Harekatın 7. gününde değişen dengeler-dengesizlikler



Bombalar, füzeler, sivil ölümleri, göçlerle işgal harekatı devam ederken son 2 günde ve hatta son saatlerde ardı ardına yaşanan baş döndürücü gelişmeler yeni dengeler-dengesizlikler yarattı


Burjuva iktidar bloğunun birçok amaç ve dürtüyle giriştiği Rojava’nın işgali harekatı 7. gününde; beklenmeyen siyasi hamleler, değişen dengeler, sivil-asker ölümleri, göç ve IŞİD’in yeniden hareketlenmesine vesile olacak gelişmelerle devam ediyor. Emperyalist güçlerin beklenen, ancak bu hızda ve çeşitlilikte olmasıyla “şaşırtan” hamleleri, harekata da Suriye ve özelde de Rojava’ya ilişkin olası gelişmelere de yeni boyutlar kattı.

Bombalar, füzeler, sivil ölümleri, göçlerle harekat devam ederken son 2 günde ve hatta saatlerde ardı ardına şu gelişmeler yaşandı: YPG’nin omurgasını oluşturduğu QSD Rusya’nın arabuluculuğuyla Suriye’yle anlaşma yönelimine girdi. Suriye ordusu Afrin’in işgali sürecinden farklı olarak bu sefer sınıra gerçekten geldi.

Türkiye açısından kritik önem atfedilen Mınbiç’in denetimi Suriye’ye geçti.

ABD Mınbiç’ten çıktı ve Türkiye’ye dönük ambargo tehdidinin ucunu resmi olarak da gösterdi. ABD Savunma Bakanı Mark Esper, “Erdoğan’ın emrettiği tek taraflı işgal, geniş çaplı can kaybına yol açtı” diyerek resmi olarak harekata “işgal” demiş oldu.

BM Türkiye’yi harekat kapsamında “savaş suçları” konusunda “uyardı”.

Çin, “operasyonu durdurun” çağrısında bulundu.

AB devletleri silah satışlarını durdurdu. Volkswagen bile Manisa’da kuracağı fabrikaya ilişkin harekatın belirsizliğe yol açması nedeniyle şimdilik sözleşmeye imza atmaktan vazgeçtiğini açıkladı.

Döviz bir kez daha yükselişe geçti. Savaşın bütçe üzerindeki etkileri şimdiden hissedildi… vs.

Belli ki bölgede kendi lehlerine yeni dengeler kurmak isteyen emperyalist aktörler şimdilik de olsa belirli konularda anlaşmaya varmış ve Türkiye’nin giriştiği bu çılgınlık, hesaplanan pozisyonlar için hareket alanı olarak kullanılmıştı!

Ortaya çıkan bu yeni dengenin kalıcı olup olmayacağıysa belli değil. Keza görüşmeler, ittifak olup-karşıtlaşmaların her an değişebileceği kaotik bir tablo var karşımızda. Net olan tek şey bu süreçte Kürt halkının tarihsel kazanımlarının kurtlar sofrasına konulduğu, efelenerek “elimde ne kalırsa kardır” niyetiyle işgale girişen Türkiye’nin bu bataklığa daha fazla gömüleceğidir!

Tüm bunlar olurken siyasi çözülmesini durdurmak, yayılmacı hayallerini gerçek kılmak ve mevcut kriz koşullarında burjuvazi için yeni sömürü-talan pazarları yaratmak gibi amaçlarla başkomutan edasıyla harekâtın düğmesine basan, bulduğu her mikrofona muzaffer komutan edasıyla tehditler üfleyen ve fakat durumun giderek zorlaştığını görüyor olmanın paniğini de saklayamayan Erdoğan, “Münbiç’ten Irak sınırına kadar olan bölgeyi güvenli hale getireceğiz” diyebilmekte. Demek ki bataklığa boğazına kadar batmaya ant içmiş!

Belli ki, cihatçı çetelerle birlikte Rojava topraklarında yeni bir pazar, fetih “vahası” yaratma hayallerine gömülmüş rejim, burnunun üstüne çakılıncaya kadar gitmekte kararlı.

Şimdi en önemli görev, Kürt halkının bir kez daha sergilediği görkemli direnişin bu kurtlar sofrasını da hizaya getirecek bir güce dönüşmesine destek vermektir. O direnişin desteklenip, gerçek bir barikata dönüşmesine güç verilmezse, bu denge-dengesizlik ikliminin, kaosun; daha büyük kaoslara, savaşlara evrilmesinin işten bile olmadığını bilmektir.