Benim Kâbem İnsandır



AKP-MHP-Ergenekon çetesi görünürde ufak adımlarla manevralar yapsa da, fırsatını bulduğu anda kendince fırtına estirmeye çalışıyor. Boğaziçi direnişine yönelik “Kâbe, kutsal değerler” yaygarası yeni bir yapay bir fırtına örneğidir.


Nəriman Bakı

Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum olarak atanan rektöre karşı başta Boğaziçili öğrenciler tarafından sergilenen özellikle sokak merkezli tepki AKP-MHP-Ergenekon (üçlü çete) ittifakını çıldırtmaya yetti. 

Kayyum rektöre karşı üniversite gençliğinin tepkisine verilen toplumsal destek, hükümeti birkaç günlük gözaltılar, sonrasında tutuklamalar yapmasına neden oldu. Bununla birlikte hükümet her fırsatta en başta Gezi’yi ağzına alarak toplumsal tepkiden ne kadar korktuğunu tehditler savurarak gösterdi. 

Son aylarda üçlü çetenin kendini en muktedir gördüğü hemen her anda, her durumda, her pratikte ona ters bir tepki ortaya çıktı: Baro yasasından tutalım Gökhan Güneş’in kaçırılmasına kadar sokağa çıkan toplumsal muhalefet dinamikleri üçlü çeteye -en hafif yaklaşımla- onların yürüdüğü yolların dikensiz olmadığını gösterdi.

Buna karşılık üçlü çete, görünürde ufak adımlarla geri manevralar yapsa da fırsatını bulduğu anda kendince fırtına estirmeye çalışıyor. Boğaziçili öğrencilerle ilişkili olarak kurgulanan “Kâbe, kutsal değerler” meselesi de tam bu üretilmiş/yapay fırtınadan başka bir şey değil. Tüm iktidar aygıtları, üzerinde gökkuşağı renkleri ve Kâbe olan bir seccadenin yere konmasından yola çıkarak görünüşte Boğaziçi’li öğrencilere, genel olarak ise muhalefet dinamiklerine karşı esti gürledi. 

Kasıtlı olarak büyütülüp koparılan yaygara mevcut muhalefet gerçekliğini de açığa çıkaran bir turnusol testi işlevini gördü. CHP, İyi Parti ve diğerleri dinci gerici kodların arkasına saklanarak hükümetin gerici kışkırtmasına destek çıkarken sol cephedeki örgütlü-örgütsüz kesimler bir adım dahi geri adım atmadı. 

Bununla birlikte Boğaziçi’li öğrencilere üçlü çetenin gösterdiği tepkinin bize ne söylediğine de bakmak gerekiyor. 

İlk söylediği şey, üçlü çetenin sinir uçları normalde önemsiz denilip geçilebilecek durumlara dahi tepki gösterecek kadar hassaslaşmıştır. Bu hassasiyetin de iki nedeni var: Birincisi -yukarıda belirttiğimiz gibi-, üçlü çetenin, ne yaparsa yapsın istediği ölçüde muktedir ol(a)madığının suratına tokat gibi çarpılmasıdır. Bu nedenle her olayda kuyruk acısı giderek artmaktadır. İkinci neden ise -birinci ile bağlantılı olarak-, kendi tabanındaki erimeyi durdurmakta daha da zorlanmasıdır. 

Ekonomik-siyasi krizin pandemi ile katmerlenmesi sonucu üçlü çete özellikle emekçi kesimlerdeki tabanını yanında tutmak için adeta debelenmektedir. Bu zorlanmanın sonucu olarak heybesindeki her türlü gerici kodu devreye sokmak dışında yapabileceği fazla bir şey kalmamıştır. Ayasofya’yı yaz ayında açarak 300 binin üzerinde gericiyi, o da ancak İstanbul dışından bindirilmiş kıtalar şeklinde sokağa dökebilen üçlü çete, tabanını harekete geçirebilmek için eften püften olaylara bile bel bağlayabilmektedir. 

İktidarın ortaya çıkardığı tepkinin bize söylediği ikinci şey ise, olası faşist saldılardır. Üçlü çetenin İyi Parti kadroları ve yandaşlarına yönelik son saldırılar, onların zor gücünü ve bunu hangi durumlarda devreye sokabileceğini, kendisi dışında kimseye yaşam hakkı tanımadığını göstermektedir.  

Türkiye’nin kapitalist tarihi kışkırtmalarla kıyımlar tarihidir. 1915 Ermeni Soykırımı’ndan ’80 öncesinin Maraş, Malatya, Çorum katliamlarına, 1990’larda Sivas Katliamı’ndan Gazi’ye, Amed , Ankara, Suruç katliamından Kürt illerinin yıkımına kadar… Tarihinde böyle bir kıyım geçmişi (ve deneyimi) olan faşist devletin, kendi resmi zor aygıtları dışında örgütlenme biçimleri ve sayıca güçlendirilmiş sivil güçlerini bu tür kıyımlar için devreye sokmaması için hiçbir neden yoktur. Keza 15 Temmuz bu gerici kitlenin devlet desteği ile neler yapabileceğinin son kanlı göstergesidir. 

Faşizmin resmi ve görünürde sivil ayakları ile yeni kitle katliamlarına girişme ihtimalini yok sayan muhalefet tarzına devam edemeyiz! Kriz arttıkça muhalif güçlere ve kitlelere yönelik saldırı ihtimali her geçen gün artmaktadır. 


Faşizmin olası her türlü saldırısına karşı hazırlığın ilk aşaması da Kâbesi “insan, emek, dünya olanların bir araya gelmesi olacaktır.