Cuma, 11 Eylül 2026

Salgında tarım işçileri: Bir minibüse 35 işçi!



Salgında kıymetleri ‘farkedilen’ mevsimlik tarım işçilerini korumak adına konulan kuralların pratikte karşılığının olmadığı Adana’da 7 kişinin taşınması gereken 14 kişilik minibüse 35 işçinin doldurulmasıyla dile geldi


Hiçbir güvencelerinin-güvenliklerinin olmadığı oldukça ağır koşullarda çalışmak zorunda olan mevsimlik tarım işçileri için alındığı söylenen salgın önlemlerinin kağıt üzerinde kalmanın ötesine geçmeyeceğini tahmin etmek güç değil. Daha işin başında basına düşen haberler de bunun ifadesi gibi… Adana’da, koronavirüs tedbirleri kapsamında en fazla 7 kişinin taşınması gereken 14 yolcu kapasiteli minibüse 35 işçinin sıkış tepiş bindirilmesi sadece bir örnek. Bu basına yansıyanı, daha bilmediğimiz neler, hangi muamele ve tedbirsizlikler var kimbilir…

Bu haber devletin ajansı tarafından “emekçinin canı hiçe sayılıyor” başlığıyla verildi. Sanki başından beri emekçinin canı hiçe sayılmamış, sanki “ne olursa olsun çarklar dönecek” denilmemiş gibi… Araç sahibi ve şoföre büyük miktarda para cezası kesildiği belirtilen haberle tarımsal üretimdeki katmanlı kuralsızlıklar karşısında devletin görevini yerine getirdiği mesajının verilmeye çalışılmasını bir yana bırakıyoruz… Keza gerçeğin hiç de öyle olmadığını en az tarım işçileri kadar biz de biliyoruz.

Pandemi sürecinde en çok dile getirilen konulardan biri mevsimlik tarım işçilerinin durumu ve bu yıl yaşanacak aksamalar nedeniyle tarımsal üretimin riske gireceğiydi.

Konunun önemi ortadayken, İçişleri Bakanlığı Nisan ayında mevsimlik tarım işçilerinin dolaşımı ve salgından korunmalarına ilişkin bir genelge bile çıkarmıştı. Tarım işçiliğinin yerleşik imkansızlıklarını, büyük kuralsızlıkların denetlenebileceği hiçbir mekanizmanın olmadığını bilmezmiş gibi ardı ardına tedbirler sıralanmıştı. Adana’da 7 kişinin taşınması gereken 14 kişilik minibüse 35 işçinin doldurulması bile sorunun ciddiyetini gözlere adeta sokacak nitelikte.

Çoğunluğu Adıyaman, Urfa, Diyarbakır gibi Kürt illerinden aileleriyle birlikte çeşitli illere giderek oldukça zor koşullarda ve hiçbir güvenceleri olmaksızın çalışan mevsimlik tarım işçileriyse “ölüm korkusuyla ekmek derdi” arasında kaldıklarını belirterek gerek ulaşımda gerekse barınma ve çalışma alanlarında gerekli önlemlerin alınması konusundaki kuşkularını dile getirmişti.

Son yıllarda Suriyeli mültecilerin de eklendiği on binlerce gezici mevsimlik tarım işçisi için tüm önlemlerin alındığı, illerde birimler oluşturulduğu, araçlara binecek işçi sayısından yatacakları yere, hijyen koşullarından bahçe ve tarlalardaki fiziki mesafe kurallarına kadar birçok kuralın konularak, denetleneceği belirtilmişti.

Kısacası çocuklarının eğitimi ayrı bir dert; bırakalım içme suyuna, temizlik için gerekli suya ulaşmaları ayrı bir dert, derme çatma ve her türlü hijyenden uzak koşullarda barınmaları, sağlıksız ve hijyenden uzak beslenmeleri, ehil olmayan şoförlerle üst üste bindirildikleri araçlarla çalışma yerlerine taşınmaları ayrı bir dert, salgın koşullarında işin doğası gereği dip dibe çalışmaları ayrı bir dert olan tarım işçilerinin salgından korunmaları neredeyse imkansız gibi.

Adana’da 7 kişinin taşınması gereken 14 kişilik minibüse 35 işçinin bindirilme cesareti gösterilmiş olması da bunun tercümesi dışında bir anlam taşımıyor.

Market, lojistik, dağıtım işçileri gibi bu dönemde değerleri keşfedilen mevsimlik işçilerin insanlık dışı koşullara karşı örgütlenmesi gerçekleşmediği sürece hangi kurallar konulursa konulsun kağıt üstünde kalmanın ötesine geçemeyecektir.