ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çok ağır koşullarda, uzun saatler ve düşük ücretlerle çalışan kadın işçilerin, ağır bedeller ödemesi ile başlayan mücadeleleri günümüz de devam ediyor.
1857’den günümüze kadınların çalışma ve toplumsal hayatta ki katmerli sömürüsünün temeline doğru yerden bakabilmek önemli. Ben kadın sorununa ya da 8 Mart’a feministler gibi bakmıyorum. Salt kadın cinayetleri, kadına taciz ve tecavüz üzerinden bakmak büyük resmi görmemek olur.
Kadın sorununa emek sermaye çelişkisi üzerinden bakılması ve mücadele edilmesi gereken bir sorundur. Dolayısıyla sorun düzen sorunudur. Kadın emeğini de erkek emeğini de sömüren bu sisteme karşı omuz omuza mücadele etmekten başka bir yolumuz yok.
1909 yılında New York’ta bir fabrikada çalışan işçiler, kölelik sistemi dediğimiz taşeron sisteme karşı grev hakkını kullanarak mücadele edip bu sistemi kaldırırken ülkemizde 2000’li yıllarda taşeronlaşma başlamış ve taşeron ile doğru dürüst mücadele edilememiştir. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve hükümetin politikaları ile işçilerin sömürüsü üzerinden varlığını devam ettirmiştir.
Ataşehir Belediyesi’nde yıllarca taşeron olarak çalıştırılan yüzbinlerce işçiden biriydim. 4 Ekim 2019 tarihine kadar haksız ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarılana kadar.
8 Mart 2020, yani bugün 152 gündür direniyorum alanlardayız. Sınıf bilinci ile direnen bu düzenin adaletsizliklerine karşı sokaklarda alanlarda olan ve baş eğmeyen, dövüşen ve güzelleştiren, bedel ödeyen tüm kadınlara selam olsun diyorum.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!