Faşist iktidar blokunun “küçük ortağı” MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında her zamanki gibi karanlık bir köpük saçarak hem nasıl bir sıkışma içinde olduklarını hem de bu sıkışmayı yönetmeleri için saldırı, daha fazla saldırı dışında bir seçeneklerinin bulunmadığını ilan etti.
Onun gibi faşist şeflerden ahlak, vicdan beklemenin nafile bir çaba olduğunu bir kez daha bizzat kendisi tercüme eden Bahçeli, HDP İzmir İl binasına yapılan kontra saldırıyı, Deniz Poyraz’ın katledilmesini, HDP’ye yönelik kapatma davasını merkeze koyduğu açıklamalarında aklınca büyük fotoğrafı göstermeye çalıştı. Her zaman yaptıkları gibi dış güçler ve iç güçlerin (Kürt halkı ve siyasi temsilcileri başta olmak üzere tüm direniş dinamikleri!) ortak hazırladığını iddia ettiği bu büyük fotoğrafın karşısına kendisinin iç savaş, düşmanlık, azgın bir devlet terörü, rejimle aynı frekansta düşünmeyen herkesi düşmanlaştırıp, hedef haline getirmeyi içeren kanlı-karanlık fotoğrafı koydu.
Deniz Poyraz’ın domates, çay ve zeytinden oluşan kahvaltı sofrası ve katledilişinin kendisi etrafında oluşan toplumsal sahiplenmeyi, siyasallaşan toplumsal vicdanı, HDP’nin apaçık “mağdur” olması ve bunun geniş toplumsal kesimlerce kabulü bu azılı faşisti çıldırtmış belli ki. Her kötülükten kendileri için bir mağduriyet devşirmeye çalışan, daha doğrusu bunun kabulünü topluma dayatan faşizmin bu azgın temsilcisinin salya saçarak yaptığı konuşmadan da anlaşıldığı gibi bu sefer işleri o kadar kolay değil. Çıldırmasının nedeni de bu. Toplumun geniş kesimlerinin HDP’ye yönelik saldırıya, Deniz Poyraz’ın katledilmesine ilişkin duyarlılığı, öfkesi, tepkisi karşısındaki bu çıldırma hali yaşadıkları sıkışmışlığın olduğu kadar, tahammülsüzce saldırganlığın da ilanı niteliğinde.
Bunalımlarını kabul eden, fakat bunun sorumluluğunu “sağlıklı ve dengeli bir iktidar muhalefet ilişkilerinin kurumsallaşamamasına” bağlayan Bahçeli, HDP’ye yönelik saldırıyı ve Deniz Poyraz’ın katledilmesini kendilerini mağdur etmek isteyen güçlere, dahası bizzat HDP’ye hatta Deniz’e ve annesine bağladı! Katilin kendi işaretlerini yaptığına dönük fotoğraflarının, sosyal medya hesabındaki Minbiç görüntülerinin, iktidardan kişilerle çekildiği fotoğraflarının varlığını bile o karanlık zihniyetiyle oluşturduğu komplo teorisine bağladı.
Bahçeli, her açıdan irdelenmesi gereken konuşmasında Deniz Poyraz’ı terörist ilan ederek katledilmesini meşrulaştıran, annesini ve HDP’yi (ve başka birçok aktörü) büyük emperyalist komplonun parçası ilan eden konuşması bize bu cinayetin kontrgerilla cinayeti olduğunu apaçık ortaya sermek için daha fazla üzerlerine gitme daveti dışında bir anlam taşımıyor.
Akıllara ziyan bu konuşmanın bazı bölümleri şöyle:
HDP’nin kapatılması davası: Özellikle ABD’nin son 30 yılda komşumuz Irak’a yönelik 2 ayrı savaşının siyasi sonuçlarını sebepleriyle değerlendirdiğimizde, Türkiye’yi kıvama getirmek için kullanılan bölücülük ve bölücü terör oyununu her yönüyle berraklaştıracaktır. HDP bu oyunda asal bir figüran, asıl bir faildir. Parti görünümlü bu bölücü odağın kumanda odası, zalimlerin denetim ve kontrolündedir. PKK, silahlı saldırı konusunda kışkırtçılık tembihlenirken, HDP silahsız bölücülüğün maşası olarak görevlendirilmiştir. Türkiye üzerinden oyun kuranların tıpkı bir asır önce olduğu gibi yine bölücülük üzerinden yürüdükleri net olarak görülmüştür. Otu çekip köküne bakıldığında HDP’nin PKK’dan, PKK’nın HDP’den farklı olmadığı gerçeği ortaya çıkacaktır. Konu sıradan bir asayişsizlik veya organize suç şebekesi konusu değil, Türkiye’nin var oluş ve yok oluş davasıdır. Buna tarafsız ve tepkisiz kalanların ihanete ortaklıkları tartışmasızdır.
Hayırlı bir gelişme: AYM Genel Kurulu’nun HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davanın ilkini reddedip ikincisini kabul etmesi bize göre hayırlı bir gelişme, adaletin tecelli açısından ümit verici bir tesellidir. Hukuk varsa, adalet hakimse, Türkiye tarihi haklarından ve milli bekasını savunmaktan vazgeçmemişse, terörizmin siyaset ayağı, hiçbir ad altında açılmamak üzere kapatılmalıdır. Kılıçdaroğlu eline vicdanına koyup söylesin, kimin yanındadır? Bölücülüğü ve şiddeti, terörü mü destekliyor? Yoksa Türkiye’nin ve şühedanın safında mı duruyor? Bu meselenin arası, ortası, kıyısı, köşesi, şurası, burası yoktur. Artık seçenek kalmamıştır. Ya ihanet kazanacak ya da millet iradesi ihaneti kazıya kazıya temelinden söküp atacaktır.
HDP parti marti değildir: Kılıçdaroğlu, demokrasilerde parti kapatmak yanlış diyor, kuşkusuz halt ediyor. HDP’yi savunuyor, bölücülüğün avukatlığına utanmadan soyunuyor. O dediği meşruiyet ve hukuk sınırları içinde faaliyet gösteren partiler için geçerlidir, HDP bunun dışındadır ve zaten parti marti de değildir. Adalet ve vicdan terazisi bu rezalete onay veremez, cinayet ve melanetleri normal göremez. HDP, pek çok vahim özelliğinin yanında Türk demokrasisine biçilmiş kefen, doğrultulmuş silah, tuzaklanmış patlayıcı, döşenmiş mayındır. Ve HDP kapatılmalıdır, bu örgütün bölücü yöneticileri hakkında hukuk ve adalet tesirini mutlak surette göstermelidir. Boğaza nazır şatafatlı mekânlarda, sıcak kumların üzerinde, magazinleşmiş hayatlarının derinlerine sinmiş aşağılık kompleksleri eşliğinde, demlene demlene demokrasi edebiyatı yapanlara hayat çok parlak, dünya bunlara çok güzeldir. Lüks otellerin lobilerinde “bu kadar oy alan bir parti kapatılır mı, Türkiye’nin çivisi çıktı, bu ülke nereye gidiyor” ahkamı kesenlerin yedikleri önünde yemedikleri arkalarındadır.
HDP’ye saldırı: İzmir HDP il binasına yapılan saldırı da süreci başka bir noktaya taşımıştır. Saldırganın ifade tutanağı uyanık bir şuurla analiz edildiğinde, meczup olmadığı, tek başına hareket etmediği, bilinçli bir eylem içinde eyleme geçtiği hemen fark edilecektir. Lütfen dikkat buyurunuz, öyle bir gün seçilmiştir ki, binada tek bir HDP’li yönetici yoktur, hatta planlı bir toplantı da iptal edilmiştir. Tıpkı Ankara Gar patlamasında, tıpkı Suruç katliamında olduğu gibi, HDP’liler araziye uymuşlar, birdenbire kayıplara karışmışlardır. Olayın vuku bulduğu gün, ne hikmetse, çay servisi yapan asıl şahsın yerine yardım amacıyla kızı binaya gelmiştir.
Bozkurt işareti servis edildi: Cinayete kurban giden Deniz Poyraz’ın masada yarım bıraktığı kağıt bardaktan içtiği çay ile yediği domates ve zeytin, kısa süre içinde Türkiye aleyhtarlarının propaganda görseli olarak kullanılmıştır. Katilin ise bozkurt işareti yapan ve silah tutan halini resmeden fotoğrafları sanki bir yerlerde hazırda bekletiliyormuş gibi anında servis edilmiştir. Yani bir taşla daldaki birden fazla kuşun vurulması hedeflenmiştir. Altını kalın bir şekilde çizerek soruyorum; bu katil gerçekte kimdir? HTS kayıtları çıkarılmış mıdır? Bağ ve bağlantıları kimleri ve nereleri işaret etmektedir? Provokasyonun içinde derin PKK’nın, yabancı istihbarat örgütlerinin, kiralık taşeronların parmağı var mıdır?
Kiralık yazar ve gazeteciler: HDP’yi masumlaştırıp partimizi, Cumhur İttifakı’nı ve Türk devletini suçlamak üzerine bina edilen bu cinayetin önü arkası, sağı solu, altı üstü sonuna kadar araştırılmalıdır. Kim ne biliyorsa, kimin elinde ne belge, ne bilgi varsa emniyet güçlerine ve adli makamlara teslim etmek durumundadır. CHP, HDP, İP, Halk TV, yazı ve haberleriyle tahrik kampanyasının medya ayağını teşkil eden kiralık yazar ve gazeteciler hem soruşturma hem de kovuşturma süreçlerine alacakları özel bir izinle müdahil olmalı, olayın iç yüzünün aydınlığa kavuşmasına cesaretleri varsa hizmet etmelidirler. Biz bu cinayeti reddediyoruz. Katilin ve işbirlikçilerinin en ağır cezaya çarptırılmasını istiyoruz.
Haydut devletler: Kılıçdaroğlu, “Deniz’i öldürdüler, istiyorlar ki, bu ülkede hiçbir genç mutlu olmasın” sözlerini neye dayanarak, hangi delile güvenerek söyleyebilmiştir? Bu olayın sonucunda, Türkiye’yi haydut devlet durumuna düşürmek isteyenler olduğunu açıklayan Kılıçdaroğlu, ne dediğinin şuurunda mıdır? Aklı başında mıdır? Haydut devlet nedir? Uluslararası hukukun tek bir sayfasını okumadan kulaktan dolma ifadelerle nasıl ve hangi hakla, hangi cüretle, hangi tespitle böyle konuşabilmiştir?
Deniz Poyraz teröristtir: İzmir’deki cinayetin ardından Türkiye’ye pusu kurmak isteyen gerçek haydut devletler yok mudur? Kılıçdaroğlu, kime hizmetle memur edilmiş, akıl hocalığını kimler devralmıştır? Partiler üstü bir anlayışla tesis edilen, milletimizin özlemlerini ve devletimizin dik duruşunu teyit eden dış politikayı 180 derece değiştireceklerini söyleyen bu gafilin ağzından çıkanı kulağı duymuş mudur? Açık seçik söylüyorum, Türk devleti egemen ve haysiyet sahibi bir devlettir, katil ithamları ise soysuzluktur. Öldürülen Deniz Poyraz’ın kim olduğunu ben size söyleyeyim, PKK’nın kırsal katılım sorumlusu, şehirden dağa çıkmak isteyen PKK sempatizanlarını terör kamplarına sevk eden halkanın içinde yer alan milis işbirlikçidir. Milis işbirlikçi, köy, kasaba ve şehirlerde yalnız ve sahipsiz görülen kişileri terör örgütüne devşirmek için çalışan, örgütün hain eylemlerine yardım ve yataklık yapan terörist demektir.
Deniz’in babasını hedef gösterdi: Bu milis işbirlikçinin babası ise duyan herkesi şok eden açıklamalarda bulunmuş, bir nevi canlı bomba gibi patlamıştır. “Deniz benim Deniz’im değil, Kürdistan’ın Denizi’dir. Biz dağlarda direnen aslanlara borçluyuz. Şu anda düşmanın tank ve toplarının önünde direniyorlar. Biz ne kadar bedel de versek halen onlara borçluyuz. Allah gerillaya güç kuvvet versin, mertebelerini yükseltsin.” Herkesi ikaz ediyorum, hiç kimse, “ne yapsın acısı var, ne dediğini bilmiyor,” saptırmasına heves etmesin. Böylesi bir bahaneye de sarılmasın. İzmir’in göbeğinde bir PKK’lı arayıp da bulamayacağı bir propaganda imkanı yakalamış, bunu da şerefsizce kullanmıştır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!