Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) ve Devrimci Sol davalarından yargılanan komünist ve devrimci tutsaklar, 12 Eylül faşizminin hayasız baskı ve işkenceleri karşısında siyasal kimliklerini ve onurlarını korumak için bedenlerini sürdüler namluya. Ölümün şahsında zulmün üzerine yürüdüler.
İstanbul Ölüm Orucu eylemi, Diyarbakır zindanındaki Kürt devrimci yurtseverlerinin ÖO direnişleriyle birlikte 12 Eylül faşizmine karşı zindanlarda yürütülen devrimci direnişlerin doruk noktasını simgeler. Ancak onu, etkileri salt cezaevleri sınırları içinde kalan bir eylem olarak görmek yanlış olur. Tasfiyeciliğe bulaşmayan ve cuntaya karşı dövüşmeyi sürdüren bir avuç komünistin ve devrimcinin dışında toplumsal muhalefetin susturulduğu, korku, oportünist yılgınlık ve teslimiyetin şaha kalktığı zifir gibi karanlık bir dönemde, 12 Eylül cuntasına karşı ses getiren bir muhalefet eylemi olmuştur o aynı zamanda. Cuntaya direnilebileceğini göstermiş ve en olumsuz koşullarda dahi teslim olunmaması gerektiğini anımsatmıştır.
İstanbul cezaevleri, 12 Eylül faşizminin saldırı ve yaptırımlarına boyun eğmeme özelliğini sonuna kadar koruyabilmişse, Tek Tip Elbise’nin (TTE) her şeye rağmen giydirilemediği tek cezaevi olarak kalabilmişse, bunu sağlayan ÖO ve ÖO direnişçileri olmuştur.
Ya ölümü de göze alan kararlı ve soluklu bir direniş ya da sonu belirsiz ve büyük bir olasılıkla karanlık bir geri çekilme… 12 Eylül faşizminin bıraktığı bir başka seçenek yoktu o günün koşullarında İstanbul cezaevlerindeki devrimci siyasi tutsakların önünde. Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği’nden (TİKB) komünistler ve Devrimci Sol’dan (DS) devrimciler birinci yolu tuttu.
Onların seçtikleri yol zorluydu, acılıydı. Burada ölüm birdenbire gelip bulmuyordu insanı. Onu aramaya çıkmak söz konusuydu en başta. 100 metre yarışından çok bir maratondu onunla buluşmak.
Herkesin harcı değildir böyle bir koşu. Herhangi bir yürek yetmez çünkü onun için, herhangi bir bilinç -istese de- getiremez sonunu. İnanç ve ideallerini her şeyin üzerinde tutabilen insanlar başarabilir bunu ancak. Bencil tutkulardan, sefil korku ve kaygılardan arınmış bilinçler ve yürekler taşıyabilir böylesine görkemli ve rafine bir idealizmi. Tartışılmaz bir tarihsel haklılığa sahip olan, gerçekleşmesi için büyük altüst oluşlar gereken ve bu yüzdendir ki üstün niteliklerle donanmış seçkin savaşçılar gerektiren devrim ve sosyalizm gibi büyük davalar esinleyebilir böyle yüksek bir idealizmi.
Tarihsel olarak ömrünü tüketmiş, geleceği olmayan ve sefil bir bireyciliği esas alıp yücelten burjuvazi çıkaramaz artık saflarından böyle kahramanlar. İstanbul ve Diyarbakır Ölüm Orucu direnişçileri gibi görkemli direniş destanları yazacak bilince ve yüreğe sahip yiğitleri çıkarsa çıkarsa artık ancak proletarya ve emekçi halklar çıkarabilir bağrından, devrim ve sosyalizm uğruna mücadele gibi yüce bir dava şekillendirebilir böyle saf çelikleri…
İstanbul ÖO eyleminin “düşmanı” çok oldu. Maalesef, sadece faşizm ve yardakçıları değildi ona saldıran. Oportünist saldırıların en ölçüsüzü, o yıllarda “Tek Tip Elbise (TTE)” konusunda en keskin zigzagları çizenlerden geldi. Uzunca bir dönem “mavi kefen” olarak niteledikleri TTE’yi daha sonra giymekle de kalmayıp başka bazı dayatmalara da boyun eğenler, ÖO eylemini “siyasal intihar eylemi” olarak karalamaya yeltenebildiler. Siyasal olarak intihar eden ve sonuçta da ölenler kimlerdi acaba?…
Bunlara daha sonraları kavga kaçağı dönekler eklendi. Faşizme ve burjuvaziye karşı örgütlü devrimci mücadeleyi sürdürecek mecali kalmayanlar, bir zamanlar hararetle savundukları bu tarihsel direnişi karalama yarışına çıktılar.
Bunların hepsinin bugün nerelerde olduklarına bakmak, ’84 Ölüm Orucu’na neden böyle “düşmanlaştıklarını” anlamak için yeterlidir.
İstanbul Ölüm Orucu ölümsüzleri, 14 Haziran ile 24 Haziran arasında birer birer düştüler toprağa.
İlk ölümsüzleşen Abdullah Meral oldu. Eylemin 63. günü olan 14 Haziran 1984 günü saat 00.30’da verdi son nefesini…
Onu 17 Haziran sabahı saat 06.20’de Haydar Başbağ izledi. Haydar’ın gidişinin üzerinden 2 saat bile geçmemişti ki, aynı gün 07:40 sularında TİKB MK üyesi önder komünist Mehmet Fatih Öktülmüş çıktı ölümsüzlük ülkesine olan yolculuğuna.
Ve son olarak, 24 Haziran günü Hasan Telci…
Apo, Haydar, Fatih ve Hasan, karanlığı yarıp geçen gün ışıklarıdır. Ezilen insanlığın bilincini, iradesini, onurunu ve gelecek güzel günlere olan umudunu bazı zamanlar bir avuç insan temsil eder. Ölüm Orucu ölümsüzleri, yaşamları ve ölümleriyle bunun sembolleri olmuşlardır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!