Salı, 21 Temmuz 2026

Maden Yasasına Karşı Üç Nesil Birlikte Direnişte



6 yıldır fiili olarak köylerinde sürdürdükleri mücadeleyi Ankara sokaklarına, TBMM önüne taşıdılar. Taşımak zorunda bırakıldılar. Muhtar Nejla’nın deyimiyle bir garip kuş olup Ankara sokaklarına kondular


Geçmiş, bugün ve gelecek ancak hepsi bir arada.

Yıllardır atalarının, babalarının, nenelerinin açlıkla, yalınayak, uykusuz kalarak alınteri dökerek bugüne getirdikleri zeytinliklerinin, yaylalarının, ovalarının değeri paha biçilemez! Onların, zeytin ağacının bir dalına biçtikleri değer hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar büyük, yani satın alamazsınız!

6 yıldır fiili olarak köylerinde sürdürdükleri mücadeleyi Ankara sokaklarına, TBMM önüne taşıdılar. Taşımak zorunda bırakıldılar. Muhtar Nejla’nın deyimiyle bir garip kuş olup Ankara sokaklarına kondular. 17 gün geceli-gündüzlü kavurucu sıcağa rağmen ah demeden inatla, azimle, direngenlikle nöbet tuttular. Bu maden yasası Anadolu’nun ölüm fermanı olmasın istediler. Tabii ki sadece üç kadın değildiler, başka köylüler de vardı. Mesela Ayşe teyze, köylü kızı Zeynep, başka teyzeler, amcalar da vardı.

Devletin, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Aile yılı” ilan ettiği 2025’e ve tarihe anneanne, kızı muhtar Nejla, Nejla’nın kızı Esra şerh düştüler. Bu aile, Erdoğan’ın tasavvur ettiği kalıplara sığmayan bir aileydi onlar için. M-Rejimin dayattığı “makul” aile olmadıklarını, yüreklerini avuçlarına alıp ‘kadın başlarına’ yola koyularak gösterdiler.

Birbirlerinden güç alarak insanca onurlu yaşamak için, geçmişte atalarının dişleriyle, tırnaklarıyla var ettikleri doğayı, zeytini, toprağı vermemek, börtünün böceğin yaşam hakkına sahip çıkmak için yola koyuldular.

Devletin, tek adam rejiminin üç-beş maden ve inşaat patronunun çıkarına olan torbaya konulup ‘hadi kabul oylarınızı görelim’ diyerek meclise sunulan Anadolu’nun ölüm fermanı yasayı engellemek için mücadeleyi başka bir evreye taşıyıp bir garip kuş olup Ankara sokaklarına geldiler. 17 gün Cemal Süreya Parkı’nda geceli gündüzlü nöbet, üç gün de açlık grevi yaptılar.

Çünkü artık kaybedecek bir şeyleri kalmayacaktı. Maden yasası denilen torba yasa ile zeytinlikleri ellerinden alınacak, toprakları delik deşik edilecek, doğa zehirlenecek, hava kirlenecek, suları zehirlenecek, hastalıklar artacak, mülksüzleştirileceklerdi.

Açılacak maden ocaklarında işçiler ucuz emek sömürüsü ve insanlık dışı çalışma koşullarında ölüm çukuru olan madenlerin derinliklerinde alınmayan önlemler nedeniyle ya grizu patlamasından ya su basmasından ya çökme nedeniyle sermayenin kâr hırsı yüzünden ölecekler, belki cesetleri bile bulunamayacak, mezarları bile olmayacaktı.

İşte tüm bunları muhtar Nejla, Nejla’nın kızı, annesi çok iyi biliyordu. Çünkü babası da o madenlerde yıllarca çalışmıştı.

İşte muhtar Nejla’nın, Nejla’nın annesinin, kızının, Köylü kızı Zeynep’in, Ayşe teyzenin ve diğer köylülerin korkusuzluğu, kararlılıkları, mücadele azmi, inadı bundandır.

17 gün Ankara sokaklarında, Ayrancı Cemal Süreya Parkı’nda nöbet tuttular, açlık grevi yaptılar, Ayrancı halkı, emekten yana, insanca yaşamdan yana olanlar köylüleri sarıp sarmaladı, dayanışmayı büyüttü.

Peki yasa yapıcı kan emiciler ne yaptı? Her zaman olduğu gibi gece yarılarında el çabukluğuyla yasayı Meclis komisyonundan geçirdiler. Köylüler ve muhtar Nejla, kızı ve annesi hep birlikte mücadeleyi yeni bir boyuta taşıma kararı aldılar. Ne olursa olsun ölümüne karşı koyacaklar, köyleri örgütleyecekler. Bunun için Ankara direnişini sonlandırıp köylerine döndüler. Direnişin yasasını köylerde, meydanlarda yazacaklar.

Bizlere düşen ise mücadeleyi, örgütlenmeyi derinleştirip dayanışmayı büyütmek ve onların Anadolu için ölüm fermanı olan yasayı çöpe göndermek için elimizden geleni yapmak olmalıdır. Bizlerin de bundan başka çaremiz yoktur.

Alınteri / Ankara