Onu DİSK Enerji-Sen, 40’ı sarı sendika Tes-İş’te örgütlü 50 işçi, yıllardır çalıştıkları Başkent Elektrik’ten Kod 04’le işten atıldı. “Uygun pozisyon bulunamadığı” anlamına gelen Kod 04’le işten atılan onlarca Tes-İş üyesi için sendika bırakalım eylem yapmayı, yazılı bir açıklamada bile bulunmadı. Enerji-Sen üyesi işçilerse sendikalarıyla birlikte direniş başlattı. İlk önce dört işçinin katıldığı, sonra sayının arttığı bu direniş Başkent Elektrik önünde sayısız kere gözaltına alınmalarına, darbedilmelerine, kelepçelenmelerine rağmen kararlılıkla devam etti. Sabancılar’a ait işletmelerde yapılan eylemler, boykot çağrıları da direnişin gücünü arttırdı.
Yıllarca Tes-İş’te örgütlü olan işçiler bu kıyımın esas olarak Enerji-Sen’in örgütlülüğünün önünün kesilmesi için gerçekleştirildiğini düşünüyor. Bir işçi bu gerçeği, “Tes-İş’ten piyonları, Enerji-Sen’den şahları attılar” diyerek sendikal örgütlenmede emek verenlerin işten atıldığı şeklinde dile getiriyor. Birçoğu ilk defa bir direnişe katılıyor. Tes-İş’in Mart ayında gizli kapılar ardından sözleşme imzalamasına rağmen bunu inkar etmesine, farklı farklı rakamlar telaffuz ederek yalan söylemesine alabildiğine öfkeliler. Zaten yıllardır sendikalı oldukları halde her sözleşmenin kendilerinden kaçırıldığını ve asgari ücretin altında ücretlere rıza göstermelerinin istendiğini ifade ediyorlar. Tes-İş’in işyerlerinde nasıl bir tahakküm kurduğunu, sendika seçimlerinde hangi ayak oyunlarını devreye soktuğunu deneyimleriyle biliyorlar. İşçilerden Zongul’dak’ta çalışan Mehmet Oğuz bu dalavereleri deneyimleriyle anlatıyor. Son sözleşme sürecinde sendika yöneticileriyle tartıştığını, hatalı sözleşme imzalandığını belirttiğini ifade eden Oğuz, “Hatalı delege, hatalı temsilci seçimi yapıyorsunuz dedik. O zaman bizim bölgede 81 seçmen vardı, bunların 67’si oy kullanmadı. Geri kalan 13 kişi oy kullandı, zaten bunların sekizi temsilci, geri kalanı da yandaşlarıydı. O zaman şube başkanına itiraz ettik, cuma akşamı görünmeyen bir yere liste asıyorlar. Hafta sonu kimse görmemiş” şeklinde özetliyor.
2022 Mart’ında işten atılan Oğuz, “Sendikal faaliyetlere katıldığım işten atıldığımı düşünüyorum” diyerek yaşananın aslında bir sendikal kıyım olduğunun altını çiziyor.
Daha önce taşeron firmada çalışmış Oğuz. 2011 yılında EnerjiSa’ya geçince de Tes-İş’te örgütlenmişler. “Ama sendika nedir bilmedik” diyor. “Tes-İş’te böyle bir direniş hakkımız yoktu, bir nevi ayakta uyutuyorlardı. Şimdi sendikanın ne olduğunu öğrendik” diye ekliyor.
İşçilerin hiçbiri işe geri dönme yaklaşımıyla sürdürmüyor direnişi. Asıl dertlerinin enerji işçilerinin sorunlarını görünürleştirmek ve direnişin basıncıyla koşullarının düzeltilmesini sağlamak. Direnişin kendileri işe geri dönemese bile olumlu getirilerinin olacağına inanıyor ve bunun gururunu duyuyorlar.
İşçilerin her biri 12, 17, 15 yıllık işçi. İşlerinde kalifiye olan, usta yetiştiren usta niteliği taşıyan bu işçilerin “uygun pozisyon olmadığı için” işten atıldıklarının iddia edilmesini sindiremiyorlar. Çok açık ve net olarak Enerji-Sen’le çalıştıkları için kıyıma uğradıklarını belirtiyorlar.
Hepsi işçi arkadaşlarını 1 Mayıs’a davet ederken, “İşçisiz 1 Mayıs, 1 Mayıs’sız işçi olmaz” diyor içlerinden biri.
Sendikaları Enerji-Sen’e her açıdan güvenen işçiler, ona hangi noktalarda değer verdiklerini üç aşağı beş yukarı aynı cümlelerle ifade ediyorlar: “Söz hakkımız var”, “irademiz dikkate alınıyor”, “çarkın her dişlisinde biz varız”, “sendika başkanı da dahil tüm yönetim bizimle birlikte sahada, direniş alanında”, “sendikanın ne olduğunu şimdi anladık”.
İşçilerden 17 yıldır tüm departmanlarda çalışmış Bekir Bayatlı, neden işten atıldıklarını, direnişe nasıl karar verdiklerini, Tes-İş’in neden sarı sendika olduğunu, Enerji-Sen’le nasıl bir yol yürüdüklerini, 1 Mayıs’a hangi anlamları yüklediğini, direnişten ne beklediğini şöyle anlatıyor:
Sarı sendika yalan söyledi
10 yıldır aidatlarımızın üzerine oturan, bizi kandıran sarı sendikanın üyesiyim. “10 yıldan sonra nasıl mı anladık?”. Sözleşmemizi imzalamasına rağmen imzalamadık dediler, rakamları çarpıttılar, türlü türlü rakamlar verdiler. Bu bizim için son damla oldu. Ağustos’ta sarı sendikanın binasını eylem alanına çevirdik, alt tabakadan üst tabakaya kadar hepsi yalan söyledi.
Sonra DİSK’i araştırırken yolumuz Enerji-Sen’le kesişti. Enerji-Sen’le konuşurken yöneticiler bize hiçbir vaatte bulunmadılar, çünkü biz üretecek biz yöneteceğiz dediler. Yıllarca sendikanın hiçbir yerinde işçi olmadığı için bu söylem bizi etkiledi. Bin 500 işi arkadaşımız bir anda sarı sendikadan Enerji-Sen’e geçiş yaptı.
Enerji-Sen’in varlığı patronu rahatsız etti!
Patron da bundan rahatsız oldu. Çünkü sarı sendikayla gizli kapılar ardından iş çeviriyor, dur dediğinde duran, kalk dediğinde kalkan bir sendika vardı. Enerji-Sen gibi mücadeleci bir sendikada örgütlenmemiz onları rahatsız etti. Hemen ardından ‘uygun pozisyon yok’ denilerek bizi işten attılar. 10 yıl, 16-17 yıl çalışan arkadaşlarımıza pozisyon vardı da sendika değiştirince mi pozisyon olmadı? Bunun cevabını bulmadık! Sendikamız her zaman yanımızda oldu. Yapılamaz, edilemez denilen kulenin önünde eylem yaptık defalarca. Çünkü sendikamız böyle bir sendika. Onun öncülüğünde direnmeyi, hakkımızı aramayı, sendikacılığı öğrendik.
40 üyesi atıldı, sesini çıkarmıyor!
Direnişe geçme kararını işten atılan arkadaşlarla beraber aldık. Enerji-Sen’in şahlarını Tes-İş’in de piyonlarını atıyorlardı. EnerjiSa firmasında 50’nin üzerinde işçi kıyımı-cinayeti yapıldı. Bu cinayetlerin tamamı bize üye olanlar değil. Bizden on kişiyi attılar, diğer sarı sendikanın üyelerinden 40 kişiyi attılar. Biz direndik. Dört kişiyle başladık, bugün sayımız artıyor. 40 üyesi atılan bir sendika bırakın direnmeyi, bir bildiri bile yayınlayamadı. Çünkü onlarda cesaret ve vicdan yok, bunu pratikleriyle gösterdiler. Kendileri sarı sendika, koltuk peşinde, işçinin aidatına, işçinin rızkına göz dikenler. Ama Enerji-Sen’e geldiğimizde durum çok farklı. Kararı da biz alıyoruz, uygulamayı da biz yapıyoruz. Bütün çarkların içinde işçi var, işçisiz çarkların dönmeyeceğini burada öğrenmiş olduk.
Direnişlerine yönelik polis saldırılarını ve budan sonrası için ne düşündüğünü soruyoruz:
Evet yeri geldi yerlerde sürüklendik, yeri geldi kelepçe takıldı, önlüklerimiz yırtıldı. Başta genel başkanımız Süleyman Keskin olmak üzere bize destek verenler, bizimle birlikte olanlar bizden daha çok kendilerini öne attılar. ‘Bunlar işçidir, bunların hakkı yenmez’ diye bizim sesimizi bizden daha iyi duyurdular.
Biz kararı aldık, eylemi devam ettirmek için ve devam ediyoruz. Türkiye’nin her yerinden bize destek veriliyor. Bu bizim için çok büyük bir onurdur, gururdur. Hepsine ayrı ayrı çok çok teşekkür ederiz.
Dayak da yesem sahada olmaya devam edeceğim!
1 Mayıs’a ilişkin şunları söylüyor Bekir Bayatlı:
1 Mayıs’ın işçisiz kutlanamayacağını öğrendik, işçi olmadığı zaman 1 Mayıs’ın bir anlamı yok. Her zaman 1 Mayıs’ı, 1 Mayıs gibi kutlayalım dedik. Bunu da bize sendikamız Enerji-Sen gösterdi. Bu yüzden direnişten, eylemden hiç pişman değilim. Dayak da yesem yine sahadayız. Kelepçe de takılsa yine sahadayım. Gözaltı da olsa sahadayım. Sahada olmaya da devam edeceğim, ta ki hakkımı alıncaya kadar.
İşçilere 1 Mayıs çağrısı
1 Mayıs’a kadar gerçekten de sendika seçmek sizin anayasal hakkınızdır, bu seçim sizin hür iradenize bağlıdır. Korkmayın. Sermaye karşısında korkarsan sarı sendikaların eline düşmüş oluyorsun. Sarı sendikanın eline düştüğün zaman işçi sıfatından çıkıp, kölelik sıfatına dönüyorsun. Aidatlara göz dikilmiş, makam ve koltuk, peşinde koşuyorlar. İyi araştırın, okuyun, yolunuz DİSK’e Enerji-Sen’e çıkacaktır. 1 Mayıs işçisiz, işçi 1 Mayıs’sız olmaz. Kararınızı verin, bu 1 Mayıs’ı işçiyle kutlayalım, bu 1 Mayıs’ta çalışan arkadaşlarla birlikte olmak çok güzel olacaktır.
1 Mayıs’ta birleşelim, kucaklaşalım, sesimizi hak için yükseltelim.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!