Perşembe, 24 Eylül 2026

Antikomünist histeri



17 Ekim Devrimi ve onun tüm değerleri, emperyalist kapitalizmin ezeli olduğu kadar ebedi düşmanıdır. Bugüne kadar büyük antifaşist savaşın Sovyet halkı ve Kızıl Ordu’nun milyonlarca ölüm ve sınırsız acılar pahasına zafere ulaştığını zımnen kabul etmek zorunda kalıyorlardı. Zorundaydılar, çünkü manipüle edemeyecekleri kadar çıplak bir gerçek vardı. Sayısız filmle, kitapla o zaferin esas mimarını gizlemeye ve …


17 Ekim Devrimi ve onun tüm değerleri, emperyalist kapitalizmin ezeli olduğu kadar ebedi düşmanıdır. Bugüne kadar büyük antifaşist savaşın Sovyet halkı ve Kızıl Ordu’nun milyonlarca ölüm ve sınırsız acılar pahasına zafere ulaştığını zımnen kabul etmek zorunda kalıyorlardı. Zorundaydılar, çünkü manipüle edemeyecekleri kadar çıplak bir gerçek vardı. Sayısız filmle, kitapla o zaferin esas mimarını gizlemeye ve ABD’nin başını çektiği emperyalist kampı kahramanlaştırmaya çalışsalar da başaramadılar, Kızıl Ordu’nun 8-9 Mayıs 1945’te Berlin’e girerek o parlamento binasına orak çekiçli bayrağı diktiği gerçeğini perdeleyemediler.

Ama şimdi zincirlerinden boşalmış bir anti komünist histeriye tutulmuş durumdalar. Avrupa’nın hemen her yerinde emperyalist Rusya sosyalistmiş gibi bir algı eşliğinde Rus düşmanlığıyla antikomünizmin sentezlendiği histerik bir hava yaratıldı, devam ediyor. Dev medya ve kültür tekelinin işin içinde olduğu devasa bir kampanya eşliğinde tarih siliciliğine girişildi. Sosyalizm tarihinin mihenk taşlarından olan tüm anlam ve değerler arkalarında bu gücün ve istihbarat örgütlerinin olduğu neonaziler tarafından saldırının hedefi oldu.

Avrupa’da Ruslara ait edebiyat-tarih-sanat, tarih çarpıtıcılığı eşliğinde engellenip, hedef gösterilirken; sosyalist tarihin simgesi anıtlar, Kızıl Ordu’nun büyük anti faşist mücadeledeki yerini ifade eden simgeler alçakça tahrip edildi.

Neonazilerin toplanma merkezi olan Ukrayna’da bu saldırıya son olarak (22 Nisan) Hitler faşizmine karşı mücadelenin sembollerinden biri olan Tanya’nın (Zoya Kosmodemyanskaya) heykelinin yıkılması eklendi. Tanya, 17 Ekim Devrimi’yle kurulan ilk işçi devletinin beşinci yılında dünyaya gelmiş ve yeni bir dünya yaratma idealinin öznesi olmaya varlığını adamış 18 yaşındaki genç bir kadındı. Onda yeni dünyanın-yeni insanın özsel nitelikleri vardı, o dünyaya doğmuş, onun değerleriyle şekillenerek büyümüş ve canını sakınmaksızın onu korumaya adamış genç bir kadın… Sosyalist tarihimizin en anlamlı simgelerinden biri.

Nazilerin Buchenwald Toplama Kampı’ndaki 11 yıllık esaretten sonra Hitler’in emriyle kurşunlanarak katledilen KPD liderlerinden Ernst Thälmann’ın Berlin Pankow’daki büstünün Rusya’yı anımsatıp, Sovyetler Birliği’ne hayran birine övgü anlamına geldiği gibi bir gerekçe (!) ve “Ukrayna halkıyla dayanışma” bahanesiyle yıktırılması için Belediye Meclisi’ne verilen önerge bu düşmanlığı sivil faşist saldırılardan çıkarıp resmileştirmenin Avrupa’daki ilk adımlarından olmuştu.

Bu adım Berlin polisinin 8-9 Mayıs için getirdiği yasaklarla daha net bir ifade kazandı ve Hitler faşizminin kesin yenilgisinin halklar tarafından Zafer Bayramı olarak kutlandığı 8-9 Mayıs’ta Sovyetler’in orak-çekiçli bayrağının taşınması yasaklandı.

Berlin Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre “8 Mayıs sabah 06.00’dan 9 Mayıs akşam 22.00’a kadar yani Rusya’da ve Sovyetler Birliği’nin ardılı diğer ülkelerde ‘Zafer Bayramı’ olarak kutlanan günlerde başkentin 15 bölgesinde SSCB bayrağını taşımak, göstermek” yasaklandı. Ayrıca dönemin Kızıl Ordusu’nun askerlerinin üniformalarına, bu üniformalar üzerindeki madalya ve nişanlara da yasak getirildi. Bunun yanı sıra “Z” harfi gibi Rusya’nın zaferini temsil eden, yücelten sembollere yönelik yasaklar da var.

Gerekçe, bayrağın Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını savunan bazı gösterilerde görülmüş olması.

Genel olarak kapitalist devletler, özel olarak da Almanya bugünün bir Zafer Günü olarak kabul edilmesini uzun süre içine sindiremedi, tam tersine bir yenilgi günü olarak gördü. Almanya 1985 yılında Zafer Günü olarak değil ama Kurtuluş Günü olarak kabul etmek zorunda kaldı. Fakat Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması onun gerçek özünü açıkça ortaya koydu. Ukrayna’nın da o tarihte dahil olduğu SSCB’nin Hitler faşizminin başını ezmesinin simgesi olan bu anma gününü simgelerinden arındırmak, Nazi kadrolar üzerinden şekillenen Alman devletinin o ruhu nasıl koruduğunun, fırsatını bulduğunda nasıl dile geldiğinin açık ilanıdır. Silahlanma yönelimini, ordusunu yeniden dizayn etme kararlarını da dikkate aldığımızda bu gerçek daha net bir şekilde anlaşılır.