Zehra Çaldağ
Dün Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden-İş) üyesi Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçileri daha önce verilen sözler tutulmadığı ve imzalanan protokole uygun olarak belirtilen tarihlerde ödemeler yapılmadığı için dün bir kez daha Ankara’ya geldiler. Garantör konumundaki bakanlıklardan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı önüne yürümek isterken aralarında sendika yöneticilerinin de bulunduğu 80 madenci polis saldırısıyla gözaltına alınmış, 11 saat sonra serbest bırakılmışlardı.
Diğer taraftan Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden İşçileri Sendikası’nda (Maden-İş) örgütlü işçiler de 2 haftadır haklarının ödenmesi için Ankara’da eylemdeyken dün itibariyle eylemlerini açlık grevine dönüştürmüşlerdi. Sakarya Caddesi’nde eylemlerini sürdüren işçiler dün de sendikanın Aydınlıkevler’deki misafirhanesinden Sakarya Caddesi’ne yürümek istemiş, polis tarafından engellenince açlık grevine misafirhanede başlama kararı almıştı. İşçiler bugün açlık grevi direnişinin 2’inci gününde.
Yıldızlar SSS Holding’e bağlı bu işyerlerinde ve holdinge bağlı başka işletmelerde uzun süredir aynı sorunlar yaşanıyor. Ücretler ödenmiyor, işçiler keyfi şekilde ücretsiz izne zorlanıyor, tazminat ve diğer özlük haklarına çökülmeye çalışılıyor. İktidarın binlerce maden arama ruhsatı dağıttığı, hibe ve kredilerle ihya ettiği bu holding, dokunulmazlığını kullanarak pervasız bir sömürü rejimi uyguluyor. Tüm bunlara bile bile göz yuman iktidar ise sınıfsal karakterine uygun olarak sıra “hak” diyen işçilere gelince karşılarına polisi, askeri, gözaltı ve mahkemeleri çıkararak işçi sınıfının geneline mesaj verme yolundaki ısrarını sürdürüyor.
Madenlerdeki despotik sömürü rejiminin doğal sonucu olarak işçiler Ankara yolunu tutuyor, şirkete dokunmayan devletin, bakanlıkların kapısına dayanıyor. Bu hal süreklilik kazanmış durumda. Tam da bu nedenle yani işçilerin varlığı “kral çıplak” dedirttiği için sadece polis baskısı, gözaltı gibi zor yöntemleriyle değil aynı zamanda ilan edilen yasaklarla da gerçekler perdelenmeye çalışılıyor.
Doruk ve Eti Gümüş işçilerinin Ankara’daki varlığına tahammül etmeyen iktidarın valilik eliyle 15 gün süre boyunca eylem-etkinlik yasağı ilan etmesi bundandır.
Öte yandan Yıldızlar SSS Holding’e bağlı maden şirketlerinde çalışan işçiler iki ayrı sendikada örgütlü olsa da aynı taleplerle Ankara’dalar ve direnmekte kararlılar. Bu iki direnişin birbirini etkilemesinin, zayıf bir ihtimal olsa bile dayanışma içinde etkilerini büyütmelerinin, eylemlerini daha geniş bir eksene oturtup sıçratmalarının sermayeyi ve yerel mülki amirleri korkuttuğu da açık. Bu yasak kararında böyle bir olasılıktan duyulan korkunun da etkili olduğu anlaşılıyor.
İki sendikanın mücadele hattı birbirinden çok farklı olsa da tabanları ve üyeleri yıllardır aynı insanlık dışı koşullar, baskı ve sömürü cehenneminde çalışan madenciler.
Devlet-sermaye politikası ve Maden-İş’in sarı karakteriyle işçilerin ayrıştırılmaya çalışıldığı açık. Fakat madencilerin yürüttükleri mücadelenin aslında aynı olduğunu, taleplerinin bir olduğunu ve iki ayrı direnişin birleşik bir mücadele hattında birleştirilmesiyle başarabileceklerini görebilmeleri gerekmektedir. Baskılara, yasaklara, göz altılara karşı bu hattı oluşturarak yol alabileceklerini…
Çünkü isçi sınıfının düşmanı sermaye sınıfı bütün araçları, imkânlarıyla bir bütün olarak saldırıyorsa; işçilere de kendilerini sömürü ve açlık cehennemine mahkum etmek isteyenlere karşı birleşerek cevap vermek kalıyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!