Bir Direniş Hikayesi



“Üç-beş kişi”, “üç beş kuruş” diye küçümsediklerinizin içinden ejderha çıkardık. Sizin ucube egonuza ve kibrinize diz çökmedik, boyun eğmedik, karşınızda dimdik durduk, direnerek kazanılacağını sadece size değil, sizinle aynı düşüncede olan tüm sermaye sahiplerine gösterdik. Direne direne kazandık, en önemlisi, birlikte ve hiçbir arkadaşımızı geride bırakmadan…


Özel Okmeydanı Hastanesi Çalışanları

Günler, günler öncesinde bizim ülkemizde ucube bir ego ve kibir figürü olan, sağlık sektöründe isimlerini duyurduktan sonra herbirimizin hayatına birer kabus gibi çöken Seçim Öztürk ve tüm Öztürk ailesinin, dirayetli, iradeli, inatçı, direnen, diz çökmeyen, biat etmeyen “bir avuç”, “üç-beş kişi” diye küçümsedikleri, “bir avuç, üç-beş ejderhaya” nasıl yenildiklerini anlatalım.

10 Kasım 2025’te sağlık çalışanı ve emekçilerine alışılagelmiş ukala tavırla “yarım saat içinde hastaneyi boşaltın, kapatıyoruz” sözlerini sarf eden mali müşavire, tüm çalışanların yüreğinden geçen, patronlarının anlayacağı dille cevabımızı net olarak ilettik. “Namus ve şeref sözü” ile 10 gün içinde tüm alacakların ödeneceği sözüne inanacak kimseyi karşısında görmeyen patron, daha önce kapı dışarı ettiği çalışanlarının aksine; duruşu, sözleri, iradesi net insanları görünce anında öfke, ego ve kibir tuğlalarıyla ördüğü camdan sırça köşküne çekildi.

Sırça köşküne çekilen patron kendinden o kadar emindi ki; öyle ya, bugüne kadar işledikleri tüm suçlardan “ceza almadan” kurtulmuş, hatta ve hatta akrabalık ilişkileri ile devlet kademesindeki bürokratların açık desteğini kendilerine koruma kalkanı olarak kullanmışlardı. Ancak unuttukları ve önemsemedikleri, kendileri için küçük bir detay olan “Okmeydanı semt gerçekliğiydi”.

Patron mahallesinin bu gerçekliği anlamadığı çok aşikardı, zira “birkaç günde dağılacak bir avuç, üç beş kişi” değil miydi bunlar? Hem kaç gün dayanabilirler ki? İşsiz-aşsız ve onca borç, haciz, icra ile meşgulken ellerinden ne gelir düşüncesi, sımsıcak camdan sırça köşkte yaşayan patronun avuçlarını ovuşturmasına neden oldu. Bilmedikleri bir gerçeklik Güneş gibi, Ay gibi pırıl pırıl parlıyordu oysaki. Birlik, beraberlik ve dayanışmanın Okmeydanı Hastanesi sağlık çalışanları ve Okmeydanı semt gerçekliğinin mayasında olduğu gerçeği. O mayanın da provokatör, dalkavuk ve yalakaların oyunlarıyla bozulmayacağı, her oyunu bozacak bilinç, zekâ ve güce sahip olduğu gerçeğiyle birlikte.

Günler geçiyor ve patron takip ettiği direnişçileri dağıtamayacağını ilk defa fark ediyor. Zorlu hava şartlarında geri adım atmayınca, açlık, yokluk, yoksunluk patronun beklentisine cevap olmayınca patron, önce ‘nifak tohumları’ saçmak, bölüp parçalayıp hakimiyeti ele geçirmek için tasmasını tuttuğu neferlerini konuşmak için görevlendirdi. Beklediği cevabı bir türlü alamayan patron bildiğini düşündüğü satranç hamlelerine piyonlarla devam etti.

Ne tesadüftür ki zifiri karanlık ve buz kesen bir gecede hastanenin üç kadının nöbet tuttuğu köşesine tam 18 kurşun yağdı. Kovanların sıcaklığı üzerindeyken, direnen çalışanları emeklerinin karşılığı yerine ‘sadaka’ için aracılara yönlendirmekten beis bile duymadılar. Öyle ya, öncesinde doktor darp edilmiş, yakınlarına narkotik ilaçlar enjekte edilerek hakaretler edilmiş, evrakta sahtecilik yapılmış, hatta ve hatta ameliyat masasında hasta katledilmiş, şikâyet ve davalar bile “görünmeyen eller” tarafından sumen altı edilmişti. Çöp poşeti gibi kapı önüne bırakılan sağlık çalışanlarının TBMM’ye kadar gidip işledikleri suçları ihbar etmesine rağmen, 3-5 kişiye sıkılan kurşunların hesabını kim sorabilirdi? Kimin gücü yeter ki buna? düşünceleri hasıl oldu.

3-5 kuruşa çalıştırdığı 3-5 kişi önce hastane tahliyesinin nasıl yapılması gerektiğini öğretti patron ve avenesine. Sonra narkotik bazlı ilaçların aslında nerelere götürülüp “piyasaya nasıl sürüleceği” endişelerini, ilgili kuruma görevleri hatırlatarak iletti ve kurumların tedbir alınması sağlandı. Mahrem olan “hasta bilgileri” ve “hastane işlem detaylarının” ısrarla ve inatla değiştirilip her türlü yasal suçlamadan kurtulma çabaları ilgili kurumla paylaşıldı. Ne hikmetse tedbir için tek bir adım atılmadı.

Hurdacılarla tahliye süreci başlatan patrona “toplum sağlığı konusunda kendini sorumlu hisseden” sağlık çalışanları bir ders daha verdi. İstanbul’un tarihe geçecek 2. Çernobil vakasına ev sahibi olup milyonlarca insanın hayatlarıyla oynanmasına izin vermedi.

Günler boyunca satranç masasında sadece piyonlarla iş yapmaya alışkın olan patron, karşısına aldığı oyuncuların onun maskesinin altındaki şişirilmiş ego, kibir ve korkusunu çözdüğünü anlayamadı. Hal böyle olunca son bir çare olarak kapısına kadar dayanan tehlikeyi fark edip “anlaşma” çabasına girişti. Ego ve kibir dağlarındaki kişiliği yerle yeksan olmaya başlamıştı, sonun başlangıcı geldiğinde son bir umut diyerek pazarlık yapabileceğini bile düşündü.

Son bir umut diyerek direnen sağlık çalışanlarının “bir kısmının taleplerini karşılayacağını, bir kısmının ise dışında tutulması” önerisine sıcak bakacakları yanılgısına kapıldı. Oysa bilmediği bir başka gerçek daha vardı, emeklerini karşılığını almak için direnen sağlık çalışanlarının yola çıkarken tek bir şiarları vardı: “Herbir arkadaşımızın her bir kuruşunu almadan, hiçbir arkadaşımızı dışarıda bırakmadan mücadeleyi bırakmama” şiarıydı bu. Çünkü tek başına bir kurtuluşun olmayacağını biliyorduk, o yüzden yüreğimizdeki çığlık çığlık “kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözlerini yaşam felsefesi haline getirmiştik.

Patron ve avenesi zoru görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Ve nihayet kadınların attığı bir çakıl taşıyla camdan sırça köşk, korku duvarlarıyla birlikte yerle yeksan oldu.

Hikâyenin sonuna gelindiğinde, sonradan görme, servet sahibi olmaktan öte vasfı bulunmayan tüm patron ve yardakçılarına şunu gösterdik: “Üç-beş kişi”, “üç beş kuruş” diye küçümsediklerinizin içinden ejderha çıkardık. Sizin ucube egonuza ve kibrinize diz çökmedik, boyun eğmedik, karşınızda dimdik durduk, direnerek kazanılacağını sadece size değil, sizinle aynı düşüncede olan tüm sermaye sahiplerine gösterdik. Direne direne kazandık, en önemlisi, birlikte ve hiçbir arkadaşımızı geride bırakmadan 51. günde kazandık. Büyük gurur ve onur duyarak kazandık.

Sizler kaybettiniz, tel toka ve pedlerini çaldığınız kadınlara kaybettiniz. Kadınlar kazandı. Sağlık çalışanı kadınlar kazandı. İnatla, iradeyle, onurla, gururla kadınlar kazandı.

İlk günden 51. güne kadar “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” şiarıyla direnen kadınlar kazandı.

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

sendika.org