Pazar, 13 Eylül 2026

Açık Şehir İlan Edilen Roma



Damların tepesine, teraslarına varıncaya dek, her kıyısını köşesini araştırma emriyle, adı soyadı bir kâğıt parçasına kaydedilmiş birisini avlamak için. Bu sürekli ve aniden bastırıveren avı sınırlayacak hiçbir kural, hüküm yoktu, efendiler tamamen keyiflerince davranabiliyorlardı. Sık sık tüm bir mahalle ya da bir blok, ansızın askerler tarafından kuşatılıveriyor, o çevre içinde kalan, 16 ile 60 yaşları arasındaki erkeklerin tümü yakalanıp zorla çalıştırılmak üzere Reich’a sürülüyordu


Elsa Morante

Alman işgalinin son aylarında Roma, yalnızca akbabaların doyasıya beslendiği ve ölülerle dirilerin hiçbir sayımı olmayan kimi Hint kentlerinin görünümünü almıştı. Yıkılan köylerinden kovulmuş, kaçmış bir aylak ve dilenci kalabalığı kiliselerin basamaklarında ve Papalık saraylarının dibinde konaklıyordu. Büyük parklarda, kırların bombardımanından ve baskınlardan kaçırılmış aç koyunlarla inekler otluyordu. Açık Şehir ilan edilmesine hiç aldırış etmeden, Alman birlikleri kentin çevresinde konaklıyordu; arabalarının gümbürtüsünden sokaklardan geçilmiyordu. Tüm taşra topraklarını durmadan döven bombaların feci dumanı, kentin üzerine bir bela ve deprem örtüsü gibi iniyordu. Evlerin camları gece gündüz zangırdıyor, düdükler ötüyor, uçak filoları havada sarımtrak dumanlar arasında çatışıyor, ikide bir kenar mahalle yollarının birinden, bomba sesleri gök gibi gürüldüyor, bir toz bulutudur kalkıyordu. Kimi korkan aileler, sığınaklarda ya da büyük anıtların labirente benzeyen, müthiş bir idrar ve dışkı kokusunun egemen olduğu mahzenlerinde barınıyorlardı. Reich Kumandanlığı’nın el koyduğu ve silahlı bekçilerin nöbet tuttuğu lüks otellerde patırtılı yemekler veriliyor, aşırı bir israftır gidiyor, patlayasıya yiyenler mide fesadına uğruyor, kusuyorlardı. Orada içeride, şölen sofralarında yarının kıyımları tasarlanıyordu. Kendisine Roma kralı dedirten kumandan, yemeye içmeye düşkün bir işbirlikçiydi; alkol de işgalcilere, genel karargahta olsun üste olsun kışlada olsun, her zamanki ve uyuşturucu madde etkisi yapıyordu. Kentin az uzağında, yan sokaklardan bazılarında, orta-burjuva tarzında, kimi katlardaki pencereleri örülmüş bir saray yavrusu ya da konak göze çarpardı ara sıra. Bunlar eskiden resmi daireler, aile pansiyonları gibi konutlarken şimdi işgalcilerin polisleri tarafından işkence odaları haline dönüştürülmüştü. Orada içeride, öldürme tutkusuna kendini kaptırmış uğursuzların tümü, Führerleri gibi iş buluyorlar, diledikleri gibi işkence yapabilecekleri, sapık işlerine kurban edebilecekleri diri ama çaresiz vücutların efendiliğini yapıyorlardı. Buralardan, gece gündüz, sık sık sonuna kadar açılmış gramofon plaklarından kulak tırmalayıcı sesler, müzik patırtısı işitilirdi.

Her gün, her sokakta, bir polis kamyonunun bir işyerinin önünde durması olağan şeylerdendi: Damların tepesine, teraslarına varıncaya dek, her kıyısını köşesini araştırma emriyle, adı soyadı bir kâğıt parçasına kaydedilmiş birisini avlamak için. Bu sürekli ve aniden bastırıveren avı sınırlayacak hiçbir kural, hüküm yoktu, efendiler tamamen keyiflerince davranabiliyorlardı. Sık sık tüm bir mahalle ya da bir blok, ansızın askerler tarafından kuşatılıveriyor, o çevre içinde kalan, 16 ile 60 yaşları arasındaki erkeklerin tümü yakalanıp zorla çalıştırılmak üzere Reich’a sürülüyordu. Kamu taşıt araçları apansız durdurulup boşaltılıyor, silahsız, çaresiz, çılgın bir kalabalık sonu olmayan kaçışlara doğru koşuyor, ardından bir makineli yaylımıyla işi bitiriliyordu.

[Ve Tarih Devam Ediyor, Elsa Morante, Çeviri: Nihal Önol, 3. Baskı, Can Yayınları]