3. Havalimanı Direnişi Üzerine
2013’de temeli atıldığı günden bugüne sorunların dinmek bir yana her geçen gün daha da büyüyerek kronik bir kriz sürecine evrildiği 3. Havalimanı şantiyesi, tarihler 14 Eylül’ü gösterdiğinde yaklaşık 30 bin inşaat işçisinin yer aldığı bir isyana sahne oldu. 3’üncü Havalimanı işçileri, çeşitli tarihlerde de birçok irili ufaklı eyleme imza atmışlardı. Bu eylemlerin hemen hemen hepsi kendiliğinden patlak vermiş ve kısa sürede de yine kendiliğinden sönümlenmiştir. Bu çerçevede, 14 Eylül sabahı patlak veren isyan, geçmişte yaşanan eylemlerden birçok noktada farklılık göstermiştir. Tamamıyla kendiliğinden patlak vermesine ve tüm zayıflıklarına rağmen kısa sürede örgütlü bir yapıya bürünmesi, bu farklılıklardan en önemlisi olarak öne çıkmaktadır.
Zaten İGA-Devletin, diğer sebepler bir yana, onu bastırmak için uyguladığı zorbaca yöntemlerin altında yatan temel nedenlerden biri de budur. Kendiliğinden patlak veren fakat hızla örgütlü bir yapıya bürünen isyanı, bu örgütlülüğü ezerek yok etme telaşı ve sınıf tavrıydı sözkonusu olan.
İsyanın hızla örgütlü bir yapıya bürünmesinin temel göstergelerinin başında ise, ona yol açan temel taleplerin, binlerce işçinin katılımıyla gerçekleşen toplantılarda belirlenmesi ve yazılı hale getirilerek tüm kamuoyuyla paylaşılmasında kendisini göstermektedir.
Diğer bir gösterge ise, yine bu toplantıda 19 işçi temsilcisinin seçilmesi ve bu temsilcilerin belirlenen talepler çerçevesinde İGA yönetimiyle görüşmeleridir.
Bir diğer nokta ise, bugüne kadar yaşanan hiçbir eylemde İGA patronlarının işçileri muhatap dahi görmemesine rağmen, 14 Eylül isyanında seçilen işçi temsilcileri ve İnşaat-İş temsilcileri ile masaya oturmak zorunda kalmasıdır.
Bu anlamıyla, 14 Eylül sabahı kendiliğinden patlayan 3. Havalimanı isyanı, kısa süre içerisinde hızla örgütlü bir yapıya bürünerek etki gücünü gerçek anlamda hissettirmeyi başarmıştır.
Ok yaydan çıkıyor: İSYAN!
Sık sık yaşanan iş cinayetleri, ücret gaspları, barınma koşullarının sağlıksız, yemeklerin yetersiz ve hijyenden uzak oluşu, servis sorunu, uzun çalışma saatleri, beyaz baretli teknik ve yönetici personelin sarı baretli diye tabir edilen işçilere uyguladığı baskı ve aşağılayıcı tutumlar ve bir bütün olarak ağır-insanlık dışı çalışma ve yaşam koşulları, bu isyana zemin hazırlayan temel sorunlar olarak ortaya çıkmaktaydı.
İşçilerin işe geliş gidişlerini sağlayan servislerin yetersizliği, 14 Eylül sabahı Akpınar işçi kampında, sağanak yağmurun da etkisiyle dayanılmaz bir hale bürünerek büyük bir isyana dönüşüyor. Akpınar kampındaki servis sorunu, daha doğrusu servis işkencesi, geçmiş tarihlerde de işçilerin kendiliğinden eyleme geçmesini sağlamıştı. Fakat bu eylemlerin tamamı, sınırlı bir işçi kesimini içerisine almış ve kısa sürede sönümlenmeyle son bulmuştu. 14 Eylül’deki isyan ise, havalimanı şantiyesinde bugüne kadar yaşanan eylemlerin sınırlarını aşarak neredeyse kampın bütününü içine alarak büyük bir isyana dönüştü. Anlaşılacağı üzere 14 Eylül tarihi, bardağın taşırdığı son damlaydı.
Sağanak yağmur altında servis bekleme işkencesi
Olay sabahına dönecek olursak; sağanak yağmur altında servis alanında beklemeye başlayan on binlerde işçinin huzursuzluğu, yağmurun hızlanmasıyla homurtular ve küfürlerle dile gelmeye başlıyor. İnsan yerine konulmamanın verdiği aşağılanma duygusu, sayıları on parmağı geçmeyen birkaç işçinin “Arkadaşlar kimse servislere binmiyor, yeterli servis gelmedikçe işe gitmiyoruz” demesiyle birlikte, yüzlerce ve giderek binlerce, on binlerce işçinin, öfkeyle arkadaşlarının sesine ses vermesiyle birlikte tüm kamp isyan dalgasına kapılıyor. Öfke büyüdükçe büyüyor. On binlerce işçinin katıldığı isyan, bir anda, kampta tek muhatap olarak görülen Kamp Amirliği’ne doğru yürüyüşe dönüşüyor.
Sorunların çözümü için, kamp alanı içinde yer alan İGA Kamp yönetimi yerleşkesine yürüyen işçiler, muhatap olabilecek yetkili ya da yetkililerle görüşmek istiyorlar. İGA Kamp Amirliği’nde bulunan yöneticiler, kendileriyle görüşmek isteyen işçilerle görüşmek bir yana, işçilerin öfkesini had safhalara çıkartacak bir tutum takınarak, işçilerin derhal eyleme son vermelerinin kendileri için daha iyi olacağı tehditlerinde bulunuyorlar. İGA yöneticilerinin bu tehditlerinin ardından, amirliğin önünde toplanan on binlerce işçinin öfkesi doruk noktasına ulaşarak zapt edilemez bir sele dönüşüyor. Bu durum karşısında paniğe kapılan İGA yöneticileri, çareyi, ambulanslarla kamp alanını gizlice terk etmekte buluyorlar. Bu arada kamp içerisinde bulunan jandarma karakoluna hızla ek takviyeler yapan jandarma, TOMA ve çeşitli zırhlı araçlarla eyleme müdahaleye hazır bir şekilde konumlanarak işçilerin derhal dağılmalarını, aksi halde müdahale edecekleri tehditlerini savuruyorlar. Bu tehditlerin ardından, kampın birçok noktasında jandarma ve işçiler arasında ufak çaplı çatışmalar yaşanıyor. İşçilerin öfkesi ve kitleselliği karşısında jandarma geri çekilmek zorunda kalarak yakın bir mesafede konumlanarak beklemeye geçiyor.
Jandarma geri çekiliyor ama…
Jandarmanın geri çekilmek zorunda kalmasının ardından bir süre daha devam eden eylem, giderek etki gücünü yitirerek işçilerin büyük çoğunluğunun koğuşlara çekilmesiyle sönümlenmeye yüz tutuyor. Eylemin başlamasının ardından, yaklaşık olarak sabah 07.00-07.30 civarı, eylemde yer alan üyelerimiz, sendika yetkililerimizi telefonla arayarak durumu anlatıyorlar. Üyelerimizin bilgi vermelerinin ardından sendika yetkililerimiz, 3. Havalimanı’na ulaşmak için harekete geçiyorlar. Bu arada eylem içerisinde yer alan üyelerimizle telefon üzerinden sürekli bilgi alınarak eylemi nasıl yönlendirmek gerektiği üzerine önerilerde bulunulmasına rağmen, üyelerimizin deneyimsizliği ve eylemin büyüklüğü göz önüne alındığında üyelerimizin tüm çabaları neredeyse hiçbir etki yaratmıyor.
Sendika yönetiminden bir arkadaşımız, sabah 08:00-08:30 civarı, 3. Havalimanı’na iş başvurusu yapmak için gitmesinden kaynaklı kamp alanında bulunuyor. Eylemin sönümlenmesine rağmen kampın çeşitli yerlerinde bekleşen işçilere kendisini tanıtan sendika yöneticimiz, işçilerle görüşmeler yaparak eylemin tekrar nasıl daha güçlü bir şekilde örgütlenebileceği üzerine önerilerde bulunuyor. Zaten temsilcimizin iletişim kurduğu işçiler arasında sendikamızı tanıyan ve daha önce sendikamızla iletişim kurmuş olan işçilerin de olması, sendika yöneticisi arkadaşımızın önerilerinin dikkate alınmasını kolaylaştıran bir rol de oynuyor.
Yaklaşık olarak saat 10:00-11:00 civarı, iki sendika temsilcimiz de Akpınar Kampı’na ulaşıyorlar. Jandarmanın kamp giriş-çıkışını kapatmasından kaynaklı içeriye giremeyen sendika yetkililerimiz, hızla içerdeki üyelerimize ulaşarak, son gelişmeleri öğreniyorlar. Bu arada kamp içerisinde işçilerle görüşme halinde olan sendika yöneticilerimizle telefon üzerinden temasa geçerek, içerideki durumu öğrenip ne yapılması gerektiği üzerine kolektif bir hat çizmeye çalışıyorlar. Bu sırada kamp giriş kapısında hareketlenme olduğunu fark eden iki yöneticimiz, hızla o yöne doğru gidiyorlar. İşçilerin tekrar toplanmaya başladığını, jandarmanın kamp kapısında yığınak yaptığını görüyorlar.
Komutanın linç kışkırtması
Bunun üzerine iki temsilcimiz hızla olaya müdahale ederek, işçilere sesli ajitasyonlarla seslenmeye başlıyorlar. Jandarmanın işçiler üzerindeki etkisini yitirmeye başladığını fark eden komutan, işçileri, sendika temsilcilerimize karşı kışkırtarak adeta bir linç girişimi yaratmaya çalışıyor. İşçiler sendika temsilcilerimize yöneliyor. Temsilcilerimiz ise, kendilerinin İnşaat İşçileri Sendikası yöneticileri olduklarını açıklıyorlar hızla ve işçiler arasında sendikamızı tanıyanların sahiplenmesiyle olası bir linç girişimi sonuçsuz kalıyor.
Kamp giriş kapısında bunlar yaşanırken, kamp içerisindeki sendika temsilcimiz, eylemi yeniden talepler ekseninde toparlamaya çalışarak, kamp içerisinde 50-60 işçinin katıldığı bir yürüyüş örgütlüyor. Yürüyüş kısa sürede kitleselleşerek büyüyor. Slogan, ıslık ve alkış seslerinin yeniden duyulmasıyla birlikte koğuşlarına çekilen yüzlerce, binlerce işçi harekete geçerek eyleme katılıyor.
Kamp içerisinde bulunan sendika temsilcimiz toplanan işçi kitlesinin öfkesini örgütlü bir yapıya büründürmenin yolunun tüm işçilerin katılımıyla hızla demokratik bir şekilde taleplerin ve İGA’dan gelebilecek olası bir görüşme talebi doğrultusunda görüşmeye katılacak işçi temsilcilerinin seçim yoluyla belirlenmesini öneriyor. Temsilcimizin önerisi, tüm işçiler tarafından kabul görerek gerçekleştiriliyor.
Bu arada, eylemin tekrar başladığı haberinin alınması üzerine, Arnavutköy ve Eyüp Kaymakamlarının yanı sıra jandarma komutanı ve İGA’nın alt yöneticilerinden olduğunu sandığımız bir heyetin “arabulucu” olarak içerideki sendika yöneticimizle görüşmek istediği bilgisi geliyor.
Taleplerin formüle edilişi
Heyetle yapılan görüşmenin ardından 17 maddelik (sonradan 27 maddeyi bulacak olan) talepler listesi heyete sunuluyor. Sözde kendisini arabulucu olarak tanıtan heyet, bu talepler listesini alarak İGA yönetimine bildireceğini söyleyerek kamp alanından ayrılıyor. Heyetin kamp alanından ayrılmasından yarım saat sonra, İGA Merkez Yönetimi tarafından, işçi temsilcileri ve sendika temsilcilerimizle görüşme talebi çerçevesinde İGA kamp alanına gönderdiği araçlarla kapıda bekleyen 2 sendika temsilcimizin de alınmasıyla İGA Merkez Ofisine ulaşılıyor.
Görüşme odasına giren işçi ve sendika yöneticilerimiz, bir süre bekletildikten sonra İGA CEO’su Kadri Samsunlu’nun da içinde yer aldığı heyetle görüşmeye başlanıyor. 6-7 kişiden oluşan heyet adına açılış konuşmasını, Arnavutköy Kaymakamı yapıyor.
Burada dikkati çekmemiz gereken önemli bir noktanın altını çizmek istiyoruz: Açılış konuşmasını yapan Arnavutköy Kaymakamı, mülki amir pozisyonunda değil de, sanki İGA CEO’su Kadri Samsunlu’nun özel kalem müdürü ya da danışmanı pozisyonunda konuştu.
Kaymakam değil adeta İGA danışmanı!
Toplantıda en yetkili mülkü amir olduğunu unutan kaymakam, Kadri Samsunlu’nun neredeyse burada vali pozisyonunda olduğunu, kendisi ve görüşme heyetinde yer alan diğerlerinin ise Kadri Samsunlu’nun emrinde olduğunu ifade eden açıklamalarda bulundu. İşçi ve sendika temsilcilerimizle tek tek tokalaştıktan sonra görüşme heyetinin tam ortasına oturarak, asıl “patronun” kendisi olduğunu takdim ettikten sonra üstlendiği görev ve sorumluluklarının altını çizen Samsunlu, işçilerin göstermiş olduğu direnişten gerekli mesajları aldıklarını, en tepedeki insan olarak, başta kendisinin eksik bıraktığı noktalardan kaynaklı direnişin bu noktalara geldiğini ve bunun sorumlusunun da bizzat kendisi olduğunun altını çizerek toplantıdaki işçi temsilcilerinden “özür” diledi.
Güzellemelere devam eden Samsunlu’ya, “İyi diyorsun, hoş diyorsun da taleplerimiz konusunda ne yapılacak” sorusu yöneltildiğinde, somut hiçbir şey önermedi. Aksine, “Benimle görüşmenizin kendisi dahi sizler için bir lütuftur” anlamına gelen sınıf kibri ve ukalalığını yansıtan bir açıklama yaptı. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi, işçilerin normal çalışma düzenine geçmesini istedi.
On binlerce işçinin haklı ve meşru taleplerle direnişe geçmesinin karşılığı olarak kendisiyle görüşme şerefine nail olmanın yeterli olduğunu ısrarla vurgulayan Samsunlu, işçileri ve sendika temsilcilerimizi tehdit etmekten de geri durmadı. Sendika temsilcisi arkadaşlarımızın konuşmalarına dahi zerre tahammül edemeyen Samsunlu, sendika temsilcilerimizin ve işçi temsilcilerinin konuşmalarını sık sık keserek, “Söyleyeceklerim bundan ibarettir” diyerek toplantıyı terk etti.
Toplantının sonlanmasına yakın saatler olan 16:00-16:30 arası Dev Yapı-İş Sendikası’ndan yetkili bir arkadaş da toplantı yerleşkesine ulaşarak toplantıya dahil oldu. Toplantının sona ermesinin ardından işçi temsilcileri ve sendika temsilcilerimizin yaptıkları kısa toplantının sonucunda ise her şey gün gibi ortadaydı. İGA’nın taleplerimize verdiği tek somut yanıt, kocaman bir sıfırdı. Toplantıdan çıkan sonucu kamp alanında bekleyen diğer işçilere iletmek üzere kamp alanına geçildi.
‘Tamam mı devam mı?’
Kamp alanına adım atan işçi heyeti yoğun bir kalabalığın slogan ve alkışlarıyla karşılandı. Sendika temsilcilerimiz toplantıda konuşulanları ve İGA yönetiminin tavrını işçilere açıkladı. “Tamam mı devam mı?” denildiğinde tüm işçiler “direnişe devam” kararı alarak hazırlıklara girişildi.
Akpınar kamp alanında 25 binin üstünde işçi olduğu düşünülüyor. Ve neredeyse bir şehri andıran görüntüsüyle binlerce işçi koğuşu bulunuyor. Sendika ve üyelerimizin bölgedeki sayısını düşününce diğer güne güçlü bir hazırlık yapabilmek ve filli bir grevi örgütleyebilmek neredeyse imkansız gibi görünüyordu.
Sendikamız dışında yer alan destekçi gruplarla ortak bir çalışma yürütmeyi hedefleyerek işçi temsilcisi arkadaşlarımızla yeni bir toplantı kararı alındı. Bu esnada diğer koğuşlarda bulunan işçilerle görüşüp, fiili greve hazırlık için bir ajitasyon-propaganda grubunun kurulması kararlaştırıldı. Bu grup akşam kampta bulunan kahveleri, koğuşları gezerek tüm işçileri greve çağıran çalışmalara başladı.
Diğer kamp alanındaki işçilerle temas kurarak Akpınar kampı dışındaki diğer iki kamp alanında da etkili olabilmek için akşam 19:30 civarında yeni bir toplantı kararı daha alındı. Diğer taraftan İGA’yla yapılan görüşmenin ardından hızlı bilgi akışı sağlanması amacıyla kurulan grup yeni üyelerle genişletildi.
İnşaat-İş temsilcilerini avlama teknikleri
Hazırlıklar bu eksende seyrederken kamp alanında bulunan HDP heyetinden milletvekilleriyle Dev Yapı-İş’ten bir arkadaşın jandarma zoruyla dışarıya çıkarılma olayı işçiler tarafından sendika temsilcilerimize iletildi. Bu olayın ardından içerde bulunan sendika temsilcilerimize kayıtlı olmayan numaralardan telefonlar gelmeye başladı. Telefonlarda yetkililerin sendika temsilcilerimizle görüşmek istedikleri belirtiliyor, bunun için kamp girişine gelmeleri isteniyordu. Bir taraftan da jandarmalar ikişerli halde koğuşlarda sendika temsilcilerimizi aramaya başlıyorlar. Maksatlarının sendika temsilcilerimizi dışarıya çıkarmak olduğunu anlamamak için saf olmak gerekiyordu. Sendika temsilcilerimiz, cevap olarak kesinlikle dışarıya çıkmayacaklarını belirterek kapatıyorlardı telefonlarını.
Sendika temsilcilerimiz jandarma tarafından fırıl fırıl aranırken ertesi günkü grevin hazırlıklarına güvenli bir şekilde devam ediyorlardı. Akşam saat 19:00 sıralarında sendika temsilcilerimize yemekhaneler bölgesinde bir hareketliliğin olduğu bilgisi ulaşıyor. İşçiler ve sendika temsilcilerimiz hareketliliğin olduğu yöne geçtiklerinde büyük bir işçi kalabalığının zapt edilemez bir öfkeyle patlamaya hazır bir bomba gibi dalgalandığına şahit oluyorlar. İGA yönetimiyle birlikte tugay komutanı, iki kaymakam ve çok sayıda güvenlik gücünün akşam yemeği için yemekhaneye geldikleri öğreniliyor.
Birlikte yemek komedisi
İGA ile gün içindeki görüşmede İGA yönetimine “İşçilerle teknik personelin ayrı yemekler yediği, işçilerin yemek yedikleri yerin bakımsız ve kötü olduğu, diğerlerinin ise daha iyi bir yerde daha iyi yemekler yediği” anlatılmış ve bu eşitsizliğin kaldırılması istenmişti. İşçilere sırf görüntü görüntüde “Bakın, bizler de sizinle aynı yemeği yiyoruz” mesajı vermek için yönetim yerinde yemeyerek işçilerin yemek yedikleri yemekhaneye gelmişlerdi. Aynı zamanda bu, kamptaki nabzı ölçmek için de iyi bir fırsattı onlar için. Bununla kalmayıp büyük bir pişkinlikle işçilere “gelin birlikte yiyelim” diyorlar. Ortalık iyice kızışmaya başlıyor. İşçilerin ortak bir dili vardı: Bizi aptal yerine koymayın!
İşçi kalabalığı gittikçe artıyordu. İGA ile yapılan görüşmede yer alan Arnavutköy Kaymakamı kapıya çıkarak işçilere sakin olmalarını isteyen konuşmalar yapıyordu. İşçiler ise İGA CEO’su Kadri Samsunlu’dan bir açıklama istiyorlardı. Yönetici heyet önce sendika temsilcilerimizi içeri çağırarak görüşme talebinde bulundular. Yöneticilerimiz içeri girdiğinde karşılarında İGA yönetimi ve Kadri Samsunlu’yu, tugay komutanı tuğgeneral, korumalar, takım elbiseli farklı insanlar ve jandarmayı kontrol eden albayı gördüler. Tugay komutanı sendika temsilcilerimize dönerek, “Dışardaki işçileri kontrol edin, yoksa ben kendi yöntemlerimle kontrol altına alırım” diyerek onları tehdit etmeye çalıştı. Bu kadar öfkeli bir kalabalığı kontrol edebilmenin tek yolunun Kadri Samsunlu’nun dışarıya çıkarak işçilerin taleplerinin karşılanacağına dair protokol altına alınmış yazılı bir açıklama yapması gerekiyor” diyen sendika temsilcilerimize tugay komutanının cevabı dikkat çekiciydi: “Siz her şeyi ne kadar da çok biliyorsunuz”. İşçilerin taleplerine dair hiçbir çözüm üretmek niyetinde olmayan İGA yönetimi, bu kararını bir kez de tugay komutanının ağzıyla iletmiş oldu.
Tehdit sökmedi, TOMA verelim…
Dışarıdaki öfke artık zapt edilemez hal almaya başlamıştı. Çok yakın bir yerde konumlanan jandarma, 2 TOMA ve 2 akrep tipi araç yemekhanelerin bulunduğu noktaya getirilerek işçilere saldırı için konumlandırıldı. Araçların motorlarının açık tutulması olası bir saldırı olasılığını güçlendirirken, işçiler de kendilerini korumak için vaziyet alıyorlardı. Sendika temsilcilerimiz bir yandan içerde görüşme adı altında taleplerin kabul edilmesi için uğraşıyor bir yandan da dışardaki işçilerin sakin olmalarını ve şimdilik beklemelerini söylüyorlardı. Sendika temsilcilerimiz işçilerin gittikçe kabaran öfkesi karşısında araçların başında duran albayla görüşmek istediklerini belirterek akrep ve TOMA’ların kontaklarının kapatılmasını istiyorlar. Kitleyi provoke edecek şeylerden uzak durmalarını iletiyorlar komutana. Hiçbir sonucun çıkmadığı bu ikinci görüşmeden İGA yönetimi, kaymakam, komutanlar ve korumaları jandarmanın aldığı geniş güvenlik önlemiyle hızlıca bölgeden uzaklaşıyorlar.
“Üretimden gelen gücümüzü kullanalım” çabası
Bu durum karşısında işçilerin öfkesi tabir-i caizse doruk noktasına ulaşıyor. Sendika temsilcilerimiz farklı farklı işçi gruplarına yönelerek direnişi greve çevirmeye uğraşıyorlar. Bu kadar kalabalık ve öfkeli bir kitleyi uzun süren uğraşlar sonucu kontrol altına alıp, diğer gün için kitlesel iş bırakma yani fiili grev için ikna ediyorlar. Sınıf mücadelesi içinde emeğini ve üretimden gelen gücünü kullanmayı bilmeyen bu işçiler, sorunu kabaca tek başına dövüşerek çözebileceklerini düşünüyorlardı. “Koğuşları yakalım”, “burayı yerle bir edelim”, “çıkalım göğüs göğüse dövüşelim. Yenilen arkasına bakmadan çekip gitsin” gibi önerilerle gelen işçilere “üretimden gelen gücümüzü kullanalım, yeri geldiğinde de göğüs göğüse çarpışalım” ve “ama ilk adım taleplerimizin kabul edilmesi için iş bırakalım” diyorlardı. Sendika temsilcilerimizin bu önerileri uzun çabalar sonucu tüm işçiler tarafından kabul görüyor.
Bu arada kamp alanında bulunan 3 sendika temsilcimizden biri işçilerin aldığı güvenlik önlemleri sonucunda kamp alanı dışına çıkarılıyor. Gece herhangi bir operasyonda ele geçme durumunda dışarıda içerideki işçileri tanıyan bir sendika temsilcisinin 15’inde örgütlenecek fiili grev için daha yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorlar. Bu önlemin yanı sıra sendika temsilcimizin ele geçmesi durumunda dışarıya bilgi verilecek sendika temsilcilerinin telefon numaraları güvenilir işçilere verilerek, içerden haber akışının devam etmesi için önlem alınıyor.
Operasyon başlıyor
Saatler gece 12:00’ye geldiğinde, işçiler dışarda özel bir hareketliliğin olduğunu sendika temsilcilerimize ulaştırıyorlar. Sayıları binleri bulan asker ve özel harekat timlerinin konuşlandırıldığı, yüzlerce gözaltı aracının ve yine yüzlerce akrep ve Altay denilen zırhlı aracın kamp çevresine getirildiği gelen bilgiler arasındaydı. Zaten gün içinde koğuşlara dönük özel bir baskının yapılacağı sürekli düşünülüyordu. Ve öyle de oldu. Burada belirtelim ki, içerdeki yüzlerce işçi sendika temsilcilerimizi özel olarak hedefleyen bu operasyona karşı onları özel olarak korumaya özen göstermişlerdir. Jandarma baskınında sendika temsilcilerimizin gözaltına alınmamaları için saat başı bulundukları koğuşların gizlice değiştirilmesi, gözetleme ekiplerinin kurulması, gerektiğinde güvenli çıkış için koğuşlar dahi hazırlanmıştı.
Operasyon başlatıldığında, işçilerin aldıkları güvenlik önlemleri sayesinde sendika temsilcilerimiz istedikleri an kamp alanından güvenli bir şekilde çıkabilirlerdi. Fakat temsilcilerimiz kamp alanında kalıp gelecek saldırıyı işçilerle aynı koşullarda göğüslemenin doğru olduğu kararını vererek kamp alanında kalmışlardır.
Çok sayıda jandarma ve özel harekat timinin katılımıyla gece 02:00 gibi operasyon başladı. Koğuşlara zorla girme, kapıların kırılması, işçilere yönelik şiddet ve cebir kullanılması, özel olarak hazırladıkları ‘arananlar’ listesiyle isimlerin sorulması gibi bir dizi baskı ve sindirme aracı kullanılarak 2 bin 700 işçi gözaltına alındı. Bunlardan çoğu araçlarda sorgulanıp bırakıldı. Operasyonu yöneten jandarma komutanı sendika temsilcilerimizi gözaltına alınca yanlarına gelerek “Size kaçamayacağınızı söylemiştik” diyor. Temsilcilerimizin yanıtı ise “kaçan mı var ki?” olmuştur.
Temsilcilerimize işçilerden uzak “köşeler”
Temsilcilerimiz, gözaltına alınan işçilerden uzak tutularak hızla kaçırılmışlardır. İGA yönetiminin kamp alanında bulunan Özel Güvenlik Merkezi’nde sabaha kadar tutulduktan sonra Arnavutköy Yavuz Sultan Selim Polis Karakolu’na götürülmüşlerdir. Kamp alanında bulunan iki sendika temsilcimizin gözaltına alınmasından 10 dakika sonra kampta bulunan işçiler dışarda bulunan sendika yetkililerimizi arayarak durumu bildiriyorlar. Gece kamp alanından dışarıya çıkan sendika temsilcimiz ise İstanbul’a dönerek, sabaha karşı 03:00’te başka bir sendika yetkilimizle 3. Havalimanı’na doğru yola çıkıyorlar. Kamp girişine ulaştıklarında sabah saat 05:30 civarıydı. Kamp alanına büyük bir yığınak yapıldığını görerek günün ışımasını beklemeye karar veriyorlar. Kamp içindeki üyeleri arayan temsilcilerimiz gözaltı furyasında üyelerimizin de paylarına düşeni aldıklarını anlıyorlar.
Sabah saat 06:00 gibi HDP milletvekili Erkan Baş’ın kamp kapısında jandarma müdahalesine maruz kaldığını duyduklarında soluğu orada alıyorlar. Milletvekilinin jandarma tarafından iteklendiğini gören sendika yetkililerimiz hızla milletvekilinin iki koluna girerek kalkanlara karşı durmaya çalışıyorlar. Sendika temsilcilerimiz kamp alanının girişinde gördükleri işçilere dönük sesli ajitasyon konuşmaları yaparlarken, jandarma tarafından yaka paça gözaltına alınarak kamp alanında bulunan İGA Güvelik Amirliği binasına götürülüyorlar. Burada uzun bir süre kelepçeli olarak işçilerden ayrı bir odada bekletilmelerinin ardından Arnavutköy Jandarma Karakolu’na götürülüyorlar.
İsyanı örgütlü bir yapıya büründürmek
Sonuç olarak sendika olarak tarihten bugüne kadar gerçek anlamda sınıf sendikacılığı ilkeleri doğrultusunda hareket etmeye çalıştık. Eksiklerimiz, zaaflarımız, zayıf yanlarımız ve tüm olanaksızlıklarımıza rağmen bu ilkelerden asla taviz vermediğimizi düşünüyoruz. 14 Eylül tarihinde 3. Havalimanı’nda kendiliğinden patlak veren büyük isyana hazırlıklı olmadığımız aşikar. Sendika Yönetim Kurulu’muz, kısa süre önce, 3. Havalimanı şantiyesini pilot çalışma alanı olarak belirlenmesi kararını almıştı. Akpınar Köyü’nde sendikamızın şubesini açmaya dönük hazırlıklarımız ve bölgede yürüteceğimiz geniş bir kampanyanın ön gününde karşılaştık bu isyanla.
Fakat isyanın patlamasının ilk saatlerinden başlayarak sonuna kadar bu isyanı örgütlü bir yapıya büründürmek ve kazanımla sonuçlandırmak için elimizden geleni yapmaya çalıştık. Bundan sonra da yapmaya çalışacağımızdan hiçbir dostumuzun şüphesi olmasın. Düşmanlarımız ise kına yakmasınlar. Kına yakmasınlar, çünkü 3. Havalimanı şantiyesi devam ediyor ve tamamlanma tarihi de resmi olarak 2028…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!