Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, önceki gün bir Yeni Ekonomi Programı (YEP) daha açıkladı. Enflasyonu ne kadar aşağılara çektikleriyle (sözümona yüzde 25’ten yüzde 10-11’lere çekmişler, gerçekse herkesin malumu!) övünen, diğer “gelişmekte olan ülkelerle” kıyaslamalar yaparak içimize su serpen (!), büyüme rakamlarıyla oyun oynamaya çalışırken pandeminin arkasına sığınarak “Tüm dünyada pandemi nedeniyle ekonomik faaliyet çok sert bir şekilde yavaşladı. İşsizlik büyük oranda arttı. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin para değeri değer kaybetti” diye belirten Albayrak; bu seferki yeni ekonomi programının temalarını ‘Yeni Dengelenme’, ‘Yeni Normal’ ve ‘Yeni Ekonomi’ olarak açıkladı. Enflasyonu düşürecekleri, büyüme oranlarını yüzde 5’lerde tutacaklarını, istihdamı koruyacaklarını, finansal istikrarı sağlayacaklarını söyleyen Albayrak, bütçenin tamtakır hale geldiği bu koşullarda bunu hangi kaynaklarla yapacağını her zamanki gibi açıklamadı. Asıl kaynağın bir kez daha işçi sınıfının kölece çalışma koşullarının derinleştirilmesi olduğunuysa saklamadı!
Burjuvazinin salgından kaynaklı çekinceler nedeniyle çekingen kalabileceği yatırımlarda devletin “sürükleyici rol üstleneceğini” (Varlık Fonu bugünler için ne de olsa!); bütçeden yapılan harcamaları asıl olarak üretimi, verimliliği ve istihdamı destekleyecek belli alanlarda yapılacak sabit sermaye yatırımlarıyla sınırlı tutacaklarını (sağlık, demiryolu, eğitim, sulama projelerine, yani yine kendi “burjuvalarına!), yeni OSB’lerin desteklenmesi ve üniversite araştırmalarına ağırlık vereceklerini belirtti. Tüketimin canlanması için kredi denilen soygunculuktan vazgeçmeyeceklerini yinelerken, işçi ve emekçilerin toplumsal ihtiyaçlarının daha fazla metalaştırılması için ellerinden geleni yapacaklarını vurgulamış oldu.
2020-2023 yıllarını kapsayan bu seferki 3 yıllık YEP’in tanıtıldığı toplantıda Albayrak, korona salgınıyla mücadele stratejilerini “iş gücü piyasasını ayakta tutmak, hane halkına gerekli likiditeyi sağlamak, temel sektörlerin faaliyetlerini sürdürmesini garanti altına almak” şeklinde özetleyerek, her şey eski “normale” dönmüş gibi bundan sonra finansal desteklere son vereceklerini müjdeledi.
Salgınla mücadelede “işgücü piyasalarını ayakta tutmak”tan anladıklarının ne olduğunu yaşayıp gördük. İşçinin tüm haklarının gaspı anlamına gelen ve ayda bin 169 TL’ye tamah etmesini dayatan, bu parayı da işsizlik sigortası fonundan karşılatan tek taraflı ücretsiz izin bunlardan biriydi mesela. Milyonların bir anda işsiz kalması, işi olanların kısa çalışma ödeneği ya da yükselen enflasyonla daha da yoksullaşmaları, ücretsiz izinle sefalete mahkum edilenler ve bu gelirlere bile sahip olamayanların sürüklendikleri açlıksa umurlarında olmadı. Albayrak, “18,7 milyar lira kısa çalışma ödeneği, 4,4 milyar lira nakdi destek ve 3,6 milyar liralık işsizlik ödeneği yaptık” diyerek hava basmayı sürdürdü fakat. Yapılan bu ödemelerin hepsinin işsizlik fonundan yapıldığını ve esas olarak patronları ihya etmek için gerçekleştirildiklerini de elbette söylemedi. Salgında 494 milyarlık destek paketinden bahsetti. Emekçilere hem de kendi fonlarından ödenen rakamın 30 milyarı bile bulmadığı düşünülecek olursa geriye kalan en az 460 milyarın nereye akıtıldığının ayrıntısına da değinmedi elbette ki. Kullanılamayan köprü-havalimanı-yol ve hastaneler için müteahhitlere yapılan ödemelerden, patronlara sunulan sayısız hibe ve destekten yani…
Emekçileri doğrudan ilgilendiren, iğneden ipliğe her tüketim kaleminin fiyatını otomatikman yükselten dövizdeki dalgalanma bu nedenle onun için “hiç önemli değil, hiç oraya bakmıyor”!
İşçi ve emekçilerin işsizliğinin, daha fazla yoksullaşmasının kendilerini ilgilendiren esas kısmının bu halin kapitalist sömürü politikalarını derinleştirmekte kullanılacak bir kırbaca dönüştürülmesi olduğunuysa sakınmadan ortaya koydu. İşçi sınıfının tarihsel kazanımlarından olan tazminat hakkını, bu sefer de esnek çalışma modelinin (süreli sözleşme) yaygınlaştırılmasıyla tümden ortadan kaldırmayı hedeflediklerini, programın önemli bir ayağı olarak takdim etti.
Salgın sonrasında gençlerin işgücü piyasasına girişlerini kolaylaştırıcı, kısmi süreli çalışmayı teşvik edici İşgücü Piyasasının Esnekleştirilmesi yönünde politikaları hayata geçireceklerini ifade eden Albayrak, “Kısmi süreli çalışmayı teşvik edici iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi yönündeki politikaları inşallah hayata geçireceğiz” dedi.
Bu açıklamayla tepkiler üzerine geri çekilmek zorunda kalınan kıdem tazminatının fona devri ya da başka modellerle fiilen gasp edilmesinin yerine onu bir hak olarak tümden ortadan kaldırma stratejisine yöneldiklerini çekinmeden ortaya koymuş oldu. Keza kıdem tazminatı hakkının yasal olarak sadece süresiz iş sözleşmeleri için geçerli olduğu, süreli sözleşmelerle çalışan işçilerin bu haktan yararlanamadıklarını biliyoruz.
Pandeminin de üzerine binerek ağırlaştırdığı genç işsizliği burjuvazinin tepe tepe kullanacağı bir modelle istihdam şemsiyesi altına alacak olmaları işçi sınıfının geleceğinin tümüyle esnek-kuralsız sömürüye bağlanacağının ilanıdır.
Meclis’in bugün açılmasıyla yeniden gündeme getirecek ve adına “yeni sürüm istihdam paketi” dedikleri düzenlemeyle ilk elde 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler kıdem hakkından yararlanamayacakları “belirli süreli sözleşmeyle” istihdam edilecek. Sonrasının nasıl geleceğini tahmin etmekse güç değil.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Fesih kısıtı kalktığında örneğin kadınların bir bölümü yarı zamanlı çalışmak istiyor” diye takdim ettiği bu düzenlemeyle sadece kadınlar ya da 25 yaş altı-50 yaş üstü işçiler değil, zamanla tüm bir emek piyasası vahşi-kuralsız-esnek çalışma modeliyle tam istenen kıvama getirilecek, en azından muratları bu…
Bakan’ın açıklamasıyla bu açıkça konuluyor. Bugüne kadar patronların elini bağlayan kıdem tazminatı yükünün yani “fesih kısıtı” yaratan bu çekincenin kalkması işçinin emeklilik, sosyal güvenlik ve onlarla birlikte tazminat haklarının tarihe karışması anlamına geliyor. Keza “belirli süreli sözleşme” dedikleri uygulama bunların hepsini doğrudan etkileyecek bir uygulamadır.
Pandemiyi Türkiye’yi ucuz işgücüyle pazarlayıp, sermayenin yatırım üssü haline getirme fırsatı olarak gören burjuvazi ve devleti, bu düzenlemeyle hayal ettiği sömürü cehennemine birkaç adım daha yaklaşacak.
Bunlar onların hesapları, kadiri mutlak olmamalarıysa işçi sınıfı cephesinden verilecek tepkilere, dizginsiz sömürü anlamına gelen bu modele karşı büyütülecek örgütlü mücadeleye bağlıdır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!