Cuma, 17 Temmuz 2026

“Paketlenmiş Bilinç” Nasıl İşletiliyor



“Çocuk Koruma Kanunu” adı altında getirilen yeni kanun teklifi yaşına, gelişim düzeyine, yaşam koşullarına bakılmaksızın çocuklara verilen hapis cezalarını arttırmayı, çocuk olmanın ceza hukukunda sağladığı korumayı daraltmayı, 15-18 yaş grubundaki çocuklar için yaş küçüklüğünden kaynaklanan indirimi ortadan kaldırmayı, çocukları ilk aşamada çocuk eğitim evlerine göndermek yerine doğrudan kapalı çocuk ceza infaz kurumuna göndermeyi amaçlıyor


Eylül Gökçin

Manipülasyon, kişileri, toplumları veya piyasaları doğrudan baskı kurmadan gizli ve kurnazca yöntemlerle kendi çıkarlarınız doğrultusunda etkileme/yönlendirme sürecidir. Basit bir söylemle ele alacak olursak, cebren ve hile ile başkalarına istediğini yaptırma bunu yaparken de rıza üretme sürecidir. İletişim kuramları üzerine derin araştırmaları bulunan Marksist kuramcı Herbert Schiller bu durumu “Zihin Yönlendirenler”in/iktidarların toplumlara sundukları “paketlenmiş bilinç” olarak ifade eder ve “paketlenmiş bilinç oluşturan beş temel mit” olarak kuramsallaştırır.

Schiller’e göre ekonomik, siyasal ve kültürel gücü ellerinde bulunduran egemenler toplumu herhangi bir konuda ikna etmek, toplumun sisteme entegresini sağlamak amacıyla rıza üretimi yoluyla toplulukları ikna ederek sisteme entegre ederler. Eğer ikna olmazlarsa enformasyon bombardımanı ile düşünemez/sorgulayamaz hale getirilerek kendilerine sunulan paketlenmiş bilinç yöntemlerini kabul etmek zorunda bırakılırlar.

Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri ise çocukların yetişkin gibi yargılanması tartışmalarının gölgesinde iktidarın medya ve sosyal medya aracılığı ile toplumda rıza üretmek için bilinçli bir biçimde yaygınlaştırdığı manipülatif haberlerdir. Haberlerden biri şöyledir. “15 yaşındaki çocuk eski patronunu katletti.” Bu silsile uzar gider. “Vahşet”, “kan donduran cinayet…” Bu başlıklar izleyicilerin ya da okuyucuların 15 yaşındaki bir çocuğun birini yaşamdan koparmasına odaklamaya olayın toplumsal boyutlarının sorgulamasını önlemeye yöneliktir. Yaşanan olay çocukların şiddete eğilimli varlıklar olduğundan yola çıkılarak topluma yansıtılmıştır. Asıl sorgulanması gerekenler 15 yaşında okula gitmesi gereken bir çocuğun neden okulda olmadığı, neden evi geçindirmek zorunda bırakıldığıdır. 15 yaşındaki bir çocuk okula gitmeli, oyun oynamalı, ödevlerini yapmalıdır. “Çocukların üstün yararı” gereği devletlerin bu koşulları her çocuğa sağlaması gerekmektedir. Medya manipülasyonu ile devletin sorumluluğu ve vahşi kapitalizmin çocuklar dahil olmak üzere toplumun tüm bireylerine dayattığı insanlık dışı yaşam koşulları görünmez kılınmaya çalışılmıştır.

Türkiye’de iktidar son yıllarda bu manipülasyon yöntemini oldukça sık bir biçimde kullanmaktadır. Hayvan Katliamı Yasası’nın tartışıldığı günlerde manipülatif bir biçimde medyada sokak canlılarının insanlara saldırdığı haberleri yaygınlaştırılmış yasanın çıkarılabilmesi için toplumsal rıza inşa edilmeye çalışılmıştır. Akbelen’de toprakları ve yaşamları için direnen köylülere ve toplumsal muhalefete karşı termik santraller, madenler olmazsa insanların işsiz kalacağı yönünde manipülatif haberler üretilerek köylüler ve işçiler karşı karşıya getirilmiştir.

Bu manipülasyonun son örneği ise yine iktidarın dün TBMM Adalet Komisyonu’na getirdiği “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” teklifidir. Türkiye’nin de taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun üstün yararı gereği adalet sistemi çocukların gelişim düzeyini ve yaşam koşullarını da baz alarak yaşamla ve toplumla yeniden bağ kurmalarını sağlayacak bir anlayış ile hareket etmeyi başa yazar. İktidarın “Çocuk Koruma Kanunu” adı altında getirdiği yeni kanun teklifi ise yaşına, gelişim düzeyine, yaşam koşullarına bakılmaksızın çocuklara verilen hapis cezalarını arttırmayı, çocuk olmanın ceza hukukunda sağladığı korumayı daraltmayı, 15-18 yaş grubundaki çocuklar için yaş küçüklüğünden kaynaklanan indirimi ortadan kaldırmayı, çocukları ilk aşamada çocuk eğitim evlerine göndermek yerine doğrudan kapalı çocuk ceza infaz kurumuna göndermeyi amaçlıyor.

Yine bildik manipülasyonlarla asıl sorun görünmez kılınmaya çalışılıyor. Asıl soru ise apaçık karşımızda duruyor: Çocukların suça sürüklenmesini önleyen bir sistem mi kuracağız yoksa tüm sorumluluğu çocuklara yükleyip onlar suç işledikten sonra mı devreye gireceğiz?!.

Hepimiz biliyoruz çocukları korumanın yolu onlara ağır cezalar vererek yıllarca kapalı ceza infaz kurumların da tutarak cezalandırmaktan geçmiyor. Aksi bir biçimde çocuklar bu infaz kurumlarından toplumdan ve yaşamdan daha da kopmuş bir biçimde çıkıyor.

Özcesi çocukları korumanın yolu çocukların eğitimden kopmasını önlemekten, şiddeti erken fark edip önlem almaktan, ebeveynlere psikolojik ve ekonomik destek sunmaktan, çocukları ekonomik, sosyal, psikolojik ve kültürel olarak hayata hazırlamaktan geçiyor.