İlk önce Erdoğan, “İdlib’de yoğun bir, BEN BUNA SAVAŞ DİYEBİLİRİM, şu anda orada devam ediyor. Rejim İdlib halkına zulmü durdurmadığı sürece bize oradan çekilmek söz konusu değil. Ateşkesi ancak bu şekilde yapabiliriz.” diyerek başka bir ülkenin topraklarındaki askeri (ve çeşitli biçimlerdeki!) varlığını meşrulaştırmaya (!) çalıştı, bu arada da “savaş hali” içinde olduğumuzu ilk ağızdan resmi olarak açıklamış oldu.
Erdoğan bu “hali”, bugün yaptığı ve hemen her kesime sayısız tehdit saldığı açıklamalarıyla daha açık ifadelerle bir kez daha ilan etti. Buna göre Suriye askerlerinin kendi topraklarından Erdoğan’ın belirlediği sınırlara çekilmesi için verdiği süre doluyordu ve çekilmezlerse vurulacaklardı! Bunun için halletmesi gereken tek nokta; hava savunma sistemini kullanabileceği bir koridorun açılması, bilumum emperyalist gücün ve özelde de Rusya’nın bu konuda gerekli koridoru açmaya olur demesiydi!
O karanlık “diplomasi” odalarında ABD ile Rusya arasındaki çelişkilerden yararlanarak Suriye’den bir avuç toprak kapmak peşine düşerken her ikisinin de oyuncağı haline gelen rejimin ilk önce titrek ve giderek daha yüksek sesle ilan ettiği bu “savaş hali”, başka ağızlarda daha net ifadelerle de dile gelmeye devam ediyor.
Bu ağızlardan biri de AKP Aydın Milletvekili Rıza Posacı oldu. Posacı, mevcut durumun bir “savaş hali” olduğunun altını; mazot ve gübre destek ödemelerinin gerçekleşmemesi sebebiyle duruma tepki gösteren ziraat odası başkanları ve çiftçileri fırçalarken çizdi ve “Memlekette harp var, ortalık yer yerinden oynuyor. Size el insaf diyorum” dedi.
İnşaat ve enerji patronları başta olmak üzere tüm burjuvaların vergi borçlarına af getiren, bankalara olan kredi borçlarını üstlenen AKP’li devletin bu borazanı, köylünün mazot ve gübre destek ödemelerinin yapılmaması karşısındaki, isyan bile değil sitemine, “Bana göre öyle çok abartılacak bir durum yok. Ama oda başkanı arkadaşlarımız biraz heyecanlanmış herhalde. Memlekette harp var, ortalık yer yerinden oynuyor. Size el insaf diyorum. Az sabırlı olun, memleket bizim, çiftçi bizim. Ben de çiftçiyim. 3-5 gün geç kalma ile feveran yapmayın” diyecek kadar en hafif ifadeyle pişkinlik sergileyebildi.
“Memlekette harp olduğunu” ilan ederek girdi desteklerinin ödenmemesine sitem eden oda başkanlarını “Bana göre öyle çok abartılacak bir durum yok” şeklinde azarlayan Posacı’nın “abartılacak bir şey yok” dediği şey devasa tarımsal üretimin çöküşü. Keza bu “abartılacak bir şey yok”un somut karşılığı şöyle: 2 milyona yakın köylünün arazilerinin ipotekli olması, on binlerce çiftçinin fahiş rakamlara ulaşan girdi masraflarını karşılayamadığı için toprağını işleyemiyor ve hatta tarlasını-traktörünü satışa çıkararak fiilen bitirilen tarımdan elini eteğini çekmeye çalışması! Sayısı bilinmeyecek kadar çok çiftçinin kredi borçları nedeniyle cezaevine girme tehdidiyle karşı karşıya kalması!
Kısacası sözkonusu ekonomik-sosyal yıkım, tuzu kuruların o irrite edici “bir kurşunun fiyatını biliyor musunuz?” sorulu hamasetinin daha fazla kaldırılamayacağı bir eşiği ifade ediyor. Yandaşa, bilumum burjuvalara kıyak üstüne kıyak çeken ve bu kıyakları da bizim canımıza okuyarak gerçekleştirebilen AKP’li devletin; Libya’da, Suriye’de yine o burjuvaların çıkarları için giriştiği çılgınlıkların, işgalci politikaların işçi ve emekçilerde bir sarhoşluk hali yaratması eskisi kadar kolay değil.
İşçi ve emekçiler savaş-şovenizm-tarihsel gericilik rüzgarının arabasına koşulamayacak kadar acı bir mide krampıyla kasılıyor keza…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!