyon 319 bin TL’yi bulduğu bu Zirve için iktidar yeni yollar açıyor, pistler yapıyor, emperyalist devletlerin liderleri için yürüyüş parkurları-parklar düzenliyor, onların konaklayacakları otellerin çevresindeki binaların dış cephelerine rötuşlar yaptırıyor, geçecekleri güzergahlarda kuş uçurtmamaya kararlı olduğunu gösterecek şekilde halkın gündelik hayatını günlerce donduracak kararlar açıklıyor. İlk önce Ankara’yı 6 Temmuz’dan itibaren kilit altına alıp içerde bırakalım basın açıklamasını düğün bile yapılmasını yasaklarken sonra bu yasağı 1 Temmuz-12 Temmuz’a, en son da 28 Haziran-10 Temmuz arasında 12 güne uzattı.
Neredeyse tüm yollar halka kapatılıyor
Adım adım ilan edilen ve her defasında biraz daha genişletilen yasakların sonuncusu halkın kullanacağı güzergâhların alabildiğine sınırlanması oldu.
Ankara Valiliği, 36. NATO Zirvesi nedeniyle kent genelinde 28 Haziran- 10 Temmuz tarihleri arasında “Kırmızı Alan” uygulamasının devreye alınacağını duyurdu. Bu kapsamda Esenboğa Havalimanı ve Beştepe’deki Sarayın çevresi başta olmak üzere çok sayıda ana bulvar, cadde ve sokak sivil trafiğe kapatılacak.
Açıklanan listeye bakılacak olursa Ankaralılar o günlerde evden çıkmamalı!
Gecekondulara dev reklam panolarıyla perde!
İş o kadar ileri götürüldü ki, Ankara Büyükşehir Belediyesi NATO Zirvesine katılan emperyalizmin temsilcilerinin geçeceği güzergahlardaki bakımsız gecekonduların dış cephesi boyandı, onarımlar gerçekleştirdi. Fakat sefalet tüm çabalara rağmen örtülemeyince dev reklam panoları yerleştirerek onları perdeleme yoluna gitti!
Ankara’da onlarca devrimci-demokrat-ilerici gözaltına alındı!
NATO Zirvesi için devrimci-demokrat ilerici güçlere yönelik ev baskını ve gözaltı terörünü 12 Haziran’dan başlayarak rutine bindirdi. En son Ankara’da onlarca devrimci-demokrat-ilericiyi kapıları kırarak yaptığı ev baskınlarıyla gözaltına aldırttı.
Her şey yasak!
İçişleri Bakanı yaptığı açıklamada tüm bu yasakları, gözaltı terörünü, su gibi akıtılan parayı, halkın hayatına konulan ambargoyu, söz ve eylem hakkına dair bütün Anayasal hakların askıya alınması ve özelde Ankara genelde Türkiye’nin bir açıkhava hapishanesine dönüştürülmesini “ülkenin itibarı” gibi bir gerekçeye dayandırdı.
IŞİD’i de operasyonlara ekleyen bir pazarlamacılık!
Bu arada devrimci-demokrat ve ilericilere yönelik gözaltı terörüyle; palazlanması için adeta göz yumulan IŞİD’e yapılan operasyon çakıştırıldı. Ona da NATO Zirvesi gerekçe yapıldı! Ankara Haymana’da bir eve yapılan baskında çatışma çıktığı ve bir IŞİD’linin öldüğü, eşinin ise yaralandığı haberleri servis edildi. Emperyalist güç merkezlerine “her şey sizin için, her hizmete açığız, hizmetlerimizin karşılığını da masada bilahare konuşuruz” dercesine.
Havuz medya Çin’i hedefleyen yayınlar yapmaya başladı
Havuz medyası emperyalizmin savaş örgütü NATO toplantısı öncesinde yaptıkları Çin karşıtı haberlerle ABD ve Batılı emperyalistlere selam çakma yarışına girdi. Çin’in Türkiye pazarını istila ettiği manşetlere çıkarıldı. Şimdi hatırlanıyormuş gibi! Oysa daha kısa süre önce Çinli tekeller burada yatırım yapsın diye sayısız teşvik sunulmuştu!
Neyi pazarlıyorlar?
Başta Dışişleri Bakanı koltuğunda oturan Hakan Fidan olmak üzere bakanlar ve sivil-asker bürokratlar NATO Zirvesi öncesinde yaptıkları açıklamalarla tüm bu önlemlerin neden alındığını, burjuvazi ve devletinin bu zirveden ne beklediği ve neyi pazarladıkları konusunda net bir tablo çizmiş oldu.
Bu Zirve İletişim Başkanlığı’nın deyimiyle “küresel güvenlik mimarisinin geleceğine yön verecek kritik bir eşik”ti! Türkiye de bu eşikte gerek Karadeniz’de gerekse Akdeniz üzerinden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya uzanan bir alanda aktif bir güç olarak konumlandırılacaktı!
Kısacası Batılı emperyalistlerin, ticaret, hammadde ve enerji nakil hatlarının jandarmalığında belirleyici güç haline getirilecek. Halkların isyanlarına karşı vurucu güç olarak kullanılacak. NATO’nun misyonunun 3.0 olarak yani kuruluş ayarlarına dönmesi ve bir savaş örgütü olarak dünya savaşına hazırlanırken ortaya çıkacak yeni güç dengelerinin bekçiliğini yapmasının masaya yatırılacağı bu zirve Türk tekelci burjuvazisi ve devleti açısından “kazan-kazan” yaklaşımıyla ele alınıyor açıkça. “Ben sana her açıdan hizmet ederim ama sen de bana şunları şunları verirsin” deniliyor.
Savunma Bakanı Yaşar Güler bunu şu sözlerle ifade etmişti:
Avrupa Birliği’nin, başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki, Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz.
Kısacası pazarladıkları Türkiye’nin askeri gücü, stratejik konumu. Bunun karşılığında sadece AB üyeliği değil, Ortadoğu’da (Özellikle Kürdistan’ın parçalarında)-Afrika ve Kafkasya’da belirli kırıntılar, denetimli nüfus alanları. Belirleyici bölgesel güç haline gelmek için gerekli olurun alınması!
Bu role uygun tahkimat başladı
Yüklenen bu role uygun tahkimat da başladı. Son olarak NATO’nun “Güneydoğu Bölgesel Planı” çerçevesinde Türkiye’de (Adana) yeni bir Kolordu Karargâhının oluşturulması, Kürecik ve İncirlik’e Patroit sistemlerinin kurulması, İstanbul Boğazı’nda NATO için yeni bir Deniz Unsur Komutanlığı’nın planlanması kararlarından da anlaşılıyor bu.
BBC bu kararları “NATO’nun Adana’da oluşturacağı çok uluslu karargâh, Ortadoğu başta olmak üzere Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’dan kaynaklanacak tehditlere karşı ittifakın caydırıcılığı ve savunma kapasitesini artırmayı hedefliyor.
İstanbul’da kurulacak deniz komutanlığı ise Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında Ukrayna-Rusya savaşı sonrası süreçte Karadeniz’in güvenliği açısından önemli rol oynayacak” şeklinde duyurmuştu.
Dragone de bu rolü özetledi
Zirve arifesinde NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone’un yandaş medyadan Sabah’a yaptığı açıklamalar bu açıdan çarpıcıdır. AKP medyasının sevinç nidalarıyla sunduğu açıklamalarda Dragone, ABD’nin bazı kuvvetlerini farklı harekât alanlarına kaydırması durumunda, Akdeniz ve Kuzey Afrika ekseninde Türkiye ile İtalya’nın öne çıkacağını söylüyordu. İki ülkenin aynı stratejik ilgi alanlarını paylaştığını ve gelecekte bu süreçte başlıca aktörler olacağını ekliyordu. Libya başta olmak üzere birçok bölgede ortak çıkarları bulunduğunu…
NATO Zirvesi öncesinde Konya’ya İtalyan hava savunma sistemi SAMP/T’nin konuşlandırılmasının ittifakın güney kanadına verilen bir “ortak güvenlik mesajı” olduğunu belirten Dragone ayrıca Leonardo-Baykar ortaklığını da hatırlatıyordu.
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşındaki rolüne övgüyle değinen Dragone, Ankara’nın “Karadeniz’deki hassas dengenin korunmasına” katkı sunduğunu savunurken, Ankara’daki zirvede ittifakın “savunma” yatırımlarının ve silah sanayisinin üretim kapasitesinin artırılmasının ele alınacağına işaret edip Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesini de temel konular arasında sayıyordu.
Dragone’un Avrupa’nın güvenliğinde Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupalı müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstleneceğini ifade ederek, Türkiye’nin bu süreçte temel aktörlerden biri olacağını söylemesi de yandaşlarca memnuniyetle karşılandı.
“Terörsüz Türkiye”, “iç cepheyi güçlendirme” ve NATO’da üstlenilecek rol
NATO’nun bir dünya savaşına uygun olarak yeniden örgütlenip misyonunun, iç ilişki ve iş bölümlerinin de buna göre netleştirileceği zirveye kendisi için biçilen rolleri baştan kabul edip talepleriyle masaya oturacak olan Türkiye içerde de bu misyona uygun bir tahkimat içinde. Tam bir istikrar için mutlak baskı ve faşist zorbalık bu tahkimatın temel hareket biçimi. Önüne çıkacak tüm muhalefet ya da direnme dinamiklerinin baskıyla, araçsallaştırılan yargı gücü eliyle bastırılması, ayrıştırılması, beklenti içinde çözülüp dağılması biçiminde özetleyeceğimiz bu yaklaşımın stratejik hedefi faşist iktidar biçimine kayıtsız şartsız biat etmeyi gerektiriyor. Açlığın, işsizlik ve yoksulluğun, kopkoyu baskı ve yağmanın-talanın bu denli büyüdüğü koşullarda korkunun da buna eşlik ettiği açık. Korkmakta da haklılar. İçten içe biriken dinamiklerin nerede nasıl patlayacağını kimse kestiremez. Bunca zorbalığa gidenler de bunun bilinciyle hareket etmiyor mu zaten.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!