Pazar, 28 Haziran 2026

Tarihin bu kavşağında bize düşen!



Birleşik mücadelemizin mücadeleyi daha geniş bir tarzda kucaklayan inşası, kitlelerin gündelik hayatına dokunabilen, onları bulundukları yerden daha ileri bir noktaya taşıyacak nitelikte bir örgütlülük yaratmak hedeflerimizden başta gelenidir.


Pandemi kapitalizmin krizini gözler önüne serdi. Emperyalist kapitalizmin nasıl insanlık dışı çürümüş bir sistem olduğunu sıradan insanlar dahi neredeyse elle tutulacak ölçüde hissediyor.

Neoliberalizm döneminde tüm toplumsal ihtiyaçlar gibi sağlık sistemi ticarileştirildiği ve koruyucu sağlık hizmetleri tasfiye edildiği için sağlık sistemleri tıkanmış durumda. Aşıya ulaşılamıyor, ilaç tekelleri tam bir rekabet halinde. Emperyalist kâr dünyasının çıkarları bu sistem için hiçbir değeri olmayan yığınların kurban edilmesi pahasına korunuyor. Alınmayan önlemler, sıfırı tüketmiş sağlık sistemi, yoksullar tarafından ulaşılamayan aşılar sonucu daha şimdiden 3 milyonu aşkın insan hayatını kaybetti.

Kitle tepkisi büyüyor

Pandemi yasaklarının zaten çekilmez durumdaki gündelik hayatı daha boğucu bir cendereye sokması, başlangıçta kitleler cephesinden ölüm-karşı çıkma, tepki gösterme ikileminde yaşanıyordu. Son aylarda, insan hayatını hiçe sayarken baskı ve yasaklar konusunda şaşmaz bir “irade” sergileyen burjuva devletlere karşı öfke neredeyse her alanda adım adım büyüyor. Sadece ellerinden çekilip alınanları geri almaya dönük değil bu öfke ve tepkiler. Sisteme yönelme unsurlarını daha fazla barındırıyor.

Burjuva hükümetlerin devletin daha da merkezileşmesi doğrultusunda attıkları adımlar içişlerine ve polise verilen yetkilerle kitlelerin daha sistemli kuşatılmasını öngörüyor. İngiltere ve Fransa’da polise daha fazla yetki veren yeni yasal düzenlemelere karşı kitleler evlerine çekilmiyor, aksine, her protesto ve hesap sorma gösterisinde daha kalabalık bir şekilde sokakları dolduruyor. Son olarak buna Türkiye de eklendi. Eylemlerde görüntü ve ses kaydını yasaklayan bir kararname yayınlandı. Bütün dünyayı turlayan işkence ve cinayet görüntülerinin yayılmasını istemiyorlar.

Çünkü en “demokratik” denilen ülkelerde bile gösteriler şiddetle bastırılmaya çalışılıyor, kimi zaman çoklu organ kayıpları kimi zaman da cinayetle sonuçlanacak ölçekte polis şiddeti yaşanıyor. Burjuva devletler isyan korkusunu iliklerinde kemiklerinde hissediyor. ABD’li “yetkililer”, “Tüm sokağa çıkma yasağı ihlalleri isyana varıyor” diyerek itiraf ediyorlar bu korkularını.

İşçileri, emekçileri ölüme sürerken geçerli olmayan baskı ve yasakları tanımama, kısıtlamaları çiğneme yönünde daha fazla harekete geçiyor kitle öfkesi.

Almanya’nın Berlin, Hamburg, Köln, Frankfurt, Leipzig ve Potsdam kentlerinde kiraların pahalılığını protesto ederek dondurulmasını isteyen binleri, İtalya’da pandemi yasakları nedeniyle bavul kapaklarını açıp kapayarak eyleme çıkan iflasın eşiğindeki binlerce esnafı izledik.

Stuttgart’ta sokağa çıkma yasaklarını protesto sırasında salgını önlemenin en sonuç alıcı yöntemi ücretli izinle yaşamın durdurulması olduğu dile getirildi. Kitlelerin yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri destek paketleriyle “tam kapanma”ya gitmek gerekirken kapitalizmin kar mantığının bir sonucu olarak burjuvazinin çarkların döndürülmesini tercih ettiği ortada. Salgın, kitlelere hiçbir gelir desteğinin verilmediği baskı ve sokağa çıkma yasaklarına başvurularak durdurulmaya çalışılıyor. Tekellere teşvik ve destek verilirken sağlıkta kısıtlamalara gidiliyor.

Son olarak 1 Mayıs 2021 eylemlerinin Avrupa ayağında polisin kimi yerlerde güç gösterisi yaptığı, kimi yerlerde ise saldırıp kortejlerden insan almaya yöneldiğini kaydetmeliyiz. Köln, Hamburg ve Berlin antifaşist potansiyeliyle sık sık bu türden saldırılara hedef olmaktadır. Sözgelimi Köln’de işkenceyle gözaltına alınan genç arkadaş eylem sonrasında polis merkezinden alınabilmiştir, fakat polisin kitleden insan alma cüretini daha o anda püskürtmek gerekiyordu ve bunun koşulları da vardı. Gereken sadece daha inisiyatifli bir kitlesel yüklenmeyi ateşlemekti.

Burjuva devletlerin şaşmaz eğilimi

Ekonomide olduğu gibi siyasette de gücün merkezileşmesi ve yoğunlaşmasının devamı olarak karşımıza çıkan bu saldırılar emperyalist kapitalizmin doğasından kaynaklanan sonuçlardır. Neoliberalizmin keskinleştirdiği toplumsal yarılmalar ve kutuplaşma eğiliminin gelip geçici bir sapma olmayıp nasıl kökleştiğinin görülmesi açısından çok ciddi bir uyarıdır aynı zamanda.

ABD dahil hemen her ülkede muhalif her hareket ve gösterinin ölçü tanımayan bir devlet terörü ve polis şiddetiyle karşılaşması bizzat iktidarlar tarafından örgütlenen SA tipi çete örgütlenmelerinin şiddetinin ‘olağanlaşması’ yönündeki eğilimdir. Bu tümüyle toplumsal fay hatlarının derinleşmesinin, sınıf çelişkilerindeki keskinleşmenin ve egemen burjuvazinin yaşadığı sıkışma ve korkularındaki büyümenin toplam sonucudur.

Tarihsel olduğu kadar dönemsel olarak da hareket alanı daralmış güç kaybı içindeki burjuvazinin tek tek ülkeler bazında olduğu gibi dünya çapında da hükmünü ağırlıklı olarak şiddet araçları ve yöntemleriyle sürdürebilir durumda olması bu asli etkenlerin üzerine binen tamamlayıcı/hızlandırıcı bir etkendir

Bu tarihsel kavşak, neoliberal kapitalizmin kitleler açısından kısa ya da zamana yayılmış ölüm anlamına gelen bütün saldırıları devrim karşıdevrim güçleri arasındaki çatışmanın temel konusudur. Biz bunlara hedef kazandırıp sistem karşıtı düzlemlere çekemezsek -tarihten acı örnekleriyle bildiğimiz-, bu haklı öfke, tepki ve çıkış arayışlarının faşist hareketler tarafından sömürülüp güç toplama aracı haline getirilmesi kaçınılmazdır.

Dünyanın bütün ülkelerinde burjuvazi ve burjuva iktidarlar salgını önlemenin değil bu işten daha fazla çıkar sağlama peşinde! Onlar insan hayatı pahasına fırsatçılık yapıyorlar. Salgını işçi sınıfını, emekçileri ve toplumsal muhalefet dinamiklerini daha fazla baskılayıp denetim altına almanın aracı olarak kullanıyorlar! Pandemi bahanesiyle, hayatımız da mücadelemiz de onların işine gelen sınırlar içine hapsedilmeye çalışılıyor.

Burjuvazi ve devleti, pandemi yasaklarına yaslanarak gündelik hayata daha fazla sızıyor denetimi katmerlendiriyor; bunu kitle öfkesini kontrol altına almanın en etkin yolu olarak kullanmaya çalışıyor. Kaynamanın ve kabarmanın onlar da farkında, hatta belki de bizden daha fazla hissediyorlar bunu.

Bize düşen

İşçileri, emekçileri ölüme sürerken geçerli olmayan baskı ve yasaklar onların eylemli tepkileri söz konusu olunca hatırlanıyor. Bunun birikip iyice boğucu hale geldiği durumlarda kitle öfkesi kısıtlamaları tanımama, yasaklamaları çiğneme yönünde daha fazla harekete geçiyor. Burada kritik soru şudur:

Burjuva hükümetlerin pandemi politikalarının toplumların değişik kesimlerinde yarattığı tepkilere nasıl yanıt verebiliyoruz, bu hareketlenmelerin ne kadar parçası olabiliyoruz? Onlara hedef kazandırabiliyor muyuz? Sabırlı ve ısrarlı bir mücadele ve eylem hattıyla onları sistem karşıtı düzlemlere çekebiliyor muyuz? Yoksa seyretmekle mi yetiniyoruz bu kendiliğinden toplumsal kabarışları?!.

Faşist baskılara, kapitalist sömürü politikalarındaki pervasızlığa karşı hiç dinmeyen mücadele pratiklerini dişe diş bir mücadele düzeyine sıçratmalıyız.

Birleşik mücadelemizin mücadeleyi daha geniş bir tarzda kucaklayan inşası, kitlelerin gündelik hayatına dokunabilen, onları bulundukları yerden daha ileri bir noktaya taşıyacak nitelikte bir örgütlülük yaratmak hedeflerimizden başta gelenidir.

O zaman, daha cüretli adımlarla kitleler içinde yayılmaya, güç olmaya!

[Birleşik Devrim Dergisi‘nin Haziran 2021 tarihli sayısında yayınlandı]