Kampanyamızı Okmeydanı’nda Emekçilere Taşıdık



Alınteri ve KÖZ olarak yürüttüğümüz asgari ücret kampanyamızı sefalet rakamının açıklanmasının ardından Okmeydanı’na taşıdık


Alınteri ve Köz olarak ortak örgütlediğimiz asgari ücret kampanyası iki gün önce asgari ücretin 28 bin 75 TL olarak açıklanmasıyla bitmedi. 1 Mayıs Mahallesi ve Tarlabaşı’ndan sonra bugün de “Ne Asgari Ücret Ne Asgari Yaşam! Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!” demek için başka bir emekçi mahallesinde, Okmeydanı’ndaydık.

Okmeydanı’nda ilk durağımız atölyelerdi. Girdiğimiz tekstil, mobilya, çelik atölyelerinde ajitasyon yaparak bildirilerimizi makina başında çalışan yerli göçmen birçok işçiye ulaştırdık. Bir elin parmağını geçmeyecek kadar atölye tam kapasiteyle çalışırken geri kalan atölyelerin hiçbirinde neredeyse doğru düzgün iş yoktu, normalde 20-25 kişinin çalıştığı atölyelerde birkaç kişi bulunuyordu.

Yaptığımız ajitasyonlarda patronlar, patronların çıkarlarının bekçisi olan devlet, hükümetin olduğu bir asgari ücret masasından emekçilerin lehine bir şey çıkamayacağını, bizzat atölyelerden, organize sanayi bölgelerinden, fabrikalardan seçilen işçilerin temsilcilerinden oluşan bir asgari ücret masası olması gerektiğini vurguladık. Bizi mahkûm ettikleri zincirin görünen halkası olan asgari ücrete karşı örgütlenmenin ve mücadele etmenin şart olduğunu söyledik. Hükümete, onun politikalarına ve bu ücretli kölelik düzenine karşı yerli veya göçmen, sendikalı veya sendikasız tüm emekçi ve ezilenlerin ortak bir şekilde düzen partilerinden bağımsız bir hatta mücadele etmeden en ufak bir kazanım elde edemeyeceğinin altını çizdik.

Kampanyamıza başlarken bu meselenin bir aylık ve sadece asgari ücretin rakamlarıyla sınırlı tutulamayacağının, karşımızda işçi sınıfının örgütlenmesiyle ilgili politik bir sorun olduğunun altını çizmiştik. Okmeydanı bildiri dağıtımı emekçilerle tam da bu çizgide buluşabileceğimizin bir göstergesi oldu. Bu çerçevede yaptığımız ajitasyonu atölyelerde kimi zaman makinaları durdurarak ilgiyle dinleyen, haklı olduğumuzu söyleyen emekçilerle karşılaştık.

Asgari ücretin açıklanmasının ardından hükümete karşı artan bir öfkeyi her yerde görmek mümkündü, ancak karşılaştığımız hiçbir emekçi lafı ‘keşke ücretler daha yüksek olsa’ temennilerinde bırakmadı. Emekçilere gündelik sorunların, asgari ücret sorununun daha kolay taşıyabileceğini söyleyenlerin aksine, sohbet imkanı bulduğumuz atölyelerde, kahvelerde konu hep siyasetin sorunlarına çıktı. Demirtaş’ı kastederek “bizim başkanımızı hapse attılar ne yapmalıyız” diyen işçi de, biz henüz bir şey demeden meseleyi hükumet sorunu olarak anlatan işçi de, karamsar bir biçimde olsa da Erdoğan gitmeden sorunun çözülemeyeceğini anlatan işçi de bunun açık bir göstergesiydi.

Atölyelerle beraber Okmeydanı’ndaki birçok kahveye de giderek ajitasyonlu bir şekilde bildirilerimizi dağıttık. Bize çay ısmarlayan emekçilerle seçimler yoluyla hükümeti göndermenin o ya da bu patron partisini destekleyerek değil emekçilerin kendi gücüne güvenerek sokakta kitlesel bir mücadelesi sonucu mümkün olduğunu anlattık. Atölyelerin mola saatine geldiğimizde işçilerin sık gittikleri kahve ve lokantalarda da bildiri dağıtımı yaptık.

Okmeydanı pazarında dağıtıma devam ettik. Pazar boyunca ajitasyonumuzla beraber bildirilerimizi emekçilere ulaştırdık. Hükümetin bu kadar rahat bir şekilde asgari ücreti dayatabilmesinin sebebinin yarı-zamanlı güvencesiz çalışmayı kural haline getirmesi, göçmen işçileri hiçbir yasal hakları olmaksızın kaçak bir şekilde çalıştırması olduğunu dile getirdik. Onurlu ve özgür bir yaşam için örgütlenmek ve mücadele etmek gerektiğini vurguladık. Bildiri dağıtımı boyunca Okmeydanı’na kampanya sloganlarımızı içeren pullamamızı da yaptık.

“Asgari ücretle emekçilere dayatılan zinciri rakam artırarak değil, mücadele ederek kırabiliriz!”, “Emeğin söz ve karar sahibi olduğu bir dünyada insanca yaşayabiliriz!” diyeceğimiz çalışmalarımız sürecek.

Ne Asgari Ücret Ne Asgari Yaşam!

Yıkalım Bu Köhne Düzeni, Biz Başka Alem İsteriz!