AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün arifesinde başında kızının bulunduğu yani ölçütlerine göre makbul olan kadınların kurduğu ve özünde kadın politikalarında rejimin ideolojik aygıtlarından biri gibi çalışan Kadın ve Demokrasi Derneği’nin (KADEM) Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Olağan Genel Kurulu’nda konuştu. Her zaman oluğu gibi bir kez daha kadın örgütlerine hakaret ederek saldırdı, kadına yönelik şiddete, cinayetlere karşı mücadele için yeni bir taslak hazırladıklarını belirterek, kadın istihdamında ne kadar başarılı olduklarından dem vurdu.
Erdoğan için makbul olan KADEM’in sınırları, diğerleri “sapkınlık”!
İstanbul Sözleşmesi’ni yasal müeyyidelere de aykırı şekilde bir geceyarısı kararnamesiyle fesheden Erdoğan, bu konuşmasında kadına dönük şiddeti, cinayetleri önlemek için Adalet Bakanlığı’nın yeni bir paket hazırladığını açıkladı. Konuşmanın bütününde “İstanbul Sözleşmesi’ni neden kaldırdın?” sorusuna da yanıt vermiş oldu.
Keza daha önce “kadınla erkek eşit olabilir mi?” diyen Erdoğan, konuşmanın akışı içinde hem cinsiyetlere ilişkin yeni bir tanım yaptı hem de bu tanıma göre hareket edilmesini “makbul kadın mücadelesi” olarak takdis edip, dışına çıkanları “sapkın” olarak damgaladı. Ona göre “makbul” olan KADEM’in sınırlarıydı. Bu sınırları ve tanımını “Derneğimizin öncülüğünde yürütülen faaliyetlerde dünyada, kimi yerlerde varlığını gördüğümüz bir sapkınlık dayatması değil, ‘Kadın insan, erkek insanoğlu’ irfanından neşet eden bir erdem ve onur mücadelesidir” cümleleriyle net bir şekilde ortaya koydu. Bu sözleri aynı zamanda kadına yönelik şiddetin temelini cinsiyet eşitsizliğinde gören İstanbul Sözleşmesi’nin neden kaldırıldığının da yanıtı oldu.
TÜİK yüzde 26,3 derken Erdoğan yüzde 34 dedi!
13,3 milyon kadın ev işleri ve bakım sorumlulukları nedeniyle istihdama katılamazken, geniş tanımlı genç kadın işsizliği 943 bin kişi ile yüzde 42,7’lere dayanmışken, yarı zamanlı-kayıtdışı çalışma kadınların “kaderi” haline getirilmeye çalışılıyorken Erdoğan kadınların işgücüne katılım oranını yüzde 27’den yüzde 34 seviyesine çıkardıklarını söyledi. Oysaki tespitleri sorunlu olan TÜİK bile 2020’de Türkiye’de istihdam oranının kadınlarda yüzde 26,3 olduğunu açıklamıştı!
Erdoğan sadece istihdamdaki başarılarıyla (!) övünmedi. İnsani, siyasi, sosyal, ekonomik her alanda kadınların önemli mesafeler katetmesini sağladıklarını söyleyerek şunları kaydetti:
Kadın istihdamını 6 milyondan 10 milyon sınırına getirdik. Karar mercilerinde kadınlarımızın varlığında gözle görülür bir artış yaşanmasını temin ettik. Mesela, kadınların parlamentodaki temsil oranı yüzde 4 iken yüzde 17’lerin üzerine yükseldi. Üniversitelerimizdeki öğretim elemanları arasında kadınların oranı yüzde 51’e yaklaştı.
“Zamanın ve şartların ürünü”ymüş!
Kendilerinin gerek ekonomik gerek ideolojik ve siyasi günahlarının kadına dönük her türlü eşitsizlik ve baskıyı nasıl körüklediğinin üstünden de “zamanın ve şartların ürünü” diyerek atlayan Erdoğan, “Kadının temel hak ve özgürlükleri konusunda yaşanan sıkıntılar, tamamen zamanın ve şartların ürünü, toplumsal kabullerin eseridir. Kadını anne, eş, kardeş, evlat vasıflarıyla insanın bir yarısı, erkeği de yine baba, eş, kardeş, evlat vasıflarıyla insanın diğer yarısı görmeden bu meseleyi sağlıklı ve sürdürülebilir dengelere oturtmak hayli zordur” dedi.
Kravat devri bitti, yerine “somut pişmanlık” geliyor!
Erdoğan, bir süredir Adalet Bakanlığınca yeni bir paket hazırlıklarının yürütüldüğünü belirterek “Taslağı üzerindeki çalışmaları biten bu paketi en kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisimizin gündemine getireceğiz. Yeni düzenlemeyle artık kadına yönelik saldırılarda faillerin somut pişmanlık emaresi içermeyen hiçbir davranışı indirim nedeni olarak kabul edilmeyecektir” dedi.
Şimdiye kadar takım elbise giyinen, kravat takan kadın katillerine “iyi hal indirimi” yapıldığını söyleyen ve artık o devrin biteceğini müjdeleyen Erdoğan, “somut pişmanlık”tan ne anladığınıysa elbette söylemedi.
Türkiye kadın cinayetlerinde Avrupa ülkelerinin çoğunun gerisindeymiş
Türkiye’deki kadın cinayetlerinin oran olarak Avrupa ülkelerinin çoğundan daha geride olduğunu savunan Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti:
Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve eziyet gibi suçlar kadına karşı işlenmişse cezalar daha da artırılacaktır. Nikahlı veya boşanmış eşe karşı işlenen tehdit suçlarına verilecek cezaların da alt sınırı 6 aydan 9 aya çıkarılacaktır. Fiziken veya iletişim araçları vasıtasıyla yapılan ısrarlı takip eylemleri, artık cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapisle sonuçlanacak bir suç olarak işlem görecektir. Belli durumlarda bu suç için tutuklama kararı da verilebilecektir. Aynı şekilde eşe veya boşanılan eşe karşı işlenen kasten yaralama suçları da katalog suç düzenlemesine dahil edilerek tutuklama kararları kolaylaştırılacaktır. Şiddet mağduru kadınlara talep etmeleri halinde Baro tarafından ücretsiz avukat görevlendirilebilecektir.
Fazla söze gerek yok, sadece Erdoğan’ın bu kısa özeti bile hazırlanan paketin “dostlar alışverişte gördün” kabilinde bir paket olduğunu anlamamıza yetiyor.
Erdoğan’in cibilliyet takıntısı kadın örgütlerini de kapsadı!
CHP içerisinde yaşanan taciz vakalarını anımsatan Erdoğan, kadın örgütlerini ses çıkarmamakla suçladı, “Niçin oralarda görünmüyorsunuz? Görünmezler. Çünkü onların bu noktada cibilliyetleri bozuktur” diyerek hem kadın mücadelesine hangi ideolojik-politik çerçeveden baktığını hem de kadın özgürlük mücadelesine karşı nasıl da diş bilediğini ortaya koydu. Ayrıca yalan yanlış söylemlerle… Keza kadın özgürlük hareketinin cinsel eşitsizliklerden kaynaklı her türlü şiddetin, taciz ve istismarın karşısında durduğu bizzat pratiğiyle biliniyor.
Erdoğan o kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı tutumunu o kadar ileri götürdü ki kadın örgütlerinin birçok defa gündeme getirdiği, eylemlere konu ettiği Başak Cengiz cinayetini bile manipülasyonunun aracına dönüştürerek “İşte Başak Cengiz’de bunları gördük. Çıktılar mı ortaya? Çıkmadılar, çıkmazlar. Neden? Çünkü sulpleri birbirine uymuyor” diyebildi.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!