Perşembe, 23 Temmuz 2026

İstihdamdan anladıkları: Tüm kazanımların gaspı!



16 Ekim’de Meclis’e getirilen 43 maddelik “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”, işçi sınıfı ve emekçi kesimlere daha vahşi sömürü, daha kesif bir yoksullaşma, geleceğin daha karanlık olması dışında bir şey vadetmiyor!


Korona salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak, salgın nedeniyle işçi ve patronlar üzerinde oluşan yükü “sosyal devlet ilkesi” gereğince paylaşmak ve gidermek, istihdamda devamlılığı sağlayabilmek gibi oldukça “ulvi” amaçlarlar sıralamasıyla 16 Ekim’de Meclis’e getirilen 43 maddelik “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”, işçi sınıfı ve emekçi kesimlere daha vahşi sömürü, daha kesif bir yoksullaşma, geleceğin daha karanlık olması dışında bir şey vadetmiyor! Patronlara sayısız konuda teşvik ve destek dağıtmayı, bunun için işçiye ait olduğu söylenen İşsizlik Sigortası Fonu’nu bir kez daha yağmalamayı esas alan düzenlemeler, birbiriyle alakasız sayısız konunun aynı torbaya doldurulmasıyla adeta saklanmaya çalışılıyor. Oysaki bu paketle de burjuvazi ve devleti pandemi koşullarıyla birleşerek daha da ağırlaşan krizin işçi ve emekçiler açısından yarattığı yıkımı, sömürüyü derinleştirmenin fırsatına dönüştürmek istiyor.

İşçi sınıfını yaşa ve cinsiyete göre bölerek, etkisizleştirme yaklaşımıyla sömürü derinleştiriliyor

Bunun ifadesi olan esnek-güvencesiz çalışma rejiminin yaygınlaştırılmasını temel çıkış noktası haline getiriyorlar. 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin süreli sözleşmelerle çalıştırılmasının arkasının sınıfın diğer bölüklerine de benzer dayatmalarla geleceğini öngörmekse zor değil.

25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin belirli süreli iş sözleşmeleriyle istihdam edilmesinin (ki kadınlar için de aynı düzenlemeler gündeme gelmişti ve gelmeye devam ediyor) yaratacağı hak kayıplarını saymaya gerek var mı? Belirli süreli sözleşme ile çalıştırılan işçiler kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamazlar. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar iş güvencesi hükümlerinden yararlanamazlar.

Teklif, sosyal güvenlik hakkına ve özellikle de emeklilik hakkına da darbe indiriyor. 32’nci maddesinde, 5510 sayılı Kanun’da yapılması öngörülen değişiklik ile 25 yaşından küçük olup kısmi süreli olarak ayda 10 günden az çalışan işçilerin sadece iş kazası ve meslek hastalığı ile genel sağlık sigortası primlerinin (kısa vadeli sigorta primleri) ödenmesi öngörülüyor (toplam yüzde 14,5). Bu işçiler için malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi (yüzde 20) ödenmeyecek. Diğer bir ifadeyle gençlerin kısmi çalışmaları emeklilikte dikkate alınmayacak. Teklifin gerekçesine göre böylece prim maliyeti, dolayısıyla işçilik maliyeti azaltılacak ve istihdam artacakmış!

Özeti vahşi çalışma koşullarını yaygınlaştırarak Türkiye’yi bölgenin Çin’i yapmak, bu haliyle uluslararası sermayeye pazarlamaktır!

Kurumlar vergisi 5 puan düşürülürken…

AKP tarafından getirilen teklifin onlarca maddesi burjuvazi için “istihdam teşvikleri ve destekler” içeriyor. Vergi, borç, sigorta primlerinin yapılandırılması gibi birçok başlıkta ayrıntılandırılıyor bunlar.

Bunlardan biri kurumlar vergisinin 5 puan indirilmesi. Patronlardan alınacak verginin büyük bir oranla düşürülmesi anlamına gelen bu madde varken, işçinin ücretinden alınan verginin, gelir vergisinin düşürülmesi ya da kaldırılması gibi bir madde yok mesela! Patronlardan alınacak verginin düşürülmesinin aynı zamanda bütçe açığının dolaysız vergilerle doldurulması, dolayısıyla daha fazla hayat pahalılığı anlamına geleceğini öngörmekse zor değil.

Patronlara sayısız teşvik ve destek sunulurken mesela geliri olmayanlara nakdi destek adına da tek kelime edilmiyor. Patronların teşvikinde o kadar ileri gidiliyor ki, kayıt dışı işçi çalıştırılanlar gerek sayısız af gerekse sigortalı çalışmaya geçmeleriyle birlikte ek desteklerle adeta ödüllendiriliyor.

Tüm bu teşvik ve desteklerin karşılanacağı esas kaynaksa yine işsizlik fonu olacak ve yağmalandıkça eriyen fon işsiz kalacak emekçilere amacına uygun maaş verecek bir kaynak olmaktan çıkarılacak!

Onca şeye rağmen istihdam genişliyor mu?

Peki bu yağmacılık istihdamı gerçekten genişletecek mi? Bunun böyle olmadığını son yıllarda açılan sayısız istihdam paketine, yağmalanan milyarlara rağmen ortada duran tabloya bakarak, bizzat deneyimleyerek biliyoruz.

Bu verilere göre son 4 yılda hem işsizlik sigortası fonundan hem de bütçeden istihdamın genişletilmesi bahanesiyle patronlara aktarılan meblağ 134 milyar TL’ye tekabül ediyor. Buna rağmen 2017 yılında 28,2 milyon olan istihdam, 2020 Temmuz ayı itibariyle 27,2 milyona gerilemiş durumda hem de işgücüne katılım oranı artmışken.

Birleşik ve kararlı bir mücadele dışına seçenek yok 

Kıdem tazminatının fona devredilerek fiilen gasbedilmesi saldırısını tepkiler üzerine şimdilik geri çekmek zorunda kalan burjuvazi ve devleti, onun yerine bu saldırıyı koyarak işçi sınıfını bölme, parçalama, daha örgütlü gövdesini hareketsiz bırakma sinsiliğiyle hareket ediyor.

Hiçbir işçinin, “beni ilgilendirmiyor, beni kapsamıyor” deme lüksü yok. Saldırıyı gündeme getirenler zaten bunu düşündürtmek istiyor ve bu yaklaşım üzerinden işçi sınıfı ve emekçilerin gövdesini tavırsızlığa sürüklemek istiyorlar.

Mevcut sarı sendikaların açık sınıf işbirliği içinde, öyle olmadıklarını iddia edenlerinse ciddi bir iradesizleşme haliyle karakterize olduğunu yaşayıp görüyoruz. İşçi sınıfının böylesine ciddi bir tarihsel saldırı karşısında örgütlü bir tutum geliştirmesi bu sendikaların müdahalesiyle olmayacaktır. Onları bile buna mecbur edecek olan, sınıfın kendi göbeğini kesme restini görmeleridir.