Alınteri: Ali hocam, içinde bulunduğumuz Corona virüs salgınının yayılmaya devam ettiği günlerde öncelikle hastanelerde ve sağlık çalışanları için ne gibi önlemler alınması gerekiyor?
Ali Karakoç: Öncelikle sosyal izolasyon! Yani mümkün olduğunca acil değilse dışarı çıkılmaması bunu bize özellikle İtalya gösteriyor. Bireysel bir makale yayınlandı. Sosyal izolasyon, karantina ya da az dışarı çıkma mevcut nüfusun dörtte biri ya da yarısının dışarı çıktığında bu hastalık nasıl bulaşıyor üzerine… Bu hastalığın tedavisi yok, aşısı yok. Sosyal izolasyonun iki temel amacı var.
Birincisi, çok yavaş yayılsın çünkü mutlaka toplumun büyük bir kısmına yayılacak. Yavaş yayılırken hastan olanlar iyileşsin. İkincisi, sağlık hizmetlerine sağlık kuruluşlarına aşırı yük geldiği zaman sistem çökecek. İtalya’da şu an sistem çökmüş vaziyette. Artık ölenler belli, insanları seçmeye çalışıyorlar, kime müdahale edelim, kimi yaşatalım diye.
İki çeşit sosyal izolasyon var: Mümkün olduğunca toplu taşıma kullanmayalım, alışverişe daha az gidelim markete haftada bir kere, misafir gibi gitme alışkanlıklarını bırakalım.
Bunu en az bir ay süreyle uygulayalım, çünkü şu sıralarda 20 tane araştırma var aşı bulmak için… Bu hızlı yayılan bir hastalık. 1-2-4 kişi üstlü şekilde yayılma oluyor. Üstlü yayılma olduğu için deniliyor ki, bir kişi toplum içinde bir hafta normal hayatını devam ettirirse 825 kişiye bulaştırma riski var. Bulaşma riski çok ciddi anlamda yüksek olduğu için en az sokağa çıkmak ve mümkün olan en ufak önlem dahi çok faydalı olacaktır. Hem sağlık sitemimize az yük binmiş olacak hem de yavaş seyredecek. Bu arada belki ilaç bulunacak, aşı bulunacak, iyileşenlerin sayısı vs. artacak. Ama bu söylediklerimiz eğer virüs mutasyona uğramazsa söz konusu. Bu şu demek, virüs direnç kazanarak yeni bir tipi ortaya çıkıp iyileşenleri yeniden hastalandırabilir. Mutasyon dediğimiz şey budur.
Hastanede ne yapmalıyız? Öncelikle sağlık emekçileri önemli, ister hasta olun ister olmayın istinasız bütün sağlık çalışanları maske takmak zorunda. Eldiven istemiyoruz. Çünkü, elimizde sürekli duruyor, çok fazla yere temas ediyorsunuz mikrop birikmeye başlıyor. Gayri ihtiyari de olsa başka bir yere değiyorsunuz bulaşması daha rahat oluyor o nedenle eldiven istemiyoruz.
El temizliği, el hijyeni, her hastadan sonra, her temastan sonra ellerinizi yıkayın kullandığınız mendilleri çöpe atın diyoruz.
Poliklinik girişlerinde vs. bütün kapılar (metal bunlar) dezenfekte edilir.
Acil olmadığı müddetçe toplumun hiçbir kesiminin artık hastaneye gitmemesi gerekiyor. Bugün halen polikliniklerde görüyoruz. “Üç yıl önce taşımı kırdırmıştım kontrole geldim” diyor. Böyle bir günde değiliz maalesef. Hayati tehlikesi olanlar için mutlaka uygun yere başvurmalıyız. Onun dışında rutin kontrol, gibi şeyleri artık bırakmamız gerekir.
Bir kişide olunca ve bu kişi serbest dolaşımda olduğunda büyük bir kesime bulaştırıyorsunuz.
Vaka ile temas eden sağlık çalışanına geldiğimizde, ilk önce bu hasta izole bir yere alınır. Bir odanın içine alınıyor, Bütün tetkikleri o odanın içinde yapılıyor. Hasta hastane içinde dolaştırılmıyor. Yapılması gerekenler bunlar. Şu an en azından bizim çalıştığımız hastanede bu uygulama yapılıyor. Karantina altında bulunulan odaya giren sağlık çalışanı -biz hastanede çalışan herkesi sağlık emekçisi olarak kabul ediyoruz. Temizlik elemanından başhekimine kadar. Hepsini sağlık emekçisi olarak değerlendiriyoruz- öncelikle tam korumalı önlük diyoruz. Eldiven, gözlük, maske, maske önünde korumalı bir koruyucu bir maske daha bunlar hasta ile temas edenlerde olması gerekenler.
Odadan çıktığı zaman bütün bunları çıkarıp poşetlere koyup çöpe atıyorsunuz. Bunlar tek kullanımlık gerekli araçlar. Ama bugün öğreniyoruz ki İtalya’da sağlık emekçilerinin gönderdiği videolarda hemşire hanımlar, doktorlar herkes artık tek sınıf sadece sağlık emekçisi olmuş. Bir beyin cerrahı da, bir başhekim de, bir sağlık memuru da, herkes temel hizmet vermeye çalışıyor. Çünkü hastaneye ağır durumda başvuranların gidecek tek bir yeri var o da yoğun bakım. Her iki akciğerde tamamen zatürre oluyor, bilinci yerinde olan hasta nefes alamadığı için ölüyor. Herkes bu durumdaki hastalara hizmet veriyor. Branşlaşma vs. diye bir şey yok.
Halkın sağlık hakkını savunan sendikalarda veya herhangi bir yerde çalışan, halk sağlığını önemseyen, hem sağlığımızı hem özlük haklarımızı daha demokratik bir ortamda yapmamız gerektiğini savunan, daha iyi bir yaşamdan bahseden bizler bu durumu daha çok önemsemeliyiz. Bu özel bir dönem burada bizlerin tavrı çok önemli, burada sağlık çalışanları zorunlu olmadığı müddetçe asla ve asla izin vs. başvurmamaları gerekiyor.
İki şey çok önemli, burada bizim etik tutumumuz önemli. Yaşayıp görüyoruz. Sağlık çalışanı bireysel olarak kendini düşündüğü için rapor almak istiyor. Bunu yaptığınız zaman sağlık bakanı, gebe sağlık emekçilerine izin vermiyor. Bu arkadaşlara izin verilmesini istiyoruz. 65 yaş üzerindeki sağlık çalışanına izin verin bu arkadaşlar risk grubu diyoruz. Kronik hastalığı olan sağlık çalışanlarına izin verin diyoruz. O nedenle bu gruba girmeyen sağlık çalışanları etik olmayan davranışta bulunursa diğer arkadaşlarımız yük altına kalacaklar. Egoistlik bencillik olur.
Bugün önemli bir gün. Çok iyi hatırlıyoruz, biliyoruz ki, Suriye’de yanı başımızdaki komşumuzda Emperyalist güçler saldırdıklarında bombalar yağdı, insanlar yerlerini-yurtlarını terk ettiğinde sokakta bir Suriyeli gördüğünde mültecileri gördüğünde birçok görüşten insan -tabii ki hepsini katmıyorum- sokaktaki mültecilere ya da sığınmacılara hep şunu söylediler: “Gidin ülkenizi savunun, niye savunmuyorsunuz?”, “Niye buraya geldiniz?” Orada savaş vardı. Hayatta kalmak çok doğal bir refleksti. Onlara emperyalist güçler saldırmıştı. Bugün bunu söyleyen arkadaşlarıma bakıyorum rapor istiyorlar. Onu söyleyen bir insanın bugünkü davranışı ne etik ne ahlaka uygun! Ülkemizde savaş yok. Dünyanın her yerinde büyük bir pandemi var ve bunun üstesinden gelecek olan bizleriz. Sağlık emekçilerini toplumsallaştırarak, herkesin el ele vermesiyle bu işin üstesinden gelebiliriz.
Alınteri: Fabrikalarda ya da kalabalık çalışılan yerlerde ne gibi önlemler alması gerekiyor?
Ali Karakoç: SES’in bu konuda çok iyi bir açıklaması oldu. Biz de aynı şekilde savunuyoruz. Bu ülkenin çalışanlarının büyük bir kısmı yoksulluk sınırının altında ücret alıyor. Biraz önce söylediklerim kamu otoritelerine çağrıydı. Bir an önce yoksulluk sınırının altında ücret alan herkese yoksulluk sınırının üstüne çıkacak ücret verilmesi gerekiyor. Isınması, barınması düzgün olmayan işçiler ve emekçiler, işsizler var. TOKİ’nin bir sürü blok siteleri var, bir sürü şirketin boş daireleri var. Acil olarak bu yurttaşlarımızın buralara yerleştirilmesi, ısınmasını ve güvenliğini sağlamaları gerekiyor.
Okullar tatil oldu, okullar tatil olduğu için çocuklar okula gitmiyor, çocuklara birinin bakması gerekiyor. O nedenle ebeveynlerden birine mutlaka ücretli izin verilmesi gerekiyor. Biraz önce bahsettiğimiz risk grubunda olan, kronik hastalığı olan 65 yaşındaki çalışanların ücretli izne ayırmaları, sağlık açısından ise hiçbir yurttaştan ne özel ne kamu ücret almamalı; katkı katılım payı alınmamalı. Bugün bir an önce bunlar yapılmalı. Bu virüs hiç kimseyi seçmeyecek ama ilerleyen dönemlerde her zaman olduğu gibi yoksullar en çok zararı görecek bu nedenle dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Kamu otoritesinden bunların hepsini istiyoruz. Bunun için emek örgütlerinin mücadele etmesi gerektiğini söylüyoruz.
Alınteri: Ali hocam Corona virüsün Türkiye’de de görülmesi üzerine “İSTEMELİYİZ!” diye bir kampanya başlattık. Hijyenin sağlanmadığı fabrikalarda, sokakta temizlikte… kısacası birçok iş kolunda çalışanları sadece TOKİ’lere, yazlıklara, villalara yerleştirilmek yeterli olacak mı? Çalışma koşulları değişmediği sürece bunlar yeterli olur mu? Bir fabrikada yüzlerce insan çalışıyor. Steril olmadığı durumda virüs yayılacak işçiler arasında
Ali Karakoç: Elbette haklısınız. Çalışma saatleri kesinlikle kısaltılmalı. İyi beslenmeleri, sağlık koşulları kesinlikle iyileştirilmeli, ücretleri yükseltilmeli!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!