Asgari Müştereklerin Ötesine Geçen Bir Asgari Ücret Kampanyası



Devrimci odak yaratma yolundaki girişimlerimizi ortaklaştırmamızı da içeren yürüyüşümüzün dışa dönük ilk adımı olan “Ne Asgari Ücret Ne Asgari Yaşam!” kampanyamıza dair…


Devrimci odağı yaratma yolundaki girişimlerimizi ortaklaştırmayı da içeren yürüyüşümüzün dışa dönük ilk adımı, Aralık ayı boyunca yürüttüğümüz “Ne Asgari Ücret Ne Asgari Yaşam” kampanyasıydı.

Bu ilk adımımızın konusunu, devrimciler için güçbirliğinin ancak işçi sınıfı ve emekçiler içinde yürütülecek bir faaliyetle sağlanabileceğinin bilinciyle belirlemiştik. Üç hafta boyunca İstanbul, İzmir ve Ankara’da bildiri, pankart, afiş, pul ve ajitasyonumuzla emekçi mahallerinde, sanayi sitelerinde, atölyelerde kampanyamızı yürüttük. Kampanyamız boyunca sınıfın ve emekçilerin en basit sorunlarının çözümü için bile devrimin gerekli olduğunun bilinci ve iddiasıyla hareket ettik. Asgari ücret gibi iki sınıfı tümüyle kesen aynı zamanda tüm siyasi dinamiklerle de içiçe geçmiş bir sorun bize bu iddiayı fazlasıyla somutlama fırsatı verdi.

Çalışmamızda burjuvazinin asgari ücret politikasının işçi sınıfını açlığa mahkum etmekle kalmayıp onun onuruna da yönelik bir saldırı olduğunu, bu politikayla Türkiye’yi nasıl ucuzun da ucuzu bir işgücü deposu haline getirmenin hedeflendiğini anlattık. Kürtlerin esareti, savaş ve işgal politikaları, göçmen işçi düşmanlığıyla ücretli kölelik düzeni arasındaki bağlara işaret ettik. İşçi ve emekçilerin sermayenin karşısına ancak kendi temsilcileriyle çıktığında bu saldırılara yanıt verebileceğini vurguladık. Kapitalizmin çürümüşlüğünü sergileyerek devrim ve sosyalizmin zorunluluğuna dikkat çektik.

Kampanyamıza başlarken işçi sınıfı ve emekçiler içinde yürütülecek çalışmanın sendikalizme mahkum olmadığını, ekonomik sorun ve sıkıntılarla siyasi gerçekler arasındaki bağlantıları kuran bir çalışma yürütmenin mümkün olduğunu göstermeyi amaçlıyorduk. Mütevazı bir ölçekte de olsa bunu gösterdiğimizi düşünüyoruz.

Aralarında farklılıklar olan siyasi akımların emeğin kurtuluşu ve devrim paydasında birleştikleri sürece güncel siyasal sorunlarda asgari müşterekler temelinde genel geçer söylemlere mahkum olmayan bir anlayış ve pratikte ortaklaşabileceklerine güveniyorduk. Devrimcilerin birlikte uzun soluklu çalışmalar örebileceğine, bu çalışmalarda kendi çaplarını ve aritmetik toplamlarını aşan bir etki yaratabileceklerine inanıyorduk. Yanılmadığımızı gördük.

“Omuz omuza yürüteceğimiz bu ortak pratik içinde bir taraftan aramızdaki görüş farklılıklarını yoldaşça tartışarak birbirimizden öğrenip birbirimizi tamamlama”yı hedeflediğimizi yola çıkarken belirtmiştik. Kampanyamızın bizim açımızdan en önemli kazanımı bu doğrultuda attığımız adımlar oldu. Yolumuz uzun, bunu biliyoruz. Yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.

Önümüzdeki dönemde kendimize bir isim veren ya da farklı bir biçimde tarif eden bir “odak” iddiasıyla görünme peşinde değiliz. Attığımız bu ilk adımın büyütülmeye, genişletilip derinleştirilmeye ihtiyacı olduğunun bilincindeyiz. Başlattığımız yürüyüşü bu bilinçle sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreçte ortak sözlerimizi birlikte söyleyebileceğimizi düşündüğümüz konularda ve gelişmeler karşısında yine omuz omuza vereceğiz. Yanı sıra, daha genel bir paydada buluşan yahut daha kısmi sorunlara odaklanmış olsa da devrimci mücadeleyi büyütmeye hizmet edecek girişimler içinde de birlikte yer alacağız. Aynı çağrıyı yükseltmeye devam edeceğiz:

Devrimci Bir Odağın Yaratılması Yolunda

Birlikte ve Daha Güçlü

İleri