Perşembe, 29 Ekim 2026

Ankara’da Adnan Yücel Anması



Ölümsüzlüğünün 24. yılında kavganın ve sevdanın şairi Adnan Yücel Ankara’da anıldı


Ölümsüzlüğünün 24. yılında kavganın ve sevdanın şairi Adnan Yücel Ankara’da anıldı. Neoliberal kültürün sürekli tüketim ve bireysellik empoze ettiği bu çağda, Ankara açısından da etkinliklere katılımın sınırlı olduğu Temmuz ayında etkinlik mekanının tamamen dolması “Bitmedi sürüyor o kavga ve sürecek, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” dizelerini akla getirdi. Her yıl olduğu gibi Adnan Yücel’in soluğu aramızdaydı. Yeraltı nehirlerini taşıyordu kavganın doruklarına. Kawa’nın ateşini harlıyordu. Rüzgar solukluların kavgasını dalgalandırıyordu burçlarda. Yine bizimleydi Adnan Yücel. Mütevazı bir salondaki tüm yürekleri aynı hasretle birleştirmişti. Tıpkı milyonlarca kavga dolu yüreği birleştirdiği gibi. Bu yıl ona duyulan hasreti de paylaşıyordu. Paylaşmaktı ya en güzel geleneğimiz.

Bu yıl Adnan Yücel ile geçtiğimiz günlerde fiziken aramızdan ayrılan Ahmet Telli’ye duyduğumuz hasreti bölüştük. Bölüştükçe onların bıraktığı kavga tohumları umut umut filizlendi. Adnan Yücel anmalarında her zaman yanımızda olan Ahmet Telli yine yanımızdaydı.

Sen misin seni sevdiğim o kavga / Sen o kavganın güzelliği misin yoksa

“Kavgadan uzak kalmışsan sevdadan da uzaksın demektir” dizelerinde “sevmek” demenin kavga demek olduğunu bir kez daha dillendirdik.

Etkinlik Adnan Yücel ve Ahmet Telli şahsında; 96 Süresiz Açlık Grevi (SAG) ve Ölüm Orucu direnişinde, Suruç Katliamı’nda, Sivas Katliamı’nda, devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimiz için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Adnan Yücel’in yakın dostu Mehmet Özer söz aldı.

Adnan Yücel’in ve Ahmet Telli’nin Şiirinin Geliştiği Koşullar

Adnan Yücel ve Ahmet Telli’nin şiirinin geliştiği koşullar üzerine konuşan Mehmet Özer şunları belirtti:

Adnan örgütlü, komünist bir şairdi. Liberal kültür sınıf mücadelesi veren şairleri değersizleştirmeye ya da görünmez kılmaya çalışır. Bilmediklerinden mi? Hayır. Edebiyatı da şiiri de iyi biliyorlar. Onlarınki bilinçli bir tutum. Sosyalist gerçekçi edebiyatı kabul etmek istemiyorlar. O nedenle Adnan’ın şiirini de ‘sloganik’ olmakla nitelediler. Adnan’ın şiiri bir bilincin dile gelişidir. Yeraltı nehirlerini anlatır. Ateşin ve güneşin çocuklarını… Dörtleri anlatır tarihsel serüveniyle. Mitoloji vardır, türküler, halk efsaneleri vardır. ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ şiirinde kölecilikten kapitalizme kadar tarihsel evreleri vermiştir. Ahmet Telli de Adnan Yücel de 12 Eylül karanlığını şiirleriyle parçaladılar. Onların şiiri dövüşenlerden beslendi. Yeraltı nehirlerinden beslendi.

Özer sunumunu Adnan Yücel şiirini fotografik açıdan değerlendirerek sonlandırdı.

Adnan Yücel Şiirinde Mücadele ve Gelecek

Mehmet Özer’den sonra sözü Alınteri adına Mürüvet Küçük aldı:

Konuşmasına ’96 Ölüm Orucu ve Süresiz Açlık Grevi direnişi, yakın zamanda kaybettiğimiz şair Ahmet Telli ve Adnan Yücel şahsında devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşenleri anarak başlayan Küçük, Adnan Yücel şiirinin ayırt edici özelliğinin örgütlü devrimciliğe seslenmeye özel önem atfetmesi olduğunu vurguladı. Öncü-kitle diyalektiğini tarihsel materyalist bir yaklaşımla didaktizme düşmeden imgelerin diline dönüştürmenin müstesna bir yerde durduğunu kaydetti. Yeryüzü Aşkın Yüzü oluncaya Dek nehir şiirinin bu açıdan çarpıcı olduğunu kaydeden Küçük, Yücel’in o şiirde ezilen, sömürülen toplumsal kesimler adına “biz” diyerek başladığı dizelerle kendisini de bir aydın olarak farklı bir yerde konumlandırmayıp halkın bir parçası şekline ifade ettiği, tarihin kölelik çağından bu yana bu çarkın nasıl döndüğünü çarpıcı şekilde anlatırken mücadele ve gelecek bilincini elden bırakmadan yol aldığını ifade etti.

Şiirin 12 Eylül’ü anlattığı bölümlerinde, ABD emperyalizmine, cuntacılara, cuntanın estirdiği terörün yarattığı atmosferi arka plan haline getirirken bu arka planın oluşmasında darbenin geleceğini önden gördükleri halde neden bir hazırlık yapmayıp hızla teslim olunduğuna duyduğu öfke üzerinden öncü-kitle diyalektiğine kapı araladığını kaydeden Küçük, tam da bu noktada az sayıdaki ihtilalci komünistin içerde ve dışarda sergilediği direnişin geleceğe saldığı mesajların altını çizer.

Kitlelerin bir başına bırakılmışlığının kapitalizm tarafından özümsenmelerinin temel nedeni olarak koyan, bu nedenle yozlaşmanın çeşitli biçimlerine sürüklendiklerini resmeden Yücel, o kesitte aydınlardan tutalım devrimcilere kadar sergilenen tutumlardaki pespayeliği teşhir eder. Yücel’in en karanlık anlarda anlamlı bir öncü çabanın mutlaka karşılığını bulacağı şeklinde özetleyeceğimiz tarihsel duruşunun devrimci bir tarih bilincini ifade ettiğini kaydeden Küçük, nitekim o karanlık dönemde direnen ihtilalci komünistlerin bu tutumlarıyla halkın öncü kesimlerinde umut olduklarını anlattı.

Kendisinin de dahil olduğu bir kuşağın onun dizelerindeki bu devrimci ruhla buluşarak örgütlü devrimciliğe yöneldiklerini, o dizelerden güç alarak şiirin kavgadaki yerinin vücut bulmuş hali olduklarını ifade etti. Yücel’in bir komünist bir yaklaşımla ezilen, yok sayılan her konuyla ilişkilendiğini, Kürt halkının acıları kadar tarihini ve direniş filizlerini de bu yaklaşımla şiirselleştirdiğini, onun Ateşin ve Güneş’in Çocukları nehir şiirindeki dizelerinin de Kürt özgürlük savaşçılarının kavgasına katık olduklarını, bir kuşağın yaratılmasında önemli bir etkiye sahip olduklarını anlatarak devam ettiği konuşmasında, Yücel’in enternasyonalizmin anlamlı örneklerinden Barbara Anna’yı da işçi direnişlerini de aynı komünist yaklaşımla şiirselleştirdiğini vurguladı.

Yücel’in hayatın içinden, hayatın-mücadelenin gerçek kahramanlarıyla içli dışlı olarak şiirini inşa ettiğini kaydeden Küçük, mücadelenin yeni Adnan Yücel’ler, Ahmet Telli’ler yaratacak kıvama er ya da geç ulaşacağını vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Etkinlik, İlmek Müzik Topluluğu’nun Adnan Yücel ve Ahmet Telli şiirlerinden bestelenmiş ezgilerden oluşturduğu bir repertuvarı seslendirmesiyle son buldu.

Alınteri / Ankara