John Berger
YETKİLİLER dünya cezaevinin öteki bölgelerinde olan biten hakkında mahpusları yanlış bilgilendirmek için büyük çaba gösterir. Onlara -sözcüğün saldırgan anlamıyla- fikir aşılamaya çalışmazlar. Fikir aşılama işi, küçük seçkin bir azınlık olan tüccarlar, yöneticiler ve piyasa uzmanları için gereklidir. Kitlesel cezaevi ahalisi için amaçlanan onları harekete geçirmek değil edilgen bir belirsizlik içinde bırakmak, insafsızca onlara hayatta tehlikeden başka bir şey olmadığını, dünyanın emniyetsiz bir yer olduğunu hatırlatmaktır.
Dikkatle seçilmiş bilgiler, yalan haberler, yorumlar, dedikodular, hayal mahsulü hikâyeler aracılığıyla yapılır bu. Operasyon başarılı olduğu ölçüde sanrılı bir paradoks oluşturulup pekiştirilir; böylece mahpushane ahalisi kandırılarak herbirinin önceliğinin kişisel güvenlikleri için önlemler almak olduğuna, hapiste olsalar dahi bir şekilde ortak kaderden muaf kalabileceklerine inandırılır. Bu dünya görüşüyle iletilen insanlık imgesi, tarihte ilk kez ortaya çıkmıştır. İnsanlık korkak olarak sunulur; yalnızca galipler cesurdur. Ayrıca armağanlar yoktur, ödüller vardır sadece.
Mahpuslar birbirleriyle iletişim kurmak için her zaman bir yol bulmuşlardır. Zamanımızın küresel cezaevinde siber uzay onu ilk kuranların çıkarlarına karşı kullanılabilir. Bu yolla mahpuslar dünyada her gün olup bitenden haberdar oluyorlar; geçmişte örtbas edilmiş hadiseleri izleyebildikleri için ölülerle omuz omuza durabiliyorlar.
Bunları yaparken küçük armağanları keşfediyorlar yeniden, cesaret örneklerini, yiyecek pek bir şey bulunmayan mutfaktaki tek bir gülü, dinmeyen ıstırapları, anaların çilekeşliğini, kahkahayı, karşılıklı yardımlaşmayı, sessizliği, direnişin giderek yaygınlaşmasını, gönüllü fedakârlığı, daha çok kahkahayı.
Mesajlar kısadır, ancak gecelerinin (bizim gecelerimizin) yalnızlığında uzarlar.
Sonuncu kılavuz ilkemiz taktiksel değil, stratejik.
GÜNÜMÜZDE çoğu cezaevi duvarının (beton, elektronik, devriye nöbeti tutan ya da sorgulayan) amacı tutukluları hapsederek ıslah etmek değil, dışarda tutarak bertaraf etmektir.
Bertaraf edilenlerin çoğu anonim olduğu için, kimlik meselesi güvenlik güçlerinin başlıca takıntısıdır. Ayrıca sayıları bilinmez, iki nedenden dolayı. Birincisi sayılar sürekli dalgalanır; her kıtlık, doğal afet ve askeri müdahale (şimdilerde güvenlik deniyor) kitlenin azalmasına ya da çoğalmasına neden olur. İkincisi, sayılarını bilmek onların yeryüzünde yaşayanların büyük çoğunluğunu oluşturduğu gerçeğiyle yüzleşmek demektir -bunu kabul etmekse mutlak saçmalığa gömülmektir.
MAYISIN İLK HAFTASI kuzey yarı kürede, tepelerin ve dağların yamaçlarında, caddeler boyunca ve bahçelerin içinde ağaçların yaprakları filizlenmiş. Her birinin yeşilinin farklı olmasının yanı sıra, insanlar her bir yaprağın da diğerlerinden farklı olduğu izlenimi ediniyor; böylece milyarlarca -yok hayır milyarlar değil (bu sözcük dolar yüzünden yozlaştı)- sınırsız çeşitlilikte yeni yaprakla karşılaşıyorlar.
Mahpuslar için, doğanın sürekliliğini simgeleyen küçük, görünür işaretler hep gizli bir yüreklendirici olmuştur; nitekim bugün de öyle.
BU ARADA, dünyanın tiranlarının mekândan azade olmaları, denetleme güçlerine işaret ettiği kadar gelecekteki bir zafiyetin de işaretidir. Onlar siber uzayda çalışıp güvenlikli sitelerde yaşıyorlar. Çevrelerindeki dünya hakkında bilgisizler. Dahası bu tür bilgiyi yüzeysel, sığ buldukları için dikkate almazlar. Sadece kazılıp çıkarılan kaynakları hesaba katarlar. Dünyanın nabzını tutamazlar. Yer üstünde körleşirler, yerelde yollarını kaybederler.
Yoldaş mahpuslar içinse, tam tersi geçerlidir. Hücrelerinin duvarları dünyanın bir ucundan ötekine birbirine temas eder. Sürekli direnişin etkili eylemleri, uzaktaki ve yakındaki yerelde kök salacak. Ücra yerlerdeki direniş, toprağın nabzını dinliyor.
Özgürlük yavaş yavaş dışarda değil, hapishanenin derinliklerinde belirmeye başlıyor.
[Manzaralar, John Berger, 1. Baskı, 2016, Metis Yayınları]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!