Laiklik Konusunu Ciddiye Almalı*



Laiklik için mücadele vermek, ırkçılığa, “asimilasyona», “ötekileştirme”ye, yobazlığa, şeriatçılığa ve dinci faşizme karşı savaşmak demektir. Bu mücadelede, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve Türkiye’nin demokrasi yanlısı bütün anti-faşist güçleri aktif olarak yer almalıdır.


Ali Arayıcı

Bugün, Cumhuriyet Türkiye’sinin hiçbir döneminde görülmeyen hukuksal, sosyal, siyasal, eğitsel-kültürel ve toplumsal yaşamın her alanında büyük bir yozlaşma ve çürüme yaşanıyor. Eğitim ve öğretim sistemi gerici, dışlayıcı, ayrıştırıcı, “ötekileştirici” ve çağdışı «Türk-İslam Sentezi»nin sultası altındadır. Din derslerinin girmediği bir eğitim kurumu kalmadı.

Siyasi iktidar, “Osmanlı”yı yeniden diriltmek ve yeni rejimin inşası için eğitimi bir araç olarak kullanıyor. Eğitimi sil baştan değiştirdi. «Dindar ve kindar” bir gençlik yetiştirmek için, gerici, çağdışı ve ümmetçi bir yapıya dönüştürdü. Burada amaç, İslâmi kuralların egemen olduğu adı konmamış bir «şeriat düzeni”nin kurumsal yapısını oluşturmak ve bunu savunan kuşakları yetiştirmektir. Bu bağlamda, siyasi partilerin, laiklik konusunu ciddiye almamaları da çok üzücüdür.

CİDDİYE ALINMALI

Son yıllarda, insan temek hak ve özgürlüklerine karşı yapılan ihlallerde, kadın cinayetlerinde, kadınların “ikinci” sınıf algılanması aşamasında ve toplumsal sorunlarda büyük bir artış oldu  Bu sorunlar, laikliğin ifade ve düşünce özgürlüğü, insan temel hak ve özgürlüklerine saygılı demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye için, önemini bir kez daha ortaya koydu.

Bugün, dinsel içerikli derslerin ağırlıklı olduğu bir eğitim sistemiyle, çağdaş ve demokratik toplumun devrimci ve bilinçli yurttaşları yetişmez. Barışı, kardeşliği, eşitliği, insan temel hak ve özgürlüklerine saygıyı temel alan çağdaş ve demokratik bir düzen kurulmaz. Laik, demokratik ve bilimsel eğitim; çağdaş ve demokratik bir hukuk devletinin temelidir. Toplumsal yapı laik ve demokratik değilse eğitim sistemi de laik, demokratik ve bilimsel olamaz.

Durum böyle iken, TBMM çatısı altındaki ve dışındaki siyasi partilerin laiklik konusunda pek söz etmemeleri yadırganacak bir durumdur. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri başta olmak üzere, demokrasiden, insan temel hak ve özgürlüklerinden ve barıştan yana olan herkes, toplumun geleceğini yakından ilgilendiren laiklik konusunu ciddiye almalı ve bunun mücadelesini vermelidir.

“BOĞAZLAŞMA” YAŞANABİLİR

Ülkemizde, laiklik Avrupa’da olduğu gibi, 19. yüzyılda, ortaya çıkışı sırasında orta çağ karanlığına ve yaşamın her alanında kilisenin egemenliğine karşı savaşımda; milyonlarca insanın canına mal olarak ortaya çıkmadığından, bir “boğazlaşma” yaşanmadığından ve ağır bir bedel ödenmediğinden dolayı Türkiye’de laikliğin değeri ve önemi hâlâ daha kavranılmış değildir.

Türkiye’de laikleşme hareketi, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık savaşıyla birlikte başladı. Laiklik, cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal‘in, bizzat şahsi otoritesi, insiyatifi ve direnişiyle “tepeden inme”, din ve devlet işlerinini birbirinden ayrılması şeklinde ortaya atıldı. Laiklik anlayışı, yaşamın her alanında kısmen de olsa uygulandı. Bu durum, yüz yıllardır İslâm hukukunun ve şeriat kanunlarının egemen olduğu bir İslâm ülkesinde birçok sıkıntıları da beraberinde getirdi.

Türkiye’de dinsel yozlaşma böyle devam ederse ve gerekli önlemler alınmazsa ileriki yıllarda farklı inanç grupları arasında bir “boğazlaşma” yaşanabilir. Bu konuda, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri başta olmak üzere, toplumun her kesimine önemli birer sorumluluk düşüyor.

BİRLİKTE YAŞAMANIN

Türkiye’de, laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak algılanıyor. Bu yeterli bir tanım değildir. Laiklik bir yaşam biçimidir. İnanç özgürlüğü, insan temel hakları ve özgürlüklerinin ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Farklılıklarla birlikte “bir arada yaşama”nın temel taşıdır. Laikliğin olmadığı bir ülkeden, laik ve demokratik bir ülke diye bahsedilemez. Laiklik ve demokrasi kavramları, birbirini tamamlayan iki temel unsurdur. Biri olmazsa, diğeri hiç olmaz.

Laik ve demokratik toplumlarda, devletin dini ve inancı olamaz. Devlet, inançlar karşısında tarafsız olup bütün inanç gruplarına, aynı mesafede ve eşit olarak bakar.

Laiklik, insan temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, farklı inançların özgürlüğü ve toplumsal barışı sağlayan demokratik rejimin vazgeçilmez bir unsurdur. İnsanların birbirlerinin farklılıklarını kabul ederek özgürce ve eşitçe barış içinde «birlikte yaşama»larının temel güvencesidir. Çağdaş, demokratik ve bilimsel eğitimin de en belirleyici özelliğidir.

NE YAPILMALI?

Bütün bu sorunların temelini insan haklarını, demokrasiyi, eşitliği, kardeşliği, özgürlüğü, hoşgörüyü ve barışı amaçlayan; çağdaş, laik ve demokratik bir düzenin olmayışı oluşturuyor. Bugün demokrasiyi, barışı, kardeşliği, eşitliği, sosyal adaleti, eşit paylaşımı ve insan haklarını temel alan laik, demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye’nin savunulmasının zamanıdır.

Laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim anlayışının eğitim ve öğretim kurumlarında gerçekleşmesi için savaşım vermek ve bu savaşımı verecek kadroların yetiştirilmesini sağlamaktır. Toplumsal katmanlar arasında ırk, din, renk ve dil ayrımı yapılmadan; herkesin eğitimde fırsat, şans ve olanak eşitliğinden eşitçe yararlanmasını gerçekleştirmektir. Türkiye’deki islâmi rejime ve onun oluşturmaya çalıştığı gerici, dışlayıcı, ayrıştırıcı ve çağdışı eğitim sistemine karşı laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim için şavaşım vermektir. 

Laiklik için mücadele vermek, ırkçılığa, “asimilasyona», “ötekileştirme”ye, yobazlığa, şeriatçılığa ve dinci faşizme karşı savaşmak demektir. Bu mücadelede, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve Türkiye’nin demokrasi yanlısı bütün anti-faşist güçleri aktif olarak yer almalıdır.

* prof. dr. Ali Arayıcı / Paris