Leonardo Sciascia
Majorana Almanya’da Heisenberg’in teşvikiyle Fizik Dergisi’nde (Zeitschrift für Physik), mektuplarından birinde sözünü ettiği çekirdek teorisi üzerine çalışmalarını yayınladı. Başka da hiçbir şey yapmadı. Almanca’dan başka öğreneceği bir şey yoktu oradan.
Almanya’da bulunduğu aylarda orada olup bitenler karşısında -Hitler’in iktidara gelişi, ırkçı ve antisemit yasaların yürürlüğe girişi, ekonomi alanında yaşanan felaket, insanların Nazizmin de işine gelen kayıtsızlığı- göründüğü kadarıyla pek de endişelenmeyen bir gözlemci gibiydi. Bu konuda bir yargıda bulunmak durumunda kaldığında söyleyeceği şey kısaca Almanya’ya ve onun etkileyici rolüne duyduğu hayranlık falan olurdu. Şurası gayet açık ki, faşizmin kuruntu ve hayallerinin hakim olduğu bir politik iklimde yetişen ve henüz yirmi altı yaşında olan Majorana, Hitler’in ve Alman gazetelerinin İtalya hakkında söyledikleri şeylerden, faşizme, Mussolini’ye ve ülkesinde kaydedilen ilerlemeye duyduklan hayranlıktan etkilenmemiş olamazdı. Ama bunu söylemekle, kimileri gibi, onun bir Nazi hayranı olduğunu söylemek arasında bir fark vardır. 1933 yılıydı ve İtalya’da sadece hapishanelerde bulabilirdiniz antifaşistleri. Bundan dört yıl önce, Devlet ve Kilise arasında barışma (Conciliazione) sağlanmış, Katolikler faşist rejime karşı çekincelerinden vazgeçmiş, piskoposlar faşist bayrak ve amblemleri kutsamaya ve Mussolini’yi “Tanrı’nın Elçisi” olarak anmaya başlamışlardı. Bir önceki yıl, Pirandello “faşist devrim”in onuncu yıldönümü onuruna düzenlenen fuarın himayesini üstlenmiş, Marconi, Mussolini’nin isteğiyle İtalyan Kraliyet Akademisi’nin başkanlığına getirilmiş, akademisyen Fermi de “Ekselansları Fermi” olmuştu. D’Annunzio (ki saydıklarımız arasında, anlamsız bir karnavala benzeyen böylesine hüzünlü bir siyaset sahnesinde, bu kadar aşağılanmayı göze alma pahasına ne aradığı izah edilmeye muhtaç olan tek kişi oydu) Mussolini’ye kardeşçe mesajlar yollamaya devam ediyordu. Sonradan, -savaş kaybedildikten ve faşizmin defteri dürüldükten sonra- antifaşist cepheye geçişlerini hiç kimsenin sorgulamaya cesaret edemediği yazarlar, o yıllarda faşizme ve Duçe’ye övgüler yağdırmaktaydılar (hatta aralarından biri, İspanya İç Savaşı sırasında Francocuların milisleri kurşuna dizdikleri bir infaza şahit olmanın ne kadar şevk ve heyecan verici bir zevk olduğunu bile yazabilecekti). Genç kuşağın en sevilen şairi, peşpeşe baskısı yapılan kitaplarından birini Benito Mussolini’ye şu cümleyle ithaf ediyordu: 1919’da kalbime doğan adama… İtalyanların silahlanma alanındaki, futboldaki ya da fizikteki üstünlüğünden hiç kimsenin kuşkusu yoktu. Bütün dünya İtalyan havacılığının elde ettiği başarılara hayrandı. Meslekten eleştirmenler militanlar Mussolini’nin tarz ve üslubunu göklere çıkarıyorlardı. Onun Venedik Meydanı’nda yaptığı her konuşma saraylarda olduğu kadar yoksul kulübelerinde de aynı rıza ve kabul çığlıklarıyla yankılanıyordu. Sovyet Rusya Venedik Film Festivali’ne iştirak ediyordu bir yandan… Bütün bunlar olup biterken, Ettore Majorana’dan, politikadan olabildiğince kopmuş, onunla arasına gözle görülebilir ölçüde mesafe koymuş, kendi düşünceleri içinde kaybolmuş bir adamdan o yıllarda faşizmi net biçimde reddetmesini ve doğmakta olan Nazizm üzerine ciddi bir yargıda bulunmasını nasıl bekleyebiliriz?
Ayrıca İtalya’ya diğer ülkelerden gelen mektupların düzenli olarak demesek bile sık sık açılıp okunduğu da hesaba katılmalı. Bu mektuplar, içlerinde faşizm karşıtı olabilecek ya da bu şekilde yorumlanabilecek herhangi bir şey bulunduğunda alıkonuyor ya da kopyaları alınıyor ve hemen birilerinin başını yakmayacak ya da acı verici bir olaya sebep olmayacak olsalar bile, daha elve- rişli koşullarda kullanılmak üzere, yani daha sonra hazırlanacak daha iyi bir tuzak için siyasi polisin dosyala rında tutuluyorlardı. İtalya’da o yıllarda bu durumu bilmeyen ve uyum sağlamayan, minimum gözlem yargı yetisine sahip tek bir kişi bile yoktu. Hatta büyük çoğunluk öfkelenmeden, sükunetle, meşruiyeti olmayan bir yığın kural ve tedbiri, sosyal barış, milletin bekası, savunma hassasiyetleri ve benzer gerekçelerle mazur görerek, sineye çekerek yapıyordu bunu.
[Majorana Kayıp, Leonardo Sciascia, Çeviri: Merih Cemal Taymaz, Dipnot Yayınları, 1. Baskı]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!