Çarşamba, 29 Temmuz 2026

Uzayan Savaş, Derinleşen Çıkmaz



ABD’nin İran’la yürüttüğü uzatmalı savaş dünyada sınıf mücadelesinin yeni evresini de etkilemektedir


YAŞANACAK DÜNYA

Çiğdem Devran

ABD emperyalizmi Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar uzanan müdahalelerin ortak vaadi hep aynıydı: “Kısa sürede sonuç alınacak.” Ancak sonuç hiçbir zaman Washington’ın planladığı gibi olmadı. Bugün İran’la yaşanan uzatmalı savaş için “Kısa süreli sonuç“ lafına işbirlikçisi gerici körfez ülkeleri başta olmak üzere dünyada inanan kalmadı. Tersine daha yüksek perdeden ateşkes demeye başladılar. Zira Trump sözcülüğünde ABD emperyalizmi bir gün “görüşmeler ilerliyor” derken ertesi gün “çok daha büyük saldırılar geliyor” açıklamaları yapıyor. Bu çelişkili açıklamalar saplanıp kalınan savaş batağının istenilen sonucu vermediğinin göstergesi haline geldiğini dillendirmeyen kalmadı.

Washington savaşın ilk günlerinde İran’ın kısa sürede diz çökeceğini hesapladı. Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri üslerin, hava savunma sistemlerinin ve enerji altyapısının vurulmasıyla İran’ın geri adım atacağı düşünüldü. Fakat beklenen olmadı. İran askeri kapasitesini tamamen kaybetmediği gibi savaşın ağırlığını cepheden çıkarıp dünya ekonomisinin en hassas noktasına, enerji yollarına taşıdı. Körfez’deki Amerikan üslerine yönelik saldırılar, Hürmüz Boğazı üzerindeki baskı ve Babülmendeb Boğazı ile Kızıldeniz’deki deniz ulaşımının kesintiye uğraması, savaşı askeri olduğu kadar ekonomik bir cepheye de dönüştürdü.

ABD “Hürmüz’ü açacağız” dedikçe dünya enerji piyasaları daha fazla sarsılıyor. Dünyanın petrol ihracatının yaklaşık beşte birine yakınının aktığı Hürmüz Boğazı’ndaki her kriz, Londra’dan Frankfurt’a, Şanghay’dan Tokyo’ya kadar bütün borsaları sarsıyor. Enerjiye bağlı sektörlerdeki maliyet artışıyla bu tablo yalnızca İran’ı değil, emperyalist sistemi de sıkıştırmaya başladı.

İlk huzursuzlananlar ise ABD’nin en yakın müttefikleri oldu. Gerici Körfez rejimleri savaş uzadıkça bunun bedelini ödemeye başladılar. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt yalnızca Amerikan üslerine ev sahipliği yapmıyor; aynı zamanda dünya enerji ihracatının merkezinde bulunuyor. İran’ın misillemeleri sonucu rafinerilerin, depolama tesislerinin ve ihracat altyapısının hedef alınma ihtimali bile milyarlarca dolarlık kayıplara yol açıyor. Bu nedenle Körfez sermayesi, Washington’a giderek daha yüksek sesle “çatışmayı büyütmeyin” mesajı vermeye başladı.

Benzer rahatsızlık Avrupa’da da büyüyor. Ukrayna savaşı nedeniyle Rus gazının önemli bölümünü kaybeden Avrupa sanayisi henüz bu krizi aşamamışken, Ortadoğu’daki yeni enerji sarsıntısıyla karşı karşıya kaldı. Özellikle Alman sanayisi yüksek enerji fiyatları nedeniyle son yılların en ağır rekabet sorunlarından birini yaşıyor. Kimya, çelik, otomotiv ve makine sektörlerinde faaliyet gösteren çok sayıda şirket, sanayi odaları ve ekonomi enstitüleri jeopolitik gerilimlerin üretim maliyetlerini kalıcı biçimde artırdığı uyarısını sıklaştırıyor. Enerji fiyatlarının her sıçrayışı, Avrupa sanayisinin dünya pazarındaki rekabet gücünü biraz daha aşındırıyor.

Gübreden plastiğe, ilaç sanayinden tekstile kadar binlerce ürünün maliyetindeki artış ve kâr oranlarındaki düşüş Avrupa tekellerini her geçen gün daha fazla vuruyor. Enerji akışındaki her kesinti bütün üretim zincirlerine yayılıyor. Limanlar yavaşlıyor, taşımacılık pahalanıyor, sanayi hammadde girdileri gecikiyor. Bunun bedelini tekeller değil işçi ve emekçiler ödüyor. Fabrikalar üretimi kısıyor, işten çıkarmalar gündeme geliyor, enflasyon yeniden tırmanıyor. Almanya’da otomotiv sektöründe her gündeme geldiğinde reddedilen 100 bin işçinin işinden olacağının kesinleşmesi örneklerden sadece biri. Bir kısmı silah üretimine geçecek olan bu fabrikalardan atılacak işçilerin artık devlet sendikalarının çerçevesini de zorlayan bir tarzda öfkeli oldukları ülke çapında yapılan son eylemlere de yansıdı. Uzatmalı savaş sınıf mücadelesini de keskinleştiriyor.

ABD’nin askeri ve teknolojik üstünlüğüne rağmen savaşta neden istediği sonucu alamadığı daha net görülüyor. ABD askeri bakımdan dünyanın en güçlü ordusuna sahip fakat ekonomik ve siyasal sonuçları kontrol edemiyor. Bombardımanları Hürmüz’den geçen tankerleri güvence altına alamıyor. Füzeleri dünya piyasalarında yükselen enerji fiyatlarını düşüremiyor. İran’ın kullandığı enerji akışını tehdit ederek askeri üstünlüğünü ekonomik maliyete dönüştürmesini engelleyemiyor.

ABD savaşın hedeflerini sürekli değiştiriyor. Önce “nükleer program durdurulacak”la başlayan, rejimin yok edilmesine evrilen zafer söylemi de iyiden iyiye belirsizleşti. ABD’nin her askeri hamlenin ardından yeniden müzakere masasına dönmek zorunda kalması savaş çıkmazının bir başka bariz göstergesi. Bu yüzden en yakın müttefiklerinden gelen hoşnutsuzluklar sonuç flulaştıkça büyüyor. Avrupa enerji maliyetlerinden, Körfez ülkeleri ise güvenlik ve ihracat kayıplarından şikayet ediyor. ABD savaşırken, müttefikleri faturayı ödemek istemiyor.

Sonuç olarak İran savaşı, ABD’nin beklediği hızlı zafer senaryosundan çoktan uzaklaşmıştı. Washington askeri üstünlüğünü korusa da, savaşın ekonomik ve siyasal maliyetleri büyüyor. Avrupa’nın enerji krizi derinleşiyor, Körfez gerici rejimleri ihracat güvenliğini kaybetmekten korkuyor, dünya kapitalizmi yeni bir enerji şokunun yükünü taşımak istemiyor. Emperyalist sistemin merkezinde yer alan güçler bile savaşın uzamasından rahatsızlık duyarken bu tablo ABD’nin yalnızca İran’la değil kurulmaya çalışılan yeni dünyanın düzeni içersinde başı çekmek isterken müttefikler huzursuz, ekonomik maliyetler büyüyor ve hedefler sürekli erteleniyorsa, artık ortada giderek derinleşen bir emperyalist çıkmaz vardır.

ABD emperyalizmi ne yaparsa yapsın İran’ın stratejik bir silah olarak kullandığı Hürmüz’ü kapatma ve Körfez’den enerji ihracını sekteye uğratmanın üstesinden gelemeyince oluşan enerji darboğazının oluşturduğu yükü taşıyamıyor.

Nükleer de dahil kullanmadığı silah kalmadı ama İran’a diz çöktüremiyor. Öyle arada sarf ettiği “İran’ı yok etme”, “Taş üstünde taş bırakmama” türü lafların etkisi de hükmünü enikonu yitirdi.

Ancak emperyalist savaşların gerçek faturasını artan enerji fiyatlarıyla, enflasyonla, işten çıkarmalarla, sosyal hak gasplarıyla ve militarizmin ağır vergileriyle dünyanın dört bir yanındaki işçi ve emekçiler ödemektedir. Avrupa’da savaş gerekçesiyle sosyal harcamalar kısılırken askeri bütçeler rekor düzeyde artırılmakta; sağlık, eğitim ve emeklilik fonlarından kesilen kaynaklar silah tekellerine aktarılmaktadır. Aynı süreç ABD’de de işlemekte, savaş ekonomisinin yükü ücretlilerin omuzlarına bindirilmektedir.

Yaşam maliyetlerinin yükselmesi, ücretlerin erimesi, güvencesizliğin artması ve militarizmin toplumsal yaşamı kuşatması, işçi sınıfının sistemle çelişkisini daha görünür hale getirmektedir. Bu görünürlük devlet sendikalarının “Sosyal hak gasplarına karşı mitingleri“ ile geçiştirebilecekleri gibi de değil. Emperyalist ülkelerde yükselen savaş karşıtı tepkiler, grevler ve sosyal hak mücadeleleri ile antiemperyalist direnişleri aynı nesnel zeminde buluşturmaktadır.

Bu nedenle ABD’nin İran’la yürüttüğü savaş dünyada sınıf mücadelesinin yeni evresini de etkilemektedir.