Cumartesi, 1 Ağustos 2026

Özkan aslında “Olay TV’yi de kapattık hamdolsun” demek istedi!



Olay TV’yi baskı ve tehditlerle kapanmaya zorlayan zihniyetin temsilcilerinden Özkan’ın basın özgürlüğünü kastederek “hamdolsun bizde de var” dediği şeyin iktidarın çizdiği sınırlarda sınırsız özgürlük anlamına geldiğini bilmeyen yok.


30 Kasım’da yayın hayatına başlayıp, 26 gün sonra “kapanmak” zorunda kalan Olay TV’yle ilgili gelişmeler, Türkiye’deki faşist rejimin karakterinin anlaşılması açısından yeni bir ayna oldu. 15 Temmuz darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak tanımlayıp iktidarı için “tehlikeli” gördüğü gazeteleri, TV ve radyo kanallarını kapatıp, mallarına el koyan; yazılı-görsel medyayı havuz denilen bir bataklıkta toplayarak tek ses haline getiren ve o bataklığın bir örnek sesinden gına getirten hatta tabanını etkileme gücünden bile yoksun hale gelen bir vasatlıkla malul olduğunu bizzat kendisi itiraf eden rejim, Olay TV’ye dönük operasyonuyla bu konudaki hassasiyetini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

Kanal çalışanlarının alkışlı protestosuyla son bulan yayında kanalın Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Sarılar’ın “Habercilik anlayışı ve yayınımız zannediyorum bir sürü yerleri rahatsız etti. Cavit Bey, ‘Bana iktidardan büyük baskı var’ dedi. ‘Çok ağır baskı altındayım, devam edemeyeceğim’ dedi” ifadelerini kullanması ve kanalın bu baskılar üzerine kapanması Meclis Genel Kurulu’nda da son derece manidar tartışmalara neden oldu. AKP Milletvekili Cahit Özkan, tüm yaşananlara rağmen ülkede basın özgürlüğü olduğunu savunarak “Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde nasıl bir medya özgürlüğü, haber alma hakkı özgürlüğü varsa, bugün hamdolsun bizde de var” dedi. Olay TV’yi baskı ve tehditlerle ekran karartmaya zorlayan zihniyetin temsilcilerinden Özkan’ın “hamdolsun bizde de var” dediği şeyin iktidarın çizdiği sınırlarda sınırsız özgürlük anlamına geldiğini bilmeyen yok. Bu saldırganlıkla “hamdolsun bizde de var” sözü arasındaki ironik özdeşlikte faşistlere mahsus bağnazlığın alenen dile gelmesi kadar, dünyayı kendi dayattıklarından ibaret görme ve dayatma pervasızlığı da var.

Kültürel iktidar olamadık” diye yakınan Erdoğan’ın bundan ne anladığını herkes biliyor. Devlet gücünün de kullanılarak medya alanından akademiye kültür sanat dünyasından aklımıza gelebilecek tüm ideolojik-kültürel hegemonya araçlarına dönük kapsamlı ve derinlikli bir saldırı başlatan iktidarın “kültürel iktidar”dan anladığı elbette ki kitlelerin bilincinin faşizme mahsus bir ideolojik alıklaştırma ağıyla sarmalanmasıdır. Düşünemeyen, sorgulayamayan, faşizmin eklektik bir o kadar da gerici-şoven ideolojisiyle bakıp-eyleyen bir toplumsal gerçekliğin yaratılmasında kültürel hegemonya araçlarının daha saldırgan biçimlerde kullanılmasıdır.

HDP’nin Meclis konuşmalarını naklen yayınlayarak anında hedef haline gelen Olay TV’nin Cavit Çağlar’ın şirketlerine TMSF eliyle el konulacağı tehdidiyle yayın politikalarının, kadrosunun iktidarın belirlediği çizgiye gelmesinin dayatılması ve bu dayatmanın finansörlerden Hüseyin Köksal tarafından kabul edilmemesi üzerine kapanmasının ardından yaşanan tartışmaların Meclis’te Özkan tarafından “basın özgürlüğü hamdolsun ki bizde de var” sözleriyle dile gelmesi “kültürel iktidar olmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dışında bir anlam taşımadığı, “hamdolsun”un da asıl olarak bu konuda aldıkları yol için sarfedildiği açık. Fakat bu yolun sonunun olmadığı, yarattıkları çoraklaşmanın bizzat kendilerini kavuracağını göreceğimiz günler de öyle çok uzak değil, daha doğrusu uzak olmamasını sağlamak elimizde.