Çiçek Özgen
Türkiye’de sağlık sisteminde yaşanan sorunlar ekonomik krizin de derinleşmesiyle birlikte daha da boyutlanıyor. Sağlığın özelleştirilmesiyle birlikte yaşanan nitelik kaybı, sağlığın kar elde edilecek bir rant alanına dönüştürülmesi sonucu yetersizleşen, toplumsal hizmet niteliğinden gittikçe uzaklaştırılan sağlık hizmetlerinin getirdiği tüm sıkıntılar ise sağlık çalışanlarının sırtına yüklenmiş durumda.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye, 100 bin kişiye düşen 193 doktorla 42 ülke arasında 41. sırada en sonda yer alıyor. Yine OECD verilerine göre Türkiye uzman doktor maaşlarında 28 ülke içinde 23. sırada yer alıyor. Üstelik bu veriler 2020 yılına ait!
Ağır çalışma koşulları yanında uzun çalışma süreleri ve bunun karşılığında oldukça düşük olan ücretlerle çalışan sağlık çalışanlarının yurt dışına göçleri de hızlanmış durumda. Bunlar arasında da hekimlerin oranı oldukça yüksek. Türkiye’de umut göremeyen sağlık çalışanları çareyi, daha insanca koşullarda çalışabilecekleri ve insanca yaşayabilecekleri bir ücret alabilecekleri ülkelere göç etmekte buluyorlar.
Son olarak covid sürecinin yönetilememesi ve salgının yükünün sağlıkçıların omuzlarına bırakılmasıyla iyice “tükenmişlik” içine itilen sağlık çalışanları, bir de rejimin sağlıktaki yıkımın sorumlusu olarak hedefe onları koymasıyla sağlıkta şiddetin mağdurları haline getirildiler.
Tüm bu yaşananlar yanında, liyakatsizlik, yaratılmak istenen korku ortamı, adalet gibi pek çok kuruma artan oranda güvensizlik, ekonomik ve toplumsal krizin derinleşmesi gibi birçok belirteç bu sürecin hızlanmasına da neden oldu. Gittikçe artan oranlarda hekim göçüyle sarsılmış durumdayız. Çünkü nitelikli, yetişmiş sağlık çalışanlarının gittikçe artan göçü, sağlık hizmetlerinde yetişmiş, uzman, tecrübeli sağlıkçıların da kaybı anlamına geliyor. Yakın bir zamanda birçok alanda tecrübeli hekim bulmakta zorlanacağız.
Sistemin sağlıkta yıkım politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkan bu durumu, sonuç değil sebep olarak göstermeye çalışan Erdoğangillerin, hekimlere yine sokak ağzıyla saldırması ise gecikmedi. Hekimlere gözdağı vermeye çalışan Erdoğan, “gidiyorlarsa gitsinler…” diyerek sağlık emekçilerinin kendileri için değersiz olduğunun altını bir kez daha çizmiş oldu. Özel bir doktor ordusuyla dolaşan Erdoğan’ın, sağlık hizmetine erişim sorunu olmadığını, söz konusu kendisi olduğunda çıkardığı tam gün yasasını bile delerek, istediği hekimi kendi tedavi sürecine dahil ettiğini biliyoruz. Ancak sağlık hizmetine erişimde gittikçe artan oranda sorun yaşayan bizler için nitelikli, yetişmiş, tecrübeli sağlıkçılardan hizmet almamızı engelleyen bu yaklaşımlar, bu sistemden bu konuda bir çözüm beklenemeyeceğini de gösteriyor.
Hekimlerimize insanca çalışabilecekleri ortamı, insanca yaşabilecekleri ücreti sağlamak, özlük haklarını garanti altına almak gibi çözümler yerine “giderseniz gidin” diyen Erdoğan, giden hekimlerin yerine de yeni mezun olmuş hekimlerle işi kotarabileceğini söyleyerek kendince “size muhtaç değiliz” demeye getiriyor. Oysa zaten yurtdışına gitmek isteyenlerin büyük çoğunluğunu bu ülkede artık bir umut görmeyen genç hekimler oluşturuyor. Bununla birlikte, mantar gibi biten, eğitimsel alt yapısı olmayan, akademik kadrosu yetersiz, apartmandan bozma özel üniversitelerden mezun olanların, hangi nitelikle boşalan alanları dolduracağı da bir başka soru işaretini oluşturuyor. Eğitim sistemindeki niteliksizleşmenin, sağlık gibi diğer alanlarda etkisini ortaya çıkarması kaçınılmazdır.
Hekimler aracılığıyla, aslında haklarına sahip çıkan tüm emekçilere gözdağı vermeye çalışan rejime en iyi cevap, tüm sağlık çalışanlarının, tüm toplumun hekimlere sahip çıkmasıyla verilecektir. Birçok bilimsel çevrede hekimlere sahip çıkan açıklamalar yapılıyor. Ancak, diğer sağlık çalışanları arasında da bu tepkinin örgütlenmesi, bunun yanında tepkinin daha da toplumsal hale getirilmesi saldırganlığın dizginlenmesi açısından önemli bir yerde duruyor. Dolayısıyla hekimlerin 14-15-16 Mart’ta yapacağı iş bırakma eylemi, bu ortaklaşmanın sağlanması açısından da bir fırsat sunmaktadır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!