Cevahir Sonay
12 Eylül 1980’de yalnızca bir hükümet devrilmedi; işçi sınıfının, gençliğin, kadınların ve örgütlü toplumsal muhalefetin üzerine askeri zorla kurulan yeni bir düzen inşa edildi. Sendikalar ve demokratik kitle örgütleri kapatıldı, örgütlenme hakkı ağır biçimde sınırlandırıldı, emek üzerindeki baskı artırıldı. 46 yıl sonra 12 Eylül’ün kendisinde LGBTİ+ örgütleri ve hak savunucuları “Ailem Güvende” adı altında hedef alındı. Samsun Kadın Dayanışması, yaptığı açıklamayla bu tabloyu 12 Eylül’ün örgütlü toplumsal muhalefete karşı kurduğu baskı düzeninin bugünkü biçimleri üzerinden tartışmaya açtı.
12 Eylül 1980… Türkiye işçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin örgütlü mücadelesinin askeri zor yoluyla bastırıldığı tarih. Darbe sonrasında sendikalar ve demokratik kitle örgütleri kapatıldı; yüz binlerce insan gözaltına alındı, binlerce kişi işinden edildi. Darbe sonrasında kurulan ekonomik ve siyasal düzen, emeğin örgütlü gücünün sınırlandırılması ve ucuz işgücüne dayalı ekonomik yapının güçlendirilmesiyle birlikte ilerledi. TBMM kayıtlarında 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarıyla başlayan ve 12 Eylül darbesiyle kurumsallaştırılan yapının emeğin ucuzluğu üzerine kurulduğu belirtiliyor. 12 Eylül böylece yalnızca tankların sokağa çıktığı bir gün değil işçinin, öğrencinin, kadının, ezilenin ve örgütlü halkın siyasal özne olma kapasitesinin devlet zoruyla sınırlandırıldığı bir düzenin adı haline geldi. 12 Eylül’ün yıldönümünde başka bir toplumsal kesim hedef alındı. 12 Eylül’de LGBTİ+ örgütlerinin internet siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi. 13 Eylül gecesi ise 15 ili kapsayan operasyonlarda evlere ve derneklere baskınlar düzenlendi; çok sayıda LGBTİ+ hak savunucusu, aktivist ve dernek yöneticisi hakkında gözaltı ve adli işlem gerçekleştirildi. Adalet Bakanlığı operasyonu “Ailem Güvende” adıyla duyurdu. Tam da bu nedenle Samsun Kadın Dayanışması’nın açıklaması yalnızca bir operasyon protestosu değil. 12 Eylül’ün sınıfsal ve siyasal mirasının bugünün toplumsal mücadeleleri açısından ne anlama geldiğine dair bir itiraz.
12 Eylül’ün “makbul yurttaş”ı, bugünün “makbul ailesi”
Samsun Kadın Dayanışması, “Ailem Güvende” adı verilen operasyonların dernekleri istismar, uyuşturucu ve müstehcenlik suçlamalarıyla aynı torbaya koyarak kriminalize ettiğini savundu. Dayanışma, Adalet Bakanlığı’nın operasyonu bu suçlamalarla birlikte kamuoyuna servis etmesini, dernekleri hedef gösteren ve kriminalize eden bir manipülasyon olarak nitelendirdi. Açıklamanın sınıfsal açıdan en önemli hattı ise “aile” söylemine yönelik itirazda ortaya çıktı. Çünkü 12 Eylül’ün kurduğu düzen yalnızca siyasal örgütlenmeyi bastırmadı; toplumu itaat eden, örgütlenmeyen, sorgulamayan ve devletin çizdiği sınırlar içerisinde yaşayan bireylerden oluşan bir toplumsal yapıya dönüştürmeye çalıştı. Bugün “makbul yurttaş” tarifinin yanına “makbul aile” tarifinin eklenmesi, Samsun Kadın Dayanışması’nın açıklamasında doğrudan sorgulanıyor. Dayanışma, sokak ortasında katledilen ve şiddete uğrayan kadınlar, aile içi şiddet ve istismar devam ederken LGBTİ+’lara yönelik nefret politikalarının sürdüğünü hatırlatarak “Ailem Güvende” adı verilen operasyonlarla aslında hangi ailenin güvence altına alındığını sordu.
“Bir hak savunucusu gece yarısı evinden alındığında hangi aile korunmuş oluyor?” Kadın Dayanışması, “aileyi koruma” söyleminin kadınların ve LGBTİ+’ların gerçek yaşam koşullarıyla çeliştiğini belirtti. Bir hak savunucusunun gece yarısı evinden alınmasıyla hangi ailenin korunmuş olacağını soran Dayanışma, şiddet gördüğü evden çıkmaya çalışan kadınlara güvenli sığınak açılıp açılmadığını da gündeme getirdi. Açıklamada devletin “kutsal aile” söylemi de kadın cinayetleri ve kayıplar üzerinden sorgulandı. Dayanışma, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Hande Kader, Miraş Güneş, Esra Ateş, Ecem Seçkin ve Fatma Şengül’ün isimlerini hatırlatarak devletin savunduğu “kutsal aile” düzeninin bu kadınları koruyup korumadığını sordu.
“Kadınlar güvende mi?”
Samsun Kadın Dayanışması, “Ailem Güvende” operasyonlarının tartışıldığı günlerde Samsun’daki kadınların maruz kaldığı şiddeti de gündeme taşıdı. İlkadım Liman Mahallesi’nde gündüz saatlerinde bıçaklı saldırıya uğradığını belirttiği Nesrin’i hatırlatan Dayanışma, kadınların sokakta ve evde güvenlik sorunu yaşadığını vurguladı. Dayanışma, güvenlik söyleminin karşısına kadınların gündelik yaşamını koyarak kadınların kentin sokaklarında yürürken ve kendi evlerinde yaşarken güvende olup olmadığını sordu. Açıklamada Canik’te hakkında koruma kararı bulunduğu belirtilen Emine Akpınar’ın öldürülmesi ve Sevda Türker’in erkek şiddeti sonrası yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdiği de hatırlatıldı. Dayanışma, kadınlar güpegündüz bıçaklanırken ve uzaklaştırma kararlarına rağmen kadınlar katledilirken sessiz kalanların “Ailem Güvende” operasyonlarıyla kimin güvenliğini sağladığını sorguladı.
“Çocukları kim güvensiz bırakıyor?”
Dayanışmanın açıklamasında çocukların korunması söylemi de sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler üzerinden eleştirildi. Çocukların yetişkinlerin kimlikleri ya da eşitlik mücadelesi nedeniyle değil tarikat ve cemaatlere itildikleri, MESEM’lerde sömürüldükleri, aile içindeki şiddet ve istismar cezasız bırakıldığı için güvende olmadığını belirten Dayanışma, çocukların gerçek güvenlik sorunlarının üzerinin “aile” söylemiyle örtüldüğünü savundu. Böylece açıklama, “aileyi ve çocukları koruma” söyleminin karşısına çocukların gerçek yaşam koşullarını, emek sömürüsünü, şiddeti ve cezasızlığı koydu.
“Bu saldırılar yalnızca lubunyalara değil”
Samsun Kadın Dayanışması, operasyonların yalnızca LGBTİ+’ları hedef alan bir saldırı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Dayanışmaya göre saldırı, kadınların kazanılmış haklarının yanı sıra örgütlenme özgürlüğünü ve bütün toplumsal muhalefeti hedef alan açık bir gözdağı niteliğinde. Bu nedenle açıklamanın politik çağrısı da yalnızca gözaltıların sona erdirilmesiyle sınırlı kalmadı. Dayanışma, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını, derneklerin ve aktivistlerin internet siteleri ile sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerinin kaldırılmasını, hak savunuculuğunu suç gibi gösteren dilden vazgeçilmesini ve örgütlenme, ifade ve yaşam hakkına yönelik baskıların sonlandırılmasını istedi.
12 Eylül’den bugüne: Örgütlü olana karşı devlet zorunun farklı biçimleri
12 Eylül’ün üzerinden 46 yıl geçerken tartışmanın merkezinde şu soru duruyor: 12 Eylül yalnızca 12 Eylül 1980 sabahı mıydı yoksa örgütlü toplumsal muhalefeti sınırlayan bir siyasal düzen olarak farklı biçimlerde yaşamaya devam mı ediyor? Samsun Kadın Dayanışması’nın bugünkü açıklaması bu soruya kendi yanıtını veriyor. Kadınların, LGBTİ+’ların, işçilerin, öğrencilerin ve diğer toplumsal mücadelelerin ortaklaştığı noktanın örgütlenme ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma hakkı olduğunu vurgulayan açıklama, “Ailem Güvende” operasyonlarını da bu daha geniş mücadele alanının içerisinde değerlendiriyor. Nitekim İnsan Hakları Derneği’nin LGBTİ+ Komisyonu da operasyonu “12 Eylül zihniyetinin ‘Ailem Güvende’ operasyonu” başlığıyla değerlendirdi ve operasyonu hak örgütlerine yönelik siyasi tasfiye olarak niteledi. Samsun Kadın Dayanışması ise açıklamasını kadınların ve LGBTİ+’ların geri çekilmeyeceğini belirterek sonlandırdı.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!