Çiçek Özgen
Rejimin baskılarının çok daha arttığı ve artık toplumun her kesimi kapsayacak bir genişliğe ulaştığı bir dönemden geçiyoruz. En ufak bir eleştiriye dahi tahammül etmeyen, sıradan vatandaşları bile görüşlerini belirttiği için cezaevine atan, farklılıkları cezalandıran, çemberin dışına çıkmaya cüret edenleri tüm yaşam haklarının elinden alarak sivil ölüme mahkûm eden son derece ağır, ürkütücü, faşist bir dönem bu.
Ekonomik ve toplumsal krizin artık daha geniş toplumsal kesimlerde hissedildiği ve tepkilerin daha sık dillendirildiği bu süreçte, iktidarın kendine yönelebilecek herhangi bir tepkiyi daha oluşmadan bertaraf etme politikasının sonuçları bunlar aynı zamanda. Faşist rejim, toplumu biçimlendirme ve kendine entegre etme politikasını uzun zamandır sürdürüyor: Kadınlara yönelik çok yönlü saldırganlıkla beraber yaşam biçimleri üzerinden hedef gösterilmeleri, eğitimin içeriğinin bilimsellikten soyutlanarak dinci-gerici bir içeriğe büründürülmesi, her yanda mantar gibi biten tarikatlar, gerici dernekler ve bunlara akıtılan kamu kaynakları ile kendisine zaten bir yol çizmişti. Ancak rejimin iktidarı kaybetme korkusu güçlendikçe ve kriz derinleştikçe, daha azgınlaşmış, toplumun daha geniş kesimlerini kapsayan, daha keskin, daha pervasız bir saldırı politikasını devreye soktu. Öyle ki, elini gizleme kaygısı bile gütmeden, hesap sorulamamasının rahatlığını da arkasına alarak, gözümüzün içine baka baka tüm kazanımlara el koymaya ve ülkeyi açık bir cezaevine dönüştürmeye daha da hız verdi.
Sandığı çare olarak gören kitlelere, sandığın sonuçlarını dahi kabul etmeyeceğini ve gereken her türlü uygulamayla kaybettiğini geri alacağını söyledi. Kürt illerinde kayyımlarla halkın iradesine el koyan rejim, tepkisizlikten aldığı cesaretle artık sistemin diğer ucunda yer alanlara bile tahammül etmeyeceğini göstermiş oldu böylece. Farklı kimliklere sahip olanlar “Ailem Güvende” operasyonu ile bir gece yarısı, evlerinden alınıp hapishanelere dolduruldu. Hükümet politikaları hakkında eleştiri yapanlar, doğru haberleri topluma aktaran gazeteciler, hakkını savunan işçiler, öğretmenler, sağlıkçılar… Herkes saldırıların odağında. Hiç bir şey yapmayarak kendini koruyacağını zannedenlere doğru çember gittikçe daralıyor. Toplumda “beyaz yaka” olarak adlandırılan, görece daha iyi yaşam şartlarına ve statüye sahip kesimleri gibi…
Ancak artık ekonomik kriz onları da yoksul sınıfına doğru iterken refah içindeki yaşamları, işsizlik korkusu, geçinme derdiyle alt üst oluyor. Sadece bu da değil, topluma ulaşmak istedikleri her yerde bağımsız hareket etmek istedikleri her yerde sesleri de kesiliyor: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin YÖK’e gönderdiği “görüş” yazısıyla akademisyenlerin YouTube, sosyal medya ve dijital platformlardaki bilimsel içerik üretimi “ticari faaliyet” sayılarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında yasaklanıyor. Sosyal medya üzerinden yapılan yayınlarla trilyonlarca kara para ortalık yerde aklanırken sesini çıkarmayan devletin bu yasaklamadaki derdi de para kazanılıyor olması değil elbette. O politikasına uygun hukukçular, sağlıkçılar, eğitimcilerle işbirliği yaptığı gibi, akademisyenleri de “rejimin akademisyeni” yapma arzusuyla hareket ediyor. Akademisyenlere gözdağı vererek onu kendi sınırlarına çekmeye çalışıyor. Bu yasakla nitelikli bilim insanlarının toplumun her kesiminin ulaşabileceği, toplumun bilimle temasını artıracağı ve mesleğini özgürce hayata geçirebileceği sesleri keserek sıranın artık onlara geldiğini belirtiyor. Toplumla bilim arasındaki mesafeyi artırmak, sorgulamayan, cahil, gerici bir toplumun oluşmasında ve de rejimin devamlılığında önemli bir garanti aynı zamanda…
Hiç kimse bu faşist saldırılardan azade değil. Toplumun tüm katmanları tam bir rejim kölesi haline gelene kadar baskılar daha da artarak sürecek. Çünkü bu, rejim için varlık yokluk meselesi. O nedenle hiçbir engeli tanımayacak. Tehlike gördüğü hiç kimseye yaşam hakkı tanımayacak… Rejimin bu kadar gözünü kararttığı bir yerde, gözü kara bir toplum karşısına dikilmedikçe soluksuz kalacağız. Bizi bu sistemin hiçbir mekanizması kurtaramaz, etrafımız sarılı, ya “yeter” diyeceğiz ya da “köle” olacağız.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!