Burjuvazi ve devletinin ekonomik-siyasi krizi derinleştikçe derinleşiyor. Sözümona krizin aşılması için bulunan her yöntem ve araç onu daha fazla derinleştirmek dışında bir sonuç yarat(a)mıyor. Bunun için bulunan son formülün führerci tipte faşizmin devlet-rejim biçimi olan başkanlık sistemi olduğunu biliyoruz.
Bir referandumlar ve seçimler silsilesiyle toplumsal kabule sunulan ve o seçimlerin son halkası olan yerel seçimlerde (31 Mart-23 Haziran) çuvalladığı alenen tescillenen bu rejim-devlet biçimi şimdi tam bir yamalı bohça haline gelmiş durumda.
Üzerinde yükseldiği MHP-Ergenekon ve bilumum gerici güçten oluşan ittifakın bir yengeç sepetine dönüşmeye doğru gitmesi işin bir yanını oluşturuyor. Diğer ve önemli yanını ise, mevcut ekonomik krizin tırmanması ve bunun toplumsal krizi derinleştirmesi, Suriye özgülünde yaşanan bölgesel krizin gelinen noktada “kazan kazan”dan “kaybet, kaybet”e dönüşmüş olması, emperyalist kapitalist sistem ittifakları içindeki kriz ve sürtünmelerin griftleşmesi oluşturuyor.
Bu zemin üzerinden can çekişene “hayat öpücüğü” ise alışıldığı üzere bir kez daha Kürt düşmanlığından devşirilmeye çalışılıyor.
Burjuva sistemin yapıtaşlarını oluşturan siyasi aktörler de bu düşmanlık temelinde bir araya getirilmeye çalışılıyor. CHP’nin HDP’yle gizli işbirliği bozulmaya çalışılıyor. Tabanının şoven kodlardan uzaklaşmasından duyulan rahatsızlık onun sistemin esas kodlarına döndürülmeye çalışmasıyla ifade kazanıyor.
Bahçeli çıkıp onca yaşanmışlığa rağmen 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Yenikapı’da yapılan “birlik, beraberlik” mitingine atıfla ‘Yenikapı Ruhu’ndan bahsedebiliyor. Salya saçmayı ihmal etmeden, sanki böyle bir ruh varmış gibi o ruhun kaybedilmesinden dem vurabiliyor.
Tayyip Erdoğan CHP’li büyükşehir belediye (BB) başkanları da dahil tüm büyükşehir başkanlarını sarayında topluyor. Tüm siyasi partilerin üstündeymiş gibi bir algı yaratma çabasıyla her yerinden dökülen rejimine bir destek çakmaya çalışıyor. Bu arada CHP’lilerin önüne “Kürtlerden uzak durun”, “sadece belediyecilik oynayın, üstünüze vazife olmayan şeylere karışmayın” eşiğini bir kez daha koyarak, burjuva siyaset arenasını yeniden düzenlemeye çalışan bir hakem olmaya çabalıyor. HDP’li BB’lerin kayyımla gasbedilmesini hasımlarına ve halka kabul ettirmeyi de esas aldığı bu teatral manevrasında İmamoğlu gibi “diş bilediklerinin” oturduğu sandalyeyi kırarak “diplomatik” mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor.
Tüm bu kötü tasarlanmış tiyatro sahnelerine aniden eklenen ve gerici-şoven siyasetin yeniden kurulmaya çalışıldığı kıble haline getirilen adres ise HDP Diyarbakır İl Binasının önü oldu. Önce çocuklarının HDP teşkilatları tarafından dağa gönderildiklerini iddia eden birkaç aile polisin yönlendirilmesiyle binanın önünde oturtuldu. Cevval bir örgütçü gibi hareket eden polis günler ilerledikçe bu sayıyı arttırdı, o kadarki çocuk sahibi olmayanlar bile bu yalan meşruluğunun perdesiyle oraya oturtuldu.
Sonrasını izleyip görüyoruz… Sözkonusu kıble, mevcut rejimle kirli bir çıkar ilişkisi içinde olan sanatçı müsveddelerinden bakanlara ve en son bilmem ne tarikatına kadar sayısız kesim ve güç tarafından ziyaret edilmeye devam ediyor.
Havuz medyasının canlı yayınla evlerin içine taşımak için canhıraş çalıştığı bu tiyatro sahnesine arzı endam eden Süleyman Soylu, “Diyarbakır’da Mardin’de herkes biliyor ki HDP teşkilatları bu annelerin masum çocuklarını dizlerinin dibinden alıp terör örgütüne katan yapıdır. Biz de biliyoruz gereğini yerine getiriyoruz. Diyarbakır’da bu olaylarla ilgisi olmayan birine bile sorsan tek bir şey söyler. Bu millet feraset sahibidir” sözleriyle hazır bekleyen yargıya direktif çaktı. HDP teşkilatlarıyla ilgili soruşturma anında başlatılırken, durumu perçinlemek için bir de ailelere suç duyurusunda bulunduruldu. Bu hummalı çabayla işin nereye evrilebileceğine dair tok bir mesaj verilmek istendi. Yetmedi “Kürt sorunu devam ettikçe gerillaya katılım da olacak, çatışma da olacak, savaş da olacak” açıklamasıyla sorunun esasına işaret eden DTK Eş Başkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven hakkında soruşturma başlatıldı. Güven aynı zamanda ailelere yaptırılan “bizi tehdit ediyor” açıklamalarıyla özel bir hedef haline getirildi.
Sonuç itibariyle bir erken seçime gönüllü olmadığı halde mevcut zayıflıkların onu önüne koyacağını öngören rejim cephesi, Göbels’i aratacak senaryolarla güç biriktireceğini, yeni cepheler açabileceğini, mevcut ittifak ve güç ilişkilerini kendi lehine bozabileceğini hesaplayacak mide bulandırıcı entrikalarıyla yolunu açmaya devam ediyor.
İşi daha ileri götürerek Rojava’ya askeri işgal harekatı başlatma tehditlerini tırmandırıyor. Kendisi için açtığını sandığı her nefes borusu daha baştan tıkalı olduğu halde can çekişme anlarına mahsus çılgınlıklar yapmaktan imtina etmeyeceğini ilan ediyor.
Sadece son pratikler bile her türlü çılgınlığa açık bir zayıflıkla karşı karşıya olduğumuzu açıkça gösteriyor. İttifaklarını genişletme çabasının, başkanlık rejimini yeni yamalarla onarma hamlelerinin, karşısındaki dağınık gücü bölerek zayıflatma manevralarının çok yönlü ve katmanlı bu kriz koşullarında oldukça güdük kalacağı açıktır.
Bu güdüklüğü onun son nefesini vermeyi sağlayacak bir mücadele bilinciyle yarıp geçmekse mevcut krizin nefes alamaz hale getirdiği işçi ve emekçi cephesinin mücadelesinin örgütlenmesiyle olacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!