Salı, 21 Temmuz 2026

Kıdem tazminatının gaspında oyun çok



Adına “İstihdam Kalkanı” denilen “torba”, kıdem tazminatıyla ilgili düzenleme çıkarılarak bu hafta Meclis’e getirilecek. Esnek çalışmayı yaygınlaştıracak düzenlemeler içeren torbaya şimdilik kıdem girmese de, Meclis açıldığında gündeme getirilmesi bekleniyor. Tartışılan kıdem tasarısında işçileri bölmek için özel sektör-kamu sektörü ayrımı yapıldığı anlaşıldı


Covit-19 salgını öncesinde yaşanan ekonomik krizin salgın sürecinde katlanarak büyüdüğünü attığımız her adımda deneyimliyoruz. Burjuvazi ve devleti her yerden sıcak para bulmaya çalışıyor. Hangi kaynağı nasıl kullanıma açarım diye düşünüyor. Vergilerle yaratılan kaynak zamlarla büyütülmeye çalışılırken aynı zamanda ücretlerden kesintilerle oluşturulan işçilere ait fonlar da tepe tepe kullanılmaya devam ediyor. İşsizlik Sigortası Fonu’nun nasıl kullanıldığı ortada. Şimdi böyle tepe tepe kullanabilecekleri yeni bir fon yaratma sancısı içindeler. Kıdem tazminatının 2 ayrı fona bölünmesi ve işçinin eline ancak ölmeye yakın bir tarihte geçebilmesini sağlayacak bir düzenlemenin acil tarafını bu oluşturuyor.

2022 deseler de en uygun fırsatta bu saldırıyı gerçekleştireceklerdir. Aslında Meclis tatile gitmeden önce çıkarılacak torba yasanın içinde kıdemin gaspı da vardı. Fakat belli ki nabız alıp, şimdilik geri çektiler. Yorumlar bu saldırının Meclis’in açılacağı Ekim başlarında yenidne gündeme getirileceği yönünde.

Kıdem şimdilik torbadan çıkarılsa da esnek-güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıracak düzenleme o torbayla Meclis’e geliyor.

Esnekliği-güvencesizliği yaygınlaştıracak düzenleme Meclis’e geliyor

Kıdem tazminatının fona devredilerek gasbedilmesinin acil yanını, yağmalanacak sıcak para bulma telaşı oluştururken meselenin bundan ibaret olmadığını biliyoruz. Nitekim “istihdam kalkanı paketi” şeklinde tanımladıkları ve bu hafta Meclis’e getirilmesi beklenen “torba yasa önerisi”nden kıdem çıkarılsa bile işçi ve emekçiler için onu hayal haline getirecek oldukça stratejik bir düzenleme yer alıyor: 25 yaş altı ve 50 yaş üstündeki milyonlarca emekçinin esnek-güvencesiz-ucuzun da ucuzu çalışmaya mahkum edilecekleri part-time, kısmi zamanlı çalışma modelleri!

Çalışma rejimini tümüyle esnekleştirip, güvencesizleştirme konusunda oldukça büyük adımların atıldığı Türkiye’de, şimdi Meclis’e getirilecek düzenlemeyle bu konuda görünür bir sıçrama yaşanacaktır. İşçi sınıfının emeklilik hakkını da kıdem tazminatını da hayal bile edemeyeceği bir çalışma modeli bu.

Üstelik bu modelle işçi istihdam edecek patronlara da elbette ki işsizlik fonundan (!) teşvik verilecek!

Kıdem uluslararası rekabette yer kapmaları açısından da anahtar

Meclis’e getirilecek torba yasada yer alan bu stratejik saldırı Türkiye işçi sınıfını daha fazla örgütsüzleştirmeyi, emek sömürüsünü daha da büyütmeyi içeriyor. Pandemi sonrasında değişen dünya dengeleri içinde şekil kazanan güç mücadeleleri ve olası yeni işbölümünde yer kapma telaşı içinde olan burjuvazi ve devleti, emeğe dönük bu stratejik saldırısında oldukça kararlı görünüyor. Keza uluslararası arenada yer kapmanın anahtarı; üretim maliyetleri, onun da içinde işçi ücretleri, hakları, örgütlülük düzeyidir.

İşçi sınıfını bölerek saldırmak: Kıdemi 2 fona bölen düzenleme kamu işçi ve emekçilerini kapsamayacakmış!

 

Kıdem tazminatı, işçi sınıfı için sadece eline geçen toplu para değil aynı zamanda kısmi iş ve onunla da bağlantılı olarak örgütlenme hakkının güvencesi demektir. Paramparça edilmiş, güvencesizleştirilmiş sınıfın bu hali bile asalaklara yetmiyor. Onu daha akışkan, daha dağınık, örgütlenme ve hak arama mücadelesine daha uzak bir kıvama sokmaya çalışıyorlar. Kıdemin gasbedilmeye çalışmasının temel motivasyonu da budur.

Stratejik olarak bu adımı atmak zorunda olan burjuvazi ve devleti her zamanki alicengiz oyunlarıyla hareket edeceğini ele veriyor. Nitekim kıdemin 2 fona bölünmesi düzenlemesini sadece özel sektörde çalışanlarını kapsayacak şekilde yapmak bunun tipik ifadesidir.

Bir türlü tamamı kamuoyuna yansıtılmayan hatta sendikalara bile verilmeyen taslakta böyle bir vurgunun olduğu 3 gün önce AA’da yer alan haberde fark edildi. İşçinin hem kıdemi hem de emekliliği aratacak diye pazarlanan saldırı düzenlemesinde, “Sistem 1 Ocak 2022 itibarıyla başlayacak ve tüm özel sektör çalışanları yeni sisteme girecek.” gibi bir ibare yer alıyor.

Cumhuriyet’ten Olcay Büyüktaş’ın haberine göre aynı bilgi sosyal güvenlik uzmanı Doç. Resul Kurt tarafından Star.com.tr’de yazıldı.

Böyle bir kayıt konulmuş olmasının nedenlerini anlamak güç değil. Kıdemin gaspını ilk gündeme getirdiklerinde şimdi haktan yararlanan işçilere “sizi kapsamıyor, geriye dönük kazanılmış haklar kalacak” denilerek yürürlüğe gireceği tarihten sonraki işçilerle şimdiki işçileri ayrıştırmışlardı. İşçiye alenen “evladının geleceği seni ilgilendirmez” denildiği halde bu bazı kesimlerde etkili olabilmişti.

Şimdi de örgütlülüğün ve iş güvencesinin özel sektörle kıyaslandığında daha yüksek olduğu kamu işçi ve emekçilerini “aman siz karışmayın, sizi ilgilendirmez” denilerek bu süreçte gelişecek tepkilerin dışında tutmaya çalışıyorlar. İşçi sınıfının gücünü parçalamanın en çirkin biçimini kullanıyorlar yani…

Zira 16 milyon civarındaki kayıtlı işçinin yaklaşık 1.7 milyonu kamuda. Kıdem tazminatı kapsamındaki emekçilerin ağırlıklı bölümü özel sektörde.

Kamudaki işçilerin sendikalılık oranı Çalışma Bakanlığı verilerine göre yüzde 67, özelde bu oran yüzde 12, 13’ler civarında. Kıdem tazminatında yapılacak bir değişiklikte, örgütlülüğü düşük bu kesimin sesini gür bir şekilde çıkaramayacağı bekleniyor. İktidar, önce greve çıkması zor olan ve kamu işçisinin desteğini almakta güçlük yaşayacak olan özel sektör emekçilerinden başlamak istiyor.

Fakat işin ucu böyle gösterilse bile esas niyetlerinin tüm işçi ve emekçilerin bu haktan soyundurulması olduğu açık. Özellikle örgütlü ve iş güvencesine sahip kesimlerin sayıları giderek güdükleşse bile hedeflenen emek rejimi açısından halen bir diken gibi görüldükleri malum. Onların varlığının işçi sınıfının diğer bölükleri açısından örnek oluşturduğu kadar, nispeten örgütlü olmalarının sağladığı diğer avantajlar, özellikle toplu hareket  edebilme kabiliyetlerine tahammül giderek zorlaşıyor. Bu sınırlı halleri ve mevcut sendikal yozlaşma ortamında bile bu böyle.

O açıdan da saldırıya karşı kamu işçisi-memuru demeden özellikle tüm örgütlü kesimin birleşik hareket etmesinin altyapısını şimdiden oluşturmak, bunu çareyi devlet koridorlarında, görüşme masalarında arayan sendika bürokrasisine bırakmamak işçi sınıfı açısından ölüm kalım meselesi haline gelmiştir.