Eduardo Galeano
Mijangos’u 67’de Guatemala’da tanıdım. Dağdan şehre indiğimde hiçbir şey sormadan beni evinde ağırladı.
Şarkı söylemeyi, iyi içki içmeyi, yaşamı selamlamayı seviyordu. Dans etmek için bacakları yoktu, ama ellerini çırparak eğlenceleri canlandırıyordu.
Yıllar sonra, Arévalo’nun büyükelçilik yaptığı sırada, Adolfo Mijangos milletvekili oldu.
Bir öğleden sonra, Mijangos kabinedeki bir yolsuzluğu ihbar etti. Brezilya’da iki hükümet düşürmüş olan Hanna Mining şirketi bir çalışanının Guatemala Ekonomi Bakanı olarak atanmasını sağlamıştı. Ondan sonra da, Hanna Mining şirketinin Izabal Gölü kıyılarındaki nikel, kobalt, bakır ve krom madenlerini devletle ortak olarak işletmesi için bir anlaşma imzalanmıştı. Anlaşmaya göre, bu işten devlet bir çorba parası, şirketse bir milyar dolar kazanacaktı. Hanna Mining şirketi, devletin ortağı olması sebebiyle gelir vergisi ödemeyecek ve limanı yarı fiyatına kullanacaktı.
Mijangos protestocu sesini yükseltti.
Kısa bir süre sonra, Peugeot marka otomobiline bineceği sırada sırtından bir mermi yağmuruna maruz kaldı. Kurşun dolu bedeniyle tekerlekli sandalyesinden düştü.
9.
Kenar mahalledeki bir dükkânda gizlenmiş, Guatemala askerî polisinin en çok aradığı adamı bekliyordum. Adamın adı Ruano Pinzón’du ve eskiden o da askerî polisin içinde çalışmıştı.
“Şu duvara bak. Hadi atla üzerinden. Bunu yapabilir misin?” Boynumu büktüm. Dükkânın arkasındaki duvar inanılmaz yüksekti.
“Hayır,” dedim.
“Peki, şimdi onlar buraya gelseler, atlayabilir misin?”
Atlamak ne kelime, eğer onlar gelselerdi, duvarın üzerinden uçardım. Korku herhangi bir insanı olimpiyat şampiyonuna dönüştürür.
Ama gelmediler. Ruano Pinzón o gece geldi ve onunla uzun uzun konuşabildim. Üzerinde siyah bir deri ceket vardı ve sinirli hali gözlerinden okunuyordu. Ruano Pinzón görevinden firar etmişti.
Seçimlerin hemen öncesinde ortadan kaldırılan yirmi kadar üst düzey politikacı kıyımının hâlâ yaşayan tek tanığıydı.
Olay Matamoros Karakolu’nda yaşanmıştı. Ruano Pinzón, büyük ve ağır torbaları kamyonetlere taşıyan dört polisten biriydi. Kollarına bulaşan kandan ötürü farkına varmıştı. Torbaları La Aurora Havaalanı’nda hava kuvvetlerine ait bir “500” uçağına yüklemiş ve sonra da Pasifik’e atmışlardı.
Ruano onların karakola canlı, ama darbelerden ötürü hırpalanmış bir halde geldiklerini ve Savunma Bakanı’nın operasyonu bizzat idare ettiğini kendi gözleriyle görmüştü.
Cesetleri taşıyan adamlardan hayatta sadece Ruano Pinzón kalmıştı: Bir tanesi La Posada pansiyonunun yatağında göğsüne saplanmış bir bıçakla bulunmuştu; bir diğeri Zacapa’daki bir kafeteryada sırtına bir kurşun yemişti; üçüncüyse merkez istasyonunun arkasındaki bir barda delik deşik edilmişti.
Güvercinler şafak sökerken neden ağlar?
Çünkü bir çift güvercin bir gece dans eğlencesine gitmiş ve orada çıkan kavgada erkek güvercin bir düşmanı tarafından öldürülmüş. Dans çok güzelmiş ve dişi güvercin eğlenmeyi bırakmak istememiş. “Bu gece şarkı söyleyeceğim,” demiş, “yarın ağlarım.” Ve güneş ufukta görününce ağlamış. Bu hikâyeyi bana Malena Aguilar anlattı; o da, geceleri sobanın etrafında torunlarını kederli ruhların ve katliamların hikâyeleriyle büyüleyen gri gözlü ve kurt burunlu ninesinden dinlemiş.
[Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, Eduardo Galeano, Türkçesi: Süleyman Doğru, Birinci Baskı Mart 2012, Sel Yayıncılık]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!