Salı, 21 Temmuz 2026

Bakan Selçuk: Yoksulluk Türkiye için sorun olmaktan çıktı



İşsizlik ve yoksulluk alıp başını giderken, çıkışsız kalan emekçilerin intihara yönelmeleriyle bir çığlığa dönüşürken Bakan Selçuk Türkiye’de böyle bir sorunun kalmadığını iddia edebildi!


Pandemiyle birleşerek derinleşen ekonomik krizin yarattığı toplumsal yıkımın boyutlarını her gün yaşayıp görüyoruz. İşyerlerinin kapanmasıyla birlikte işsiz kalan ve gerekli kriterleri yerine getiremedikleri için ne işsizlik ne de kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilen milyonlarca işsiz, ya günü kurtaracak gündelik-yevmiye işleriyle geçinmeye ya eş dost yardımıyla zar zor ayakta kalmaya çalışıyor. Bunların hiçbirine ulaşamadığı, en önemlisi de toplumsal dayanışmanın gücünü hissedebileceği örgütlenme ağlarına sahip olmadığı için çaresizlik girdabına sürüklenenler ise intihara yönelebiliyor.

Önceki gün Samsun’da bir eline aş diğerine iş yazan bir emekçi intihar etmişti. Ardında bıraktığı mektupla da işsizlik ve çaresizliğini anlatmıştı. Daha sonra açığa çıktı ki, çalıştığı mobilya atölyesi kapanınca işsiz kalmış, hiçbir haktan yararlanamamış, kanser hastası olan eşi için gerekli olan solunum cihazını satın alacak para bulamamıştı.

Dün de Trabzon Ortahisar’da belediye binası önüne gelen bir kişi kendini yakmaya çalıştı. Gerekçe yine maddi sıkıntılardı.

Acı bir ironi olsa gerek, Samsun’da bir emekçinin aş-iş diyerek intihar ettiği gün “milletin anasının…” diyebilen halk düşmanı, yağmacı-işçi katili Mehmet Cengiz 47 milyon dolara iş jeti satın almış, “itibardan tasarruf olmaz” diyenler sadece bu dürtüyle Tunus’a 5 milyon dolar yardım da bulunduklarıyla övünmüştü!

Aynı ironi, 654 bin icralık dosyanın bulunduğu, işsizliğin kavurucu etkisinin hissedildiği bir kent olan Antep’in Belediye Başkanı Fatma Şahin’in “Bütün şehirleri bilemem. Kendi bölgemde sanayide şu anda işçi bulamıyoruz” sözleriyle de dile gelmişti. Pandeminin de işsizlik ve çaresizliğin de en fazla etkilediği kentlerden biri olan Antep’te aradıklarının işçi değil, bu çaresizlik koşullarını tepe tepe kullanarak dayatacakları daha vahşi sömürü koşullarına rıza gösterecek köleler olduğunuysa bilmeyen yok!

Yoksulluk Türkiye için sorun olmaktan çıkmış!

Ardı ardına gerçekleşen bu ölümler, iktidar konumunda olanların yaptıkları bu açıklamalar ve icraatların üstüne tüy dikense adına Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı denilen Bakanlık koltuğunda oturan Ayşe Zümrüt Selçuk’un Meclis’teki bütçe görüşmelerindeki açıklamaları oldu. Elitist bir zümreye dönüşerek, işçi ve emekçilerin yaşadıkları gerçeklere tümden yabancılaşan AKP’lilerin ruh halini de tüm çıplaklığıyla özetleyen bu açıklamalarında Zümrüt, Samsun’da önceki gün bir eline iş, bir eline de aş yazarak kendisini asan emekçi hakkındaki soruları yanıtlamak yerine halkın aklıyla dalga geçercesine, Yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı. Refahı paylaşmayı ve bu süreçteki acil durumlarda vatandaşlarımızın yanında olmayı hedefleyen bir sosyal yardımı önemsiyoruz” diyebildi.

2002-2018 yılları arasında geçim sıkıntısı ve iflaslar nedeniyle 5 bin 485 kişinin intihar ettiği koşullarda söyleyebildi bunları…

İşsizlik fonu sadece işçinin değilmiş!

Aynı bütçe görüşmelerinde işçilerin işini kaybetmesi durumundaki tek güvencesi olan İşsizlik Sigortası Fonu da tartışmalara neden oldu. Bakan Selçuk, fonun işçiler dışında her yere kullanılması, esas olarak da patronların ihyasına seferber edilmesi gerçeğini, adını koyarak ve o pervasız kullanıma devam edeceklerini ilan edercesine konuştu. Bu fonun sadece işçilere ait olmadığını ve sadece onlar tarafından kullanılamayacağını söyleyen Selçuk, “Aynı zamanda işverene yönelik ve istihdamı artırmak konusundaki programlar da var. Dolayısıyla yüzde 66’sı doğrudan çalışanlara, yüzde 26’sı istihdamı korumak amacıyla teşviklere, yüzde 8’i de yine istihdam bağlantılı programlara gitmekte” diyebildi.

Sayıştay’ı da yalanladı!

Zümrüt, Sayıştay’ın denetim raporlarında yer alan usulsüzlük bulgularını da aynı pişkinlikle savuşturdu. Neoliberalizmin “yoksulluk yönetimi” denilen dilencileştirme siyasetinden sadece kendi kemikleşmiş tabanlarındaki yoksulluğun yönetilmesini, tarikat ve cemaat ittifaklarının koruması için devletin çeşitli olanaklarının seferber edilmesini anlayan bu yaklaşımın ortaya çıkan yolsuzluk pratiğini bu denli pişkince savunabilmesi de gayet anlaşılır oluyor.

Selçuk, Sayıştay’a göre son iki yılda 1 milyar TL’yi geride bırakan usulsüz ödeme tespitinin raporların eşleştirilmesinde yaşanan sorunlar nedeniyle ortaya çıktığını öne sürdü. Selçuk, “Sağlık Bakanlığı ile sistemleri entegre ediyoruz. 1976 yılından beri ödeniyor engelli aylıkları. Evde bakım da 2006 yılından beri ödenmekte. Raporları eşleştiriyoruz. Yeni başlayan bir sistem” savunmasını yaptı.

Meslek hastalığı da gündeme geldi

İşçi ve emekçilerin her derdne-sorununa yabancılaşmış bu anlayış, koronavirüs salgınından etkilenen sağlık emekçilerinin talep ettiği, “Covid-19 meslek hastalığı sayılsın” çağrısını da “Burada böyle bir kanuna ihtiyaç yok. Türkiye’de vazife malullüğü diye bir durum var, bütün bir mevzuatımız var” diyerek geçiştirdi. Sanki emekçiler o haktan yararlanabiliyorlarmış gibi…

Bu pervasızlığın karşısında sözle anlatılacak bir şey olmadığı açık. Anlayacakları dil; üretimden gelen gücümüzü kullanmaktır, bu güçle sokakları ısıtmamızdır. Yoksa aklımızla dalga geçmeyi sürdürecekler, açlığımız ve çaresizliğimiz bizi boğmaya devam edecek!