Pazar, 26 Temmuz 2026

Korkunun Güçleri



Kapitalizmin yeşermeye başladığı ilk modern şehirlerde toplumsal üretimden dışlanan kadınlara, üretime katılabilecek yeni bireylerin üretilmesi, yani çocuk yapmaları makbul kılınırken buna katılmayanlar veya katılamayanlar cadı veya fahişe olarak dışlanmışlardı


Julia Kristeva

Günümüzde estetik anlamda sınırların ve değer yargılarının gayet daraltıldığını ve bedene yatırım yapılmasının pompalandığını söyleyebiliriz. Her köşe başına açılan spor salonları, ayağa düşen güzellik salonları, yaygınlaşan estetik operasyon imkanları insanlara sistem tarafından dikte edilen yaşlılığın engellenmesi, bedende sarkan tarafların toparlanması ve en nihayetinde de bedenin metalaştırılarak işe yarar formun ancak ve ancak genç, sıkı bedenlerde olduğunun vaazı… Aynı zamanda, insanın ancak “güzel” bir bedende işe yarar olduğu ve toplumsal anlamda kabul edilebilirliğinin bu şartı, sürekli olarak bireyciliği ve sorunun çözümünde metafizik bir kişisel potansiyelini ortaya çıkarma efsanesini salık veriyor. Belli bir noktadan sonra çıtaya yetişemeyen, potansiyelini ortaya çıkaramayan veya başarısız olarak damgalanan kişi sorunu yine kendisinde görüyor çünkü yeteri kadar çalışmamış, yeteri kadar inanmamıştır. Kapitalizmin meta mübadelesi esası insan ilişkilerine sızarken her hareketimizin bir yatırım olduğu ve maddi anlamda bir karşılık yaratacağı inancı bedenin de pazarda satışa çıkarılmasına neden oluyor; karşılığını alamayan başarısız ise teşebbüs aşamasında kalmış bir müteşebbise dönüyor.

Ne var ki Paul Valery’nin de dediği gibi, “Hayatta en hızlı eskiyen şey, yeniliktir.” Bugün moda olan dolgun dudak yarın ince dudak olarak belirlenebilir ve bu belirleme dıştan gelen bir direktif halinde kişinin kendi tercihiymiş gibi tedavüle girer. Aynaya baktığımızda artık kendimizi değil, başkalarının bizi nasıl gördüğünü görürüz. Filme dönecek olursak, aslında Elizabeth gayet başarılı ve iyi bir oyuncudur ve anladığımız üzere kendi bedenine dair bir huzursuzluğu da yoktur. Huzursuzluk, erkek patronunun artık bedeninin yeterli kriterleri sağlamadığını söylediğinde başlar. Bu noktada film patriyarkal kapitalizmin, yani ataerkil sistem ile kapitalizmin kesişim noktası olan kadın bedeni üzerindeki etkisi, kadının kendi bedeni üzerinde iradesini yitirmesi ve bu “bedene yabancılaşmanın” getirdiği korku duygusunu güzel bir şekilde işlemeye başlıyor. Elizabeth, Substance’ı kullanarak kendisinin estetik ameliyatını gerçekleştirmiş oluyor. Sue ise kanlar içinde sırtındaki yarıktan çıkıyor; bir nevi Elizabeth Sue’yu doğuruyor. Kapitalizmin yeşermeye başladığı ilk modern şehirlerde toplumsal üretimden dışlanan kadınlara, üretime katılabilecek yeni bireylerin üretilmesi, yani çocuk yapmaları makbul kılınırken buna katılmayanlar veya katılamayanlar cadı veya fahişe olarak dışlanmışlardı.

[Julia Kristeva, Powers of Horror: An Essay on Abjection (Korkunun Güçleri: İğrençlik Üzerine Bir Deneme]