Perşembe, 25 Haziran 2026

Seçimler: Cehenneme giden yol iyiniyet taşlarıyla döşelidir*



Verili karanlıktan çıkış arayışı, keskinleştirilen gerici yapay toplumsal kutuplaşmalar içerisinde sınıfsal olan perdelenip eritilerek kapitalizmin restorasyonuna entegre edilmek isteniyor


Serhat Tuna

Liberal burjuva muhalefet 14 Mayıs’taki seçimlerle cennetin kapılarının aralanacağı fikrini propaganda ederken liberal sol da bu fikre fena halde teşne olmuş durumda.

Kuşkusuz bu ülkede ekonomik-siyasal-sosyal ve kültürel olarak her geçen gün daha koyu bir karanlığa uyanılan koşullarda umuda, iyiniyete, hoşgörüye fazlasıyla ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkan kesimler, değişim içeren en küçük bir ihtimale dahi dört elle sarılmak durumunda kalıyor.   

Verili karanlıktan çıkış arayışı, keskinleştirilen gerici yapay toplumsal kutuplaşmalar içerisinde sınıfsal olan perdelenip eritilerek kapitalizmin restorasyonuna entegre edilmek isteniyor.   

Kemal Kılıçdaroğlu’nun temel düsturunu da kapitalizmin son 40 yılına damgasını vuran neoliberalizmin çöküşünden çıkış arayışına omuz vermek oluşturuyor. “Neoliberalizm karşıtı” eğilimin dünyada gün geçtikçe güçlendiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “Bu süreçte yalnız değiliz. Zenginin daha zengin olduğu, fakirin daha da fakirleştiği bir düzen sürdürülebilir değil. Bunu herkes görüyor. Dünya yeni bir sosyal devlet anlayışıyla yeniden formatlanmalı. Göreceksiniz bu yeni dönemin öncü ülkesi olacağız” sözleriyle uluslararası işbölümü düzeninde nasıl bir konuma talip olunduğunu ele veriyor.

Neoliberalizmin iflas ettiği ve sosyal devlete dönüş ihtiyacı olduğu fikri, son yıllarda kapitalizmin içinden düşünen ve ona sahip çıkan birçok akademisyen ve siyasetçi tarafından da dile getiriliyor. Öyle ki, son Davos Zirvesi’nin ana temasını da bu sosyal restorasyon yöntemlerini neler olabileceği oluşturdu. Neoliberalizmin ekonomik barbarlığı derinleştirmesinden dolayı toplumsal refahın sıfırlanarak sağlık, eğitim ve diğer temel hizmetlere erişimdeki eşitsizliklerin toplumsal patlamalara yol açacağı fikri tartışılıyor. Bu kesimlerce buna alternatif olarak ise sosyal devlet politikaları ve kamu yatırımları öncelikli bir program izlemeye işaret ediliyor.

Dünya Bankası, IMF, Dünya Ekonomik Forumu, BM Uluslararası Çalışma Örgütü gibi emperyalist kurumlar, The Economist, Financial Times gibi uluslararası sermayenin sözcüleri neoliberalizmin iflası üzerinden sosyal devlet tartışmalarına dahil olurken meselenin sınıfsal içeriği yok sayılıyor. Artan toplumsal rahatsızlığı, grev ve protesto dalgalarını ve bunlara çözüm olarak sosyal devlet tartışmalarını daha çok demografik değişim, iklim değişikliği, çevre sorunları, dijital teknoloji geçişinin yarattığı zorluklar gibi gelişmeler üzerinden ele almayı tercih ediyorlar. 

Özellikle küresel finans krizi ve Covid-19 pandemisi gibi gelişmeler neoliberalizmin ekonomik modelinin sürdürülemez olduğu fikri ve gerçekliğini gözlere sokmuştur. Bu görüşü savunan isimler arasında Amerikalı ekonomist Joseph Stiglitz, İngiliz ekonomist Kate Raworth, ABD Senatörü Bernie Sanders ve İspanyol politikacı Pablo Iglesias gibi isimler yer almaktadır. Bu isimler, neoliberalizmin başarısızlıklarına ve sosyal devletin yeniden önem kazanmasına dair kitaplar, makaleler yayınlamakta ve konuşmalar yapmaktadırlar.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı İkinci Yüzyıl İktisat Kongresi de bu tartışmalara paralel olarak gerçekleşti. Francis Fukuyama dahil pek çok neoliberal iktisatçı bu kongrede yer aldı. 14 Mayıs seçimlerine, sermayenin üretimi ve dolaşımında yeni model arayışlarının uluslararası ölçekte yarattığı kaotik sarmal içerisinde gerçekleşiyor olmasından dolayı olduğundan fazla bir anlam yükleniyor.

Dolayısıyla seçimler geniş kesimler içerisinde her ne kadar bir umut kaynağı olsa da, asıl önemli olanın seçim sonrası olduğu unutulmamalıdır. Sonuç ne olursa olsun, işçi sınıfı ve emekçilerin öz örgütlülüklerini büyütüp, yaşamsal ihtiyaç ve taleplerine sahip çıkmasını sağlamaktan başka çıkış yolu yok. Seçim sonrasında emekçiler lehine atılacak en küçük adımların hayata geçirilmesi için bile mücadele zorunluluğunun farkında olunmalıdır.

***

(*) Yaygın bir yanlış olarak Karl Marx’a atfedilen “Cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla döşelidir” sözünü Marksist literatürde birebir olarak Lenin, “Ne Yapmalı?” eserinde ‘sol ekonomizmi’ eleştirirken kullanmıştır. Yine bu söz Fransız yazar Jean-Paul Sartre’ın “Huis Clos” (Gizli Oturum) adlı oyununda geçmektedir.

Bu söz, Sartre’ın “içeriden dışarıya” bakma fikrini ele alır ve insanların niyetlerinin iyi olmasına rağmen yanlış şeyleri yapabilecekleri gerçeğine dikkat çeker. Oyun, II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da Hitler faşizmiyle işbirliği ve işgal dönemlerinin ardından Fransızların vicdanına yönelik bir eleştiri olarak kabul edilir.

Temel olarak varoluşçuluk felsefesi ile ilgili olan oyun, başkarakter Garcin, Estelle ve Inez adlı üç kişinin ölüm sonrası bir odada bir araya geldikleri “cehennemde” geçiyor. Bu üç karakterin herbiri bir şekilde ölümünden sorumlu oldukları bir suç işlemiyle bağlantılıdır. Oyun, bu üç karakterin birbirleriyle olan etkileşimlerini ve kendi suçlarını kabul etme ve hesaplaşma süreçlerini anlatır.

Bu oyun, insanların niyetlerinin iyi olmasına rağmen yanlış şeyleri yapabilecekleri gerçeğine dikkat çeker ve bu nedenle, genellikle insanın yargılama yeteneğini sorgulayan bir oyun olarak kabul edilir.

Söz, oyunun son sahnesindeki diyalogda geçmektedir. Karakterlerden biri olan Garcin, diğer karakterlerden birinin onu tanımlamasını istemiştir ve bu diyalog sırasında şu ifade kullanılmıştır:

“Garcin: – E, beni de söyleyin. Ben kimim?

Inez: – İyiniyet taşlarıyla döşeli yolu izleyen biriydiniz, sevgili arkadaşım. Yani nereye geldiğimizi tahmin edebilirsiniz.”

Bu replik, oyunun varoluşçu felsefesine uygun olarak karakterlerin niyetlerinin iyi olmasına karşın, yine de yanlış şeyler yapabilecekleri gerçeğini vurgular. Ayrıca, cehenneme gitmek metaforu, karakterlerin sonsuz bir şekilde diğer insanlarla bir arada kalmak zorunda olacakları bu karanlık dünyada mahkûm olduklarını gösterir.