Kürt halkına yönelik kapsamlı saldırganlığın en önemli hedeflerinden birinin tarihsizleştirip-belleksizleştirmek olduğunu biliyoruz. Tüm toplumsal kazanımlarını, yarattığı örgütlenme ağlarını-kurumlarını dağıtmak, halkı kelimenin gerçek anlamıyla çözmek için şimdiye kadar yapmadıkları kalmadı. HDP’li belediyelere atanan kayyumlar bu kapsamlı saldırganlığın tipik sembolleri oldu. İlk işlerinden biri tarihsel belleği silmek olan, cadde-sokak isimlerini değiştiren bu kayyumların en saldırgan oldukları alan da kadın örgütlenmesiydi. Hemen hepsinin ilk icraatlarından biri, Kürt kadınlarının yakaladığı özgürleşme düzeyine karşı duydukları toplam öfkenin de ifadesi olarak, HDP’li belediyelerin kadınlara dönük yarattıkları kurumları, örgütlenme ağlarını dağıtmak oldu. Bazı kadın kurumlarının başına erkekleri atadılar, bazılarının kapısına kilit vurdular, binalarını bambaşka amaçlar için kullanıma açtılar…
Kayyum siyasetinin kadın düşmanı politikalarına son olarak Diyarbakır Bismil Belediyesi’nde yaşanan gelişme eklendi. Kadını tüm toplumsal ilişkilerden soyutlayarak sadece aile denilen kurumun içine hapseden, şiddet ve cinayetlerin önlenmesini de “iyi eş olmak”ta gören bu zihniyet, 9 Ocak’ta İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’yle “Evlilik Okulu” projesi protokolünü imzaladı, bugün de eğitimlere başlıyor.
Bu projenin amacı “çiftleri evlilik konusunda eğitmek” olarak açıklandı. MA’dan Eylem Akdağ’ın haberine göre 3 hafta sürecek eğitimde, “Etkili iletişim, öfke kontrolü, empati, ben dili, sağlıklı ebeveyn ilişkileri, dinimizde evlilik ve aile hayatı, evlilikte ibadetin yeri ve önemi, temizlik ve hijyen, sağlıklı beslenme, aile bütçesi hazırlama ve sürdürülebilirliği, doğru alışveriş usulleri ve dinimizde israf, güvenli internet ve dolandırıcılardan korunma” gibi konular yer alacak.
Kadını kriz koşullarında yoksulluk yönetiminin başına oturtan, kıt kanaat geçinmeyi temel diskur haline getiren ve bunu da “aile bütçesi hazırlama ve sürdürülebilirliği”, “doğru alışveriş usulleri” gibi başlıklarla eğitim konusu haline getiren proje, diğer taraftan ona aileyi dini kaideler temelinde bir arada tutma rolü yüklemektedir.
Onlara göre kadın kıt kanaat geçinmeyi bilen, ocağında taş da kaynatsa buna bir çeşni katmayı becerebilen, kuruşu kuruşa ekleyerek alışveriş yapabilen bir bütçe yöneticisidir, şükretmeyi bilen ve öğreten bir sabır taşıdır! Ama sadece bu değildir. Aynı zamanda “kocasının” gönlünü hoş tutan, aile denilen kurumun havasını dinin gerekleriyle tütsüleyen, sesinin tonunu bile eşini kızdırmayacak şekilde ayarlama sanatında ustalaşan bir ev kölesidir.
Kadına bu misyonları yükleyen, sınırlarını bu şekilde çizen bir zihniyetin kadın cinayetlerini ve şiddeti de aynı argümanlarla açıkladığını anlamak güç değil. “Aileyi güçlendirmeyen, dinin gereklerini yerine getirmeyen, kriz koşullarda bütçeyi doğru kullanmayı bilmeyen, eşiyle ilişkilerinde gerekli özeni göstermeyen kadın, erkeğin hedefi haline gelir” demenin farklı bir ifadesi olan bu kayyum icraatı, aynı zamanda kadın cinayetlerinin ve şiddetin bu devlet zihniyetiyle neden engellenemeyeceğinin de özetidir.
Elbette sadece bu değildir. Bununla birlikte Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesiyle ilişkilendiği düzeyin yarattığı öfkeyi ifade eden bu adımlar, rejimin en önemli işlerinden birinin şimdi onların kazanımlarını geriye dönük olarak çözmek olduğunun da itirafıdır.
Tutar mı, tutmaz. İleri olan, kendi toplumsal ağlarını-derinliğini yaratan, bunu toplumsal bir kültür olarak kolektif ruh haline getiren o kazanımlar böyle ucuz politikalarla elbette ki tasfiye edilemez. Fakat bu, sözkonusu kirli politikalara karşı özel bir duyarlılık geliştirmenin kaçınılmaz olduğu gerçeğini de değiştirmez. Kadın hareketinin özel bir duyarlılıkla üstüne gitmesi gereken konulardan biri olduğu gerçeğini…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!