İktidarın LGBTİ+ Düşmanlığı Toplumu Karanlık Bir Tabloya Sürüklüyor



LGBTİ+ hakları insan haklarıdır. Bu mücadele, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Erdoğan’ın “özgürlük” kavramını çarpıtarak sürdürdüğü bu politik saldırı, gerçekte kadınlara, gençlere, LGBTİ+’lara, yoksullara, yani toplumun ezilen tüm kesimlerine yöneliktir


Uluslararası Aile Forumu” adı altında İstanbul’da düzenlenen etkinlikte konuşan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir kez daha LGBTİ+ bireylere yönelik nefret söylemini sürdürdü. “Cinsiyetsizleştirme projeleri”, “LGBT sapkınlığı”, “kirli ve rezil eller” gibi ifadelere başvuran Erdoğan, hak ve özgürlük taleplerini hedef alarak cinsiyetçi ve gerici ideolojisini açıkça ortaya koydu.

Erdoğan’ın “LGBT denilen sapkınlığın, farklı hiçbir sese tahammülü olmayan bir zorbalığa dönüştüğünü” söylemesi, gerçekliğin çarpıtılmasından başka bir anlam taşımıyor. Türkiye’de her gün ayrımcılığa, şiddete ve cinayete uğrayan LGBTİ+ bireyler değil, onları hedef alan bu nefret dilidir zorba olan. Hak mücadelesi yürüten bireyleri “çocuk düşmanı” ilan etmek ise yalnızca ahlaki çöküntünün değil, siyasi çaresizliğin de bir ifadesidir.

“Aile” Maskesi Altında Gerici Bir Proje

Erdoğan’ın konuşması, yalnızca LGBTİ+ bireyleri değil, aynı zamanda kadınların ve çocukların kazanılmış haklarını da hedef alıyor. “Aile kurumu” adı altında yürütülen bu gerici kampanya, kadını sadece doğurganlıkla tanımlayan, çocuğu ise ataerkil ideolojinin bir nesnesi haline getiren anlayışın ürünüdür. Kadınların yaşam tarzına, LGBTİ+ bireylerin varoluşuna, gençlerin bedenine müdahale etmeyi meşru gören bu yaklaşım, toplumu tahakküm altında tutma projesidir.

Doğum hızlarındaki düşüşü ekonomik gerçekliklerle değil, “ahlaki çöküş”le açıklamaya çalışmak da iktidarın bilim dışı, popülist söyleminin başka bir tezahürüdür. Oysa gençler doğurmuyor çünkü geleceğe dair umutları yok; çünkü yoksulluk, güvencesizlik ve ayrımcılık her yere sinmiş durumda. Erdoğan bu gerçeği görmezden geliyor, çünkü bu gerçek onun temsil ettiği rejimin krizini gösteriyor.

Bu Nefret Suçu Politikasıdır

Bugün LGBTİ+ bireylere yönelik kullanılan bu dil yalnızca toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiyor, aynı zamanda açık bir nefret suçu işlenmesine zemin hazırlıyor. Sanatçılardan bilim insanlarına, muhalif siyasetçilerden çocuk hakları savunucularına kadar herkesi “yaşayan ölü” ilan etmek topumsal dayanışma kültürünün zeminini dinamitlemektir. Bu söylem, farklılıkları düşmanlaştırarak toplumu tek tipleştirme projesinin bir parçasıdır.

Ancak unutulmamalıdır ki LGBTİ+ hakları insan haklarıdır. Bu mücadele, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Erdoğan’ın “özgürlük” kavramını çarpıtarak sürdürdüğü bu politik saldırı, gerçekte kadınlara, gençlere, LGBTİ+’lara, yoksullara, yani toplumun ezilen tüm kesimlerine yöneliktir.

Erdoğan’ın sözleri sadece “fikir” değildir devleti yöneten bir figürün ağzından çıkan her kelime politik bir eylemdir. Bu eylem, milyonlarca insanın hayatını tehdit eden, şiddeti meşrulaştıran ve kutuplaşmayı derinleştiren bir yönelimdir. Ve bu yönelim, yalnızca LGBTİ+ bireylerin değil tüm ötekileştirilenlerin özgürlüğünü tehdit etmektedir.