Erdoğan’ın “müjdeleri” bitmiyor!



Erdoğan her zaman yaptığını yaptı. Önce TÜİK’e ayar verilmiş enflasyon oranları açıklattı ve bunun üzerinden kendisine “lütfeden başkan” sahnesi hazırladı. Ardından da memurlara, tüm emeklilere yüzde 25 oranında zam yapacağını “müjde” olarak duyurdu. Sendikalar ise hedefindeydi


 

Ankara’da düzenlenen “Sözleşmeliye Kadro Şöleni” isimli programda konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Memur, memur emeklileri ve diğer tüm emeklilerin maaş artış oranını yüzde 25 olarak uygulayacağımızın müjdesini vermek istiyorum” açıklamasını yaptı. Bu açıklamayı TÜİK’e yaptırdıkları sahte enflasyon rakamlarının ardından yaptı. Yani TÜİK rakamlarıyla sersemletilen emekçilerin imdadına koşan Erdoğan var karşımızda! Yine yüce gönüllülüğüyle “TÜİK öyle dedi ama ben size onun açıkladığı rakamlara denk gelen artıştan yaklaşık 10 puan daha fazla zam yapacağım” demiş oldu! Meali budur!

Enflasyonun 3 haneli rakamlara ulaştığı bu koşullarda “düşüreceğiz” hamaseti altında yapılan bu açıklama, rejimin önümüzdeki günler için nasıl bir ekonomik teröre hazırlandığının olduğu kadar, bunu nasıl kılıflayacağının da ilanı gibidir.

Sendikalara yönelik saldırgan bir üslup kullanan, gönlündeki faşist korporasyon hayalini de açıkça ortaya koyan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Hedefimiz bu yıl enflasyonun üzerindeki köpüğü tamamen alıp önümüzdeki yıldan itibaren meseleyi ülkemizin güdeminden tamemen çıkarmaktır.

Açıklanan 2022 enflasyon oranına göre kamu görevlileri ve emeklilerinin ocak ayından itibaren geçerli yılın ilk yarısını kapsayan maaş artış oranı, yüzde 16,48 olarak uygulanacaktır. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinde ise bu oran 15,4 olarak ortaya çıkmıştır. Buradan sizlere ve tüm milletime memur, memur emeklileri ve diğer tüm emeklilerin maaş artış oranını yüzde 25 olarak uygulayacağımızın müjdesini vermek istiyorum.”

Sözleşmeli personel düzenlemesi

“Yaklaşık 500 bin sözleşmeli personelimizin kadro beklentilerine cevap verdik. Artık bu personellerimiz de sözleşmelerinin yenilenmemesi ihtimaliyle karşılaşmayacak. Kademe ve derece ilerleme hakkına sahip olacak. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına girebilecek. Eş durumu mazereti için diğer eşin de kamu personeli olması şartı aranmayacak. İsteğe bağlı yer değişikliği talebi idarenin tasarrufuna bırakılmayacak. Kullanılmayan izinleri bir sonraki yıla aktarabilecekler. Ücretsiz izne ayrılma hakları da bulunacak. Yani kadrolu meslektaşları hangi hak ve imkanlardan istifade ediyorsa sözleşmeden geçen kardeşlerimiz de artık aynı haklardan faydalanabilecektir.”

“Milletine ve milletinin değerlerine yabancı bir sendikal hareket…”

Sendikacılık, salt ücret pazarlığı yapmak değildir. İster kamu ister özel sektör olsun, emekçinin hukukunu savunmaktır. Sendikalar da hak ve adalet mücadelesinin en ön safında yer alır. Sendikaların etkinliğini ve gücünü belirleyen bir diğer unsur da toplumla aynı yöne bakmasıdır. Milletine ve milletinin değerlerine yabancı bir sendikal hareketten işçiye de kamu görevlisine de ekonomiye de hiçbir hayır gelmez.

Bunlar kimi zaman bilinçli kim zaman da bilinçsiz şekilde siyaseti ve toplumu dizayn etmenin aracı olarak kullanılmışlardır. Türkiye olarak bir asrı bulan, gerek hak ve özgürlükler gerekse ekonomik kalkınma mücadelemizde bu acı hakikate şahitlik ettik. Sendikacılık adı altında farklı toplum kesimleri arasında kavganın, gerilimin, kutuplaşmanın körüklendiğini gördük. Kimi sendikaların vesayete uygun ortam hazırlamak için piyon olarak kullanıldığını hatta el altından desteklendiğini gördük. İdeolojik bağnazlıkla hareket eden sendikaların demokrasiyi korumak yerine beşli çete olarak darbecilere alkış tuttuğunu gördük. ‘Ordu göreve’ pankartları altında sıraya girmekten utanmayan sendikalar gördük. Marjinal yapıların sözcülüğünü yapan, teröristlere aleni destek veren, bölücü örgütlerin eylemlerini meşrulaştırmak adına kırk dereden su getiren sendikalar gördük. İç ve dış güç odaklarına selam duran, vesayetin oyuncağı haline gelmiş sözde sendikalar gördük. Benzer çarpıklıklar üniversitelerden gazetelere, barolardan siyasi partilere kadar geniş bir yelpazede geçerlidir. Yaşadıklarımız bize ideolojik sendikacılığı ne ülkemize ne de demokrasimize hiçbir katkısının olmadığını ve olamayacağını göstermiştir. Artık bu sendikacılık anlaşının hiçbir hükmü, etkinliği ve itibarı kalmamıştır. Ülkemiz son 20 yılda ayağına vurulan diğer prangalarla birlikte ideolojik sendikacılık zincirinden kurtulmuştur.”