Bir ay gibi kısa sürede Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde 33 işçi eylemi yaşandı. Uğur Tekstil, Özak Tekstil ve Şireci’deki iş bırakmalar başta olmak üzere bu eylemlerin çoğu kazanımla sonuçlandı.
DİSK Tekstil’in hızla örgütlenerek yetki aldığı Antep’teki Uğur Tekstil’de patron önce tüm işçileri işten atarak fabrikayı kapatacağını söylemişti. Bu kıyıma ve hileye karşı işçiler direnmiş ve patron sendikayla masaya oturacağını söyleyerek, çıkışını verdiği işçileri geri almıştı. Oturacağını söylediği sözleşme masasına oturmadığı gibi, DİSK Tekstil merkeziyle el birliği yapıp sözleşmeyi işçilerden kaçırmaya kalkıştı. İşçiler buna itiraz edince kıyım devreye girdi. Aynı anda DİSK Tekstil’i fabrikada örgütleyen Antep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen de sendika merkezi tarafından “anlayışlarımız uyuşmuyor” denilerek işten çıkarıldı.
DİSK Tekstil Genel Merkezi’nin Uğur Tekstil ve Özak Tekstil işçilerine karşı alenen patronun yanında tutum alması, işçi kıyımının ortağı olması ve işyerlerinde sendikal örgütlenme faaliyeti yürüten Antep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen’i sendikal görevinden “anlayış farkımız var” diyerek almasının ardından kurulan Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) daha kurulduğu anda patronların hedefi oldu.
Tekstil işçilerinin sendikalaşma mücadelesinde tartışılmaz bir yeri olan Antep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen’in işten çıkarılması patron ve sendika işbirliğinin geldiği yeri gösteriyor.
Evrensel’den Fatih Polat ve Halil İmrek BİRTEK-SEN Kurucu Genel Başkanı Mehmet Türkmen’le Antep’teki işçi hareketi ve sendikal mücadeleye ilişkin konuştu.
Bu kadar çok sendika varken, neden bağımsız bir sendika?
Savunduğumuz sendikal anlayış her işkolunda işçilerin tek sendika çatısı altında birleşmesidir. İşçi sınıfının sendika, konfederasyon farkı gözetmeden sermayeye karşı örgütlü olması ve birleşik bir güç olarak hareket etmesinden yanayız. Tekstil, dokuma işkolunda yüzde 1 barajın üstünde bulunan, sözleşme yapan 3 sendika var. Bunlarla yolumuz kesişti, deneyimler yaşadık. İşçi, bu üç sendikada hangisinde örgütlenmişse bizim yardımımız, yol göstericiliğimiz oldu. Ancak gelinen aşamada bu sendikalar işçilerin beklentilerini karşılamaz durumda. Onlarca fabrikada binlerce işçinin yenilgisi pahasına bu sendikalar denendi ve bu sonuca ulaştık.
En son DİSK/Tekstil’de Antep ve Urfa ilinde yaşadığımız iki yıllık deneyim de bunu gösterdi. Urfa’da Uğur Tekstil’de sendikal örgütlenmeyi gerçekleştirdik. Önce işyeri kapatıldı, 300 işçi atıldı. Buna karşı verdiğimiz direnişle 300 işçi tekrar sendikalı olarak işe başladı. Ancak sendikal bürokrasi bize ve işçilere, sizin işiniz buraya kadardı, gerisine karışmayın dedi. Sonraki gelişmeler kamuoyunca da biliniyor. Bu noktadan sonra Antep’te 17 fabrikada, Urfa’da Uğur ve Özak Tekstil’in arasında olduğu 3, 4 fabrikada işçilerle uzun tartışmalar yürüttük. Bu toplantı ve tartışma sürecinin ardından bağımsız sendika fikri olgunluk kazandı. Sendikamız fabrika işçilerinin katıldığı tartışma ve onların belirlediği bir kurucu heyeti ile oluşturuldu. Arkadaşlar, beni de 96 Ünaldı direnişine katılan eski bir halı dokuma işçisi olarak başkanlığa önerdiler.
BİRTEK-SEN’in nasıl bir anlayış farkı olacak? Bürokratik bir yapıya dönüşme riskine karşı nasıl önlemler alınıyor?
Bu sendikanın diğer sendikalara benzememesi ve burada da bürokratik eğilimlerin yeşermemesinin güvencesi işçiler olacak. Bizim sendikanın tüzüğünde fabrikada, işyerinde, isçilerin iradesi ve inisiyatifi dışında karar almayı ve işçilere sormadan sözleşme imzalamayı zorlaştıran hükümler var. Sendikamız, yöneticilerinin kendilerini işçilerin yerine koyarak, işçiler adına karar aldıkları ve sözleşme imzaladıkları bir sendika olmayacak. Sendikanın tüzüğünü işçilerle tartışarak kararlaştırdık. İşyeri temsilcilerinin demokratik bir şekilde seçilmesi, yönetimin demokratik bir şekilde oluşumu, gerekli gördüğünde işçilerin yöneticileri geri çağırma hakkı, karar alma süreçlerinde işçilerin onayı ve ortak iradesinin işletilmesi, sendika yöneticilerinin, genel başkan da dahil olmak üzere o iş kolundaki işçilerin ortalama ücretinden fazla ücret almaması gibi bir dizi önlem var.
İşkolu barajı var. Yüzde 1 ülke barajını nasıl aşacaksınız, yetkiniz olmadan işyerinde sözleşme yapabilecek misiniz?
Öncelikle sendikalar kanunu anti demokratiktir ve sendikal barajların kalkması gerekir. Baraj önemli bir engel ama bu işçilerle birlikte sözleşme, protokol yapamayacağımız anlamına gelmiyor. Bir sendikanın örgütlenme merkezi olmasının güvencesi işkolunda yetkili olması ile ölçülmez. İşçilerin mücadele merkezi olup olmadığı belirleyicidir. Sendikaların görevi iş kanunu ile tanınan hakları iş mahkemeleri yoluyla takip etmek değildir. Sendikanın görevi işçilerin örgütlenmesine dayanarak iş yasasının boşluklarını fiilen işçiler lehine geliştirmek ama en önemlisi fiili mücadele ile işçilerden yana yeni kurallar oluşturmaktır. Kaldı ki adına toplu sözleşme denmese de işçilerin işyerinde patronla bir sözleşme yapmasının önünde yasal bir engel yoktur. Pratik olarak son bir ayda işçiler bunu defalarca yaptı. Ama işçiler adına otellerde toplu sözleşme yapmayı düşünüyorsanız, o zaman siz buradan uzak durursunuz. Kaldı ki son işçi sınıfı hareketine bakınca, biz çok uzun olmayan bir sürede, işçilerin örgütlü gücü ve fiili mücadelesi ile bu sorunları aşacağımıza inanıyoruz.
Başpınar’da işçi eylemleri BİRTEK-SEN’in kuruluşu ile çakıştı. Sendika olarak nasıl müdahale ettiniz, işçilerin bu başkaldırışı karşısında ne yaptınız?
Başpınar’da ilk eylem 2 Şubat’ta oldu. Sendikamız kuruluş dilekçesini vermişti ama henüz süreç bitmemişti. En son iki hafta önce e-devlet sistemine girdik ve üye yapar hale geldik. İlk direnişten bugüne kadar 30’un üzerinde direniş yaşandı. Daha önce de bir çalışmamızın olduğu ve sınıfın bir parçası olduğumuz için direnişe geçen her fabrika bize haber verdi. Biz de tecrübelerimize dayanarak taleplerini netleştirmeleri için çaba sarf ettik. Direnişe geçen her fabrika önüne gittik. Kimi işyerlerinde çalışan işçiler bizim işkolumuzda değildi, onlara da desteğe gittik, kendi işkollarındaki sendikaya üye olmaları için yönlendirdik. Bazı direnişlerde sendikamızın oraya gitmesi ve işçilere verdiği güven patronları da kaygılandırdı. Patron iş büyümesin diye işçilerin zam talebini hemen kabul etti. İki sefer gözaltına alındık. Hakkımızda patronların şikayetinden dolayı yedi gün boyunca sanayideki karakolda ifade verdik. Gittiğimiz her fabrika önünde işçiler sendikayı coşku ile karşıladı, bizi dinledi. Bu ilgi kitlesel bir üyeliğe dönmüş değil. Bunun birçok nedeni var. Sendikalara güvensizlik, üye olursam işten atılırım kaygısı ve bölgemizde esasen var olan sendikaların yarattığı tahribat. Bunun yanı sıra sendikamızın çok yeni olması ve direnişlerde üye yapabilir durumda olmamamızdı. Ancak ileri işçiler sendikayı sahiplendi, kalıcı bağlar kurdu, şu an ileri işçiler üye oluyor.
İşçi bu eylemleri yaptı, neden topluca sendikaya üye olmadı?
İşçiler 2012 Başpınar grevini yaşamış, Çemen direnişini yaşamış, burada sendikaların tutumunu görmüş. Daha önce sendikalarda darbe yemiş, güvensizlik oluşmuş. Bu kötü örnekler hızlıca yayılmış. Patronlar da bu durumu kullanıyor. ‘Sendika size ne verdi. Sendikalı olan yerin hali ortada’ şeklinde propaganda yapıyor. Sendikal bürokrasi iki yönlü tahribat yaratmış. Birincisi sendikaya üye olan işçilere sahip çıkmamış, gittiğimiz birçok fabrikada işçiler olumsuz deneyimleri anlattı. İkincisi sendikal bilinçte tahribat yaratmış. İşçi sendikaya iki yılda bir toplu sözleşme imzalayan uzmanlar olarak bakıyor. Sendikayı, toplu sözleşmeyi de alınan zamma indirgiyor. Böyle olunca zaten zammımı aldım diyor. Ekonomik talebini henüz sendikalaşmaya kadar ilerletemiyor. Diğer taraftan patronlar, aramıza sendikayı sokmayın, biz onların aldıklarını veririz, diyor. Ancak bütün bu olumsuzluklara karşın bu birikiminin daha kalıcı ve uzun vadeli bir mücadeleye dönüşmesi bakımından önemli kazanımlar, önemli dayanaklar elde ettik. İleriki dönemde bunun güçlü bir sendikal örgütlenmeye dönüşmesi için öncü işçilerle kesintisiz bir mücadele sürdüreceğiz!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!