Perşembe, 8 Ekim 2026

Gar Katliamı: Tarihsel Bir Korkunun Dışavurumu



Ankara Gar Katliamı’nda yitirdiğimiz 103 can hepimizden birer parça, hepimizin ortak değeri ve unutulmayacak ölümsüzlerimizdir. Öte yandan o katliamın hesabı hâlâ sorul(a)mamıştır; o dosya hepimiz için hâlâ açıktır…


Ankara Gar Katliamı, ırkçı faşist rejimin Kürt sorunu ve barış talebinin Türk toplumu içinde de toplumsallaşmasından duyduğu korkunun sonucudur. Bu nedeni, ırkçı faşist rejimin Cumhuriyet tarihi boyunca adım adım inşa ettiği şoven ideolojik hegemonyanın sarsılıp çözülmeye başlamasından duyduğu tarihsel bir korkunun dışavurumudur. 

Bu nedenle onu AKP-MHP faşist koalisyonunun 2015 Kasımı’nda yenilenecek seçimi kazanmak için tezgahladığı konjonktürel bir tepki olarak görmek/yorumlamak eksik ve yanlış olur. O katliamın tezgahlanmasında kuşkusuz Haziran’da kaybedilen seçimi ne yapıp edip kazanma hesabının da payı vardı. Bu yönüyle Gar Katliamı -hepimizin bildiği gibi- o kesitte Suruç Katliamı’yla başlatılıp “Çözüm Süreci”nin noktalanmasına gerekçe yapılan Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi gibi eylemlerle devam eden provokasyonlar zincirinin son halkasıdır. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun, katliamın şoku sürerken katil soğukkanlılığıyla “Anketlere göre oylarımız artıyor” diye demeç verebilmesi de bu konjonktürel bağlantının itirafıdır.

Devlet terörü ve zorbalıkta sınır tanımama, Osmanlı’dan bu yana Türk egemen sınıflarının Kürt siyasetinin her zaman temel aracı olmuştur. Tarihteki Kürt isyanlarının nedenleri yanında bastırılmaları sırasında dökülen kanların büyüklüğü bunu gösterir. Zaten bir ulusun varlığını inkâr ve asimilasyon politikalarının devlet terörü, zor ve baskı olmaksızın yürütülmeleri pratik olarak mümkün değildir. Sanki çok makbul ve masum bir ilişkiymiş gibi son dönemde “örnek” olarak gösterilen Yavuz Selim İdris-i Bitlisi ittifakı gibi ilişkiler her şeyden önce ‘eşitlik’ temelinde kurulmadığı gibi o kesitteki koşulların Osmanlı’yı (ya da 1919-1923 arasında Kemalizmin temsil ettiği burjuvaziyi) “Köprüyü geçene kadar” yaklaşımıyla hareket etmeye zorladığı geçici taviz kesitleridir. Bunların herbirinin arkası da zaten geleneksel zorbalık, baskı ve inkâr politikalarına eskisinden daha sert ve kanlı biçimlerde dönülmesiyle gelmiştir.

Türk burjuva devletinin bu geleneksel politikasını yeniden devreye sokmaya hazırlandığının işaretleri aslında Gar Katliamı’nın aylar öncesinde kendisini gösterdi. 2015 Haziran seçimlerinin propaganda döneminde HDP’nin Adana ve Amed mitinglerine yönelik bombalı saldırı girişimleri bunun işaretleriydi. Fakat o kesitte de gündemde olan ve yine kapalı kapılar arkasında yürütülen “Çözüm Süreci” aldatmacasının yol açtığı rehavet yüzünden bu sinyaller doğru okunmadı. 

Öte yandan HDP’nin o zamanki eş başkanlarından Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışının faşist karşı devrim blokunda yaratacağı reaksiyon da yeterince hesaplanmadı. Demirtaş’ın o tarihi çıkışı, Batı’da Türk orta sınıfı ve aydınlar içinde Kürtlere ve Kürt Özgürlük Mücadelesine yönelik kuşku ve güvensizlikleri dağıtan bir rol oynadı. Demirtaş’ın dile getirdiği bu hamle, o kesitte -ve tabii halen- dünyaya fanatik bir Tayyip düşmanlığı odağından bakan, bunu önceleyen Kemalist kesimler içinde bile yankı ve sempati yarattı. Irkçı faşist rejimi Kürt sorununda ideolojik hegemonyasının zayıflayıp çözülebileceği endişesine sürükleyen de zaten bu oldu. 

Türk kamuoyunda yükselen bu sempati ilk somut sonucunu 2015 Haziran’ında yapılan seçimlerde verdi. HDP Batı illerinde de kimsenin beklemediği oranlarda oy alarak barajı yıktı. AKP ilk defa o seçimde çoğunluğu kaybetti. Bu sonuç rejim açısından alarm zillerini şiddetlendirdi. Ne var ki Kürt hareketi dahil Türkiye solu da o seçim sonucunun sarhoşluğuyla kendinden geçmiş rehavet içindeydi. 

Öyle ki, MHP çetesinin şefi Bahçeli’nin yeni bir hükümet kurulmasını yokuşa süreceklerini ilan ettiği çıkışı gibi rejimin seçim sonuçlarını tanımayıp oyları çöpe atacağına dair belirgin işaretler bile önemsenmedi. Arkasından AKP ile Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP arasında birbirlerini sanki hiç tanımıyorlarmış gibi (birbirlerini tanıyıp yaklaşımlarını öğrenme anlamında) “istikşafi görüşmeler” adı altında havanda su dövme, toplumu oyalayıp Gar Katliamı’na giden yolun taşlarının döşenmesini kamufle etme komedisi sahnelendi. HDP başta olmak üzere sol bu Karagöz oyununu da büyük bir aymazlıkla seyretti. O koşullarda burjuva devletin barış talebinin bu kez Ankara’nın göbeğinde kitlesel olarak sahiplenilmesi ve dile getirilmesine kayıtsız kalmayacağı öngörülemedi. Bu uyanıklığa sahip olunamadığı için mitingin güvenliğini sağlamaya yönelik kimi tedbirler de ihmal edildi. 

Ankara Gar Katliamı’nda yitirdiğimiz 103 can hepimizden birer parça, hepimizin ortak değeri ve unutulmayacak ölümsüzlerimizdir. Öte yandan o katliamın hesabı hâlâ sorul(a)mamıştır; o dosya hepimiz için hâlâ açıktır, sorumlularından hak ettikleri biçimde hesap sorularak kapatılması Kürt ve Türkiyeli devrimci güçlerin birleşik mücadelesinin er geç yerine getirmesi gereken tarihsel görevlerimizden biri olarak omuzlarımızdadır.