Eylül Gökçin
Ankara’nın hâlâ mahalle kültürünü sürdürebilen ender semtlerinden birindeyiz. Saat 21:00’e geliyor. Sokakta top oynayan çocukları görünce şaşkınlıkla arkadaşıma dönüp “ne kadar güzel hâlâ sokaklarda oynayan çocukların olması” diyorum. Semtinin çok bilmişler tarafından sürekli eleştirildiğini düşünen arkadaşım biraz haklı bir alınganlıkla “Bir de beğenmezler bu semti. Burada hâlâ herkes birbirini tanır, birbirinin sıkıntısına koşar” diyor eski semt kültürünü hatırlatmak istercesine…
Ondan ayrılıp ilerlerken cinnetlerle yoğrulan, komşuların sudan sebeplerle birbirini öldürdüğü, her gün bir çocuğun kaybolduğu, tacize, tecavüze uğradığı, çocukların evlerinde bile güvende olmadığı bir ülkede “çocuğum olsa dışarı bırakır mıydım?” diye düşünüyorum.
Evet, çocukların evlerinde bile güvende olmadığı bir ülke demeyeceğim, bir dünya burası. Yanlış anlaşılmasın; çocuklara karşı aile içi şiddet, taciz, tecavüz vakalarından bahsetmiyorum. O başlı başına ayrı bir yazı konusu. İnternetin bu kadar yaygın olarak kullanıldığı, internet kullanım yaşının Türkiye’de ve dünyada oldukça küçük yaşlara kadar indiği “dijital dünya”da çocukların çevrimiçi güvenliğinden söz ediyorum.
Çocuklar ve internet
‘Avrupa’da Çevrimiçi Çocuklar Projesi’nde, Türkiye ve 23 Avrupa ülkesinin katılımıyla yürütülen araştırma ile bu ülkelerdeki çocukların ve ebeveynlerinin internet kullanımları, çocukların internetteki faaliyetleri, karşılaştıkları riskler ve ebeveynlerin çocuklarının internet yaşantılarıyla ilgili farkındalıkları raporlanmış. Veriler, Avrupa’daki 23 ülkeden yaklaşık 23 bin ve Türkiye’den 1internet kullanan 9-16 yaş arası 1018 çocuk ve ebeveynleriyle yapılan 9-16 yaş arası internet kullanıcılarıyla yapılan görüşmelerden elde edilmiş.
Sonuçlar, çocukların büyük bir bölümünün internet kullanım becerilerinin yeterli olmadığını ve birçok çevrimiçi risklere maruz kaldıklarını ayrıca Türkiye’deki ebeveynlerin çocuklarını internet risklerinden uzak tutmayı sağlayacak yeterli bilgiye sahip olmadıklarını gösteriyor. Yine aynı araştırma çocukların internet ortamında çok fazla pornografik içeriğe maruz kaldıklarını, çoğunluğu sosyal medya hesabı sahibi olan bu çocukların çok fazla siber zorbalık gibi çeşitli olumsuzluklara da maruz kaldıklarını belirtiyor. (Eğitim ve Bilim 2014, Cilt.39 Sayı: 171 Türkiye’de ve Avrupa’daki Çocukların İnternet Alışkanlıkları ve Güvenli İnternet Kullanımı)
TÜİK’in COVİD 19 salgını sırasında 29 Mart – 21 Mayıs 2021 tarihleri arasında gerçekleştirdiği “Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Araştırması” sonuçlarına göre ise 2013 yılında yüzde 50,8 olan 6-15 yaş arası çocukların internet kullanım oranı 2021 yılında yüzde 82,7’ye yükselmiş. İnternet kullanan çocukların yüzde 90,1’nin her gün internete girdiği tespit edilmiş. İnternet kullanan çocukların yüzde 31,3’ü sosyal medya kullanıyor ve sosyal medyada günde 3 saat vakit geçiriyor. Yine bu araştırmaya göre ebeveynlerin yüzde 58,4’ü çocuklarının çok fazla çevrimiçi oyun oynadığını düşünüyor. Çocuklar ekran başında kalmak için daha az kitap okuyor (yüzde 35.9) ve ders çalışıyor (yüzde 33,5). Araştırma sonuçları çocukların bilişim teknolojileri kullanımında önemli artışlar ve kullanım alışkanlıklarında belirgin değişiklikler olduğunu ortaya koyuyor. (Sağlam, T. (2024). Çocuklarda Teknoloji Kullanımı ve Dijital Ebeveynlik. Sosyal Bilimler Dergisi, 14 (1), 123-129.)
Dünyada ve Türkiye’de 6-15 yaş arasındaki çocukların internet kullanımındaki bu artış ise reklam gelirleriyle gözü dönmüş, kurdukları iletişim ağlarıyla dünyanın dört bir yanında milyonlarca kullanıcıya ulaşmış Meta, Google, Youtube gibi çevrimiçi devlerinin ağızlarını sulandırıyor. Bu devler kârlarını çocuklar üzerinden arttırmayı hedefliyor. Financial Times’ın yakın zamanda ifşa ettiğine göre Meta ve Google’ın Instagram’daki reklamları bizzat çocukları hedefleyen bir hale getirmek için gizli bir kampanya yürütüyor.
Reklam gelirleri ve hedefteki çocuklar
Bu kampanyaya göre Google 13 ila 17 yaş aralığındaki Youtube kullanıcılarını hedefleyerek Meta için bir pazarlama/reklam kampanyası üzerinde çalışıyor. Üstelik 18 yaş altını hedefleyen kişisel reklamlar Google’ın kendi iç kurallarına göre sözde yasak! Dolayısıyla Google bu pazarlama kampanyasıyla çocuklara reklam verilmesine karşı kendi kurallarını ihlal ediyor. Üstelik dijital platformdaki bu iki büyük kapitalist rakibin böyle bir anlaşmaya gitmesi bu alandaki karın ne kadar büyük olduğunu gözler önüne sermesi açısından hayli önemli. Bir bakıma bu durum Facebook, Instagram, WhatsApp ve Messenger’ın çatı kuruluşu olan Meta’nın Tik Tok ile rekabette kendine yeni yollar aradığının ve bu yolda çocukları psikolojik ve zihinsel yönden manipüle etmekten çekinmediğinin bir göstergesi aslında.
Bu bir ilk değil 2021 yılında yaşananları anımsayacak olursak Facebook, çocuklar için “Instagram Kids” geliştirmeyi planladıklarını duyurmuştu. Üstelik Instagram’ın bu versiyonu 13 yaşından küçük kullanıcıları hedefliyordu. Aynı yıl Meta’dan ayrılan Frances Haugen isimli eski bir çalışan şirket içinde yürütülen bir tartışmayı basına sızdırmıştı. Haugen Instagram’ın genç kızlara zarar verdiğini ve şirketin bunu bildiği halde Instagram Kids projesine devam ettiğini dile getirmişti. Facebook bu iddiaları yalanlasa da kısa bir süre sonra şirket adına konuşan Adam Mosseri 13 yaş altı çocuklar için hazırladıkları Instagram Kids uygulaması konusundaki çalışmaları durduklarını söylemek zorunda kaldı.
Ayrıca Haugen CBS’ye verdiği röportajdaki şu sözleriyle tekelci burjuvazinin kendi çıkarları doğrultusunda sadece çocukları değil toplumları algoritmalar üzerinden nasıl manipüle ettiğini en açık şekilde ifade ediyordu: “Facebook algoritmayı daha güvenli olacak şekilde değiştirirlerse, insanların sitede daha az zaman harcayacaklarını, daha az reklama tıklayacaklarını, daha az para kazanacaklarını farketti… Facebook daha fazla içerik tükettiğinizde daha fazla para kazanıyor. İnsanlar duygusal bir tepki uyandıran şeylerle uğraşmaktan zevk alıyor ve ne kadar çok öfkeye maruz kalırlarsa o kadar çok etkileşime giriyorlar ve o kadar çok tüketiyorlar.”
Uzun zamandır uzmanlar ve çocuk hakları savunucuları özellikle Instagram ve Facebook’un, çocuk ve gençlerin bu platformları uzun süreli kullanmalarını sağlamak amacıyla onların dopamin seviyesini arttıracak psikolojik olarak manipülatif içerik özellikleri geliştirdiklerini söylüyor.
Kapitalizmin tektipleştirilmiş “mükemmel” algısı
Bunların en dikkat çekeni ise artık neredeyse her platformda kullanılabilen ama özellikle Instagram’da yaygın olarak kullanılan filtre uygulaması özelliği. Bu uygulama çocuklara vücutlarının yeterince “kusursuz” olmadığı mesajını veriyor ve çocuklar bu filtreleri kullanarak “mükemmel” görüneceklerine inan(dırıl)ıyor. Bu durum tam da kapitalizmin istediği gibi çocukların çok küçük yaşlardan itibaren kendine yabancılaşmış, rekabetçi, çatışmacı bireyler olmasına neden oluyor.
Çocuklar ve gençler kapitalizmin yarattığı tüketim toplumunun tek tipleştirilmiş estetik ve beden algısından psikolojik olarak birincil derecede etkileniyor. Sistemin dayattığı estetik ve güzellik algısı çocukları ve gençleri depresyona ve intihara sürüklüyor. Çocuklar bu platformda paylaştıkları fotoğrafları üzerinden ırkı, cinsiyeti, fiziksel özellikleri hedef alınarak akran zorbalığına uğruyor.
Yakın zamanda siber zorbalık ve akran zorbalığıyla karşılaşan Sibel Ünli’yi hatırlayalım. Sibel işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik çemberine sıkıştırılmış on binlerce üniversite öğrencisinden biriydi. “Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” diyerek bir paylaşım da bulunmuş ve bu paylaşım sonrası sadece yazdıkları üzerinden değil, ağırlıklı olarak fiziksel görünümü üzerinden nefret söylemleriyle hedef gösterilerek intihara sürüklenmişti.
Dünyayı çocuklara vermek…
Tam da bu noktada, yetişkinleri dahi zihinsel ve psikolojik açıdan bu kadar derinden etkileyen dijital medya platformlarının çocukları nasıl etkilediğini düşünmek ve dijital medya platformlarının dezenformasyonları konusunda ebeveynlerin dijital medya okur yazarlığı açısından bilinçlenmesi gerekiyor. Tabii bu durumun sadece ebeveynlere yüklenmeyecek kadar büyük bir sorumluluk olduğunu da gözden kaçırmamalı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dijital Medya ve Çocuk Platformu kurucusu Dr. Esra Ercan Bilgiç, Gazete Duvar’dan Menekşe Tokyay’a verdiği röportajda bu konuyla ilgili “Ebeveynlerden önce hükümetlerin, çocuğun dijital dünyada iyi olma halini gözetecek şekilde yasal düzenlemeler yapmaları, teknoloji şirketlerinin ise etik bir çerçevede hareket ederek şeffaf şekilde risk değerlendirmesi yapmaları mutlaka gerekiyor” diyor ve sözü ebeveynlere getiriyor “Çocuklar internet erişimine sahip olmadan önce, çocuğun hayatının erken bir döneminde ebeveynlere rehberlik sağlanmasını gerekli buluyorum. Güvenlik ayarlarının, şifrelerin, gizlilik korumasının ve içerik filtrelerinin kullanımı hakkında temel farkındalık ve becerileri ailelere kazandırmamız çocukların risklerden korunmasında büyük fark yaratır. Ebeveynlerin, çocuklarıyla çevrimiçi riskleri yönetme konusunda nasıl konuşacaklarına dair rehberliğe ihtiyaçları var.”
Çocukların sokakta özgürce oynanan oyunlardan çevrimiçi oynanan oyunlara sarıldığı bu günlerde yazıyı Nazım’dan bir dörtlükle sonlandıralım.
“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında…”
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!