Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş’ın imzasıyla yayımlanan genelgeye göre, eylemler sırasında ses ve görüntü alınması yasaklandı. Kayıt yapan kişiler engellenecek ve haklarında adli işlem yapılacak.
Polisin özellikle son aylarda muhalif basın açıklamalarına, miting ve protesto gösterilerine, işçi direnişlerine nasıl gözü dönmüş bir saldırganlıkla yöneldiği biliniyor. Buna şimdi “yasal” kılıf geçirmeye çalışıyorlar.
Gözaltına alırken tarifsiz vahşet, ters kelepçe, sınırsız dayak, gözaltı araçlarında gaza boğma, hastane kontrollerine kadar uzanan işkence seanslarının kitlelerin gündemine girebilmesi ancak birilerinin bu ses ve görüntüleri kaydetmesiyle mümkün olabiliyor. Gezi sürecinde Ankara’da dünyanın gözleri önünde polis kurşunuyla katledilen Ethem Sarısülük’ü hangimiz unuttuk. Amed Newroz’u öncesi Kemal Kurkut’un yakın mesafeden kurşunlandığı görüntüler nasıl çıkar zihnimizden? O fotoğraflar olmasa Van Çatak‘ta helikopterden atılan köylülerin gerçek öyküsünü kim öğrenebilirdi?
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 27 Nisan 2021 tarihli genelgesinde hiç kimsenin yabancısı olmadığı şu ifadeler geçiyor:
Tüm vatandaşlarımız açısından özel hayatın gizliliği ve kişisel veri ihlalinin söz konusu olduğu bu tarz durumlarla, genel kolluk personelimiz de sıklıkla karşılaşmaktadır. Bazen görevin yapılmasını engelleyecek boyuta ulaşan bu ihlaller zaman zaman personelimizin veya vatandaşlarımızın kişilik haklarına veya güvenliğine zarar verir şekilde çeşitli dijital platformlarda yayımlanmaktadır.
Katletmek serbest, “özel hayat gizli”
Genelgede kararın gerekçesi olarak görevli polislerin ve yurttaşların eylemler sırasında alınan ses ve görüntü kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasının özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği bahanesi ortaya konuldu.

“Personelimizin görevini ifa ederken bu tür ses ve görüntü alınmasına tevessül edecek davranışlara fırsat vermemeleri, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemeleri, kanuni şartlar oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği hususlarında tüm personelimizin bilgilendirilmesi” ifadeleri kullanıldı.
Bu genelge de bir yanıyla -ve tersten- İstanbul Sözleşmesi’nin akıbetine benziyor. İstanbul Sözleşmesi varken yasal olarak kadına karşı şiddet sözde suçtu, fakat kadınlar katledilmeye devam ediyordu. Çünkü sözleşme doğru dürüst uygulanmıyordu. Cinayet işleyen erkekler karakollardan, mahkemelerden serbest bırakılıyor, tecavüz ve çocuk istismarlarına göz yumuluyordu. Erkekler yeni cinayetler için cesaretlendiriliyor, “erkek devlet arkanızda” deniyordu.
“Ses ve görüntü alınması” sözümona hakken polis her türden şiddeti büyük bir rahatlıkla uyguluyor, işkenceden geçiriyor ve öldürüyordu. Şimdi buna yasak koyma çabası “artık eliniz daha rahat olacak” demek değilse nedir?!.
ÇHD: İçişleri Bakanlığı’ndan personelini garantiye alma genelgesi!
Genelge hakkında sosyal medyadan tepki gösteren Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), “İçişleri Bakanlığından 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” diyerek tepki gösterdi.
Dernek, dün İzmir’de yapılan 1 Mayıs açıklamasında polisin diziyle bir kişinin boynuna bastığı anlara ilişkin fotoğraf karesini paylaşarak, “Genelgede yer alan, korunmak istenen “personel” tam olarak buradaki personeldir. Görüldüğünde ses ve görüntü kaydı alınması gerekir” diye altını çizdi.
Katledilen insanlar, kaybedilen deliller
Kendisi de polis şiddetine maruz kalmış Avukat Ezgi Önalan, genelgenin polisin hukuk dışı eylemlerine adeta bir koruma kalkanı niteliği taşıdığını belirtti. Genelgenin temel amacını deşifre eden Önalan şunları söyledi: “Sözde görevini icra eden ancak görevi sırasında suç işleyen polisler gerek biz avukatlar gerekse yurttaşlar tarafından kameraya alınıyor. Çünkü biz biliyoruz ki güvenlik kameralarının, mobeselerin görüntüleri işkence durumu söz konusu olduğunda bizlere verilmiyor. Deliller adeta ortadan kayboluyor.
Müvekkillerimizin işkenceye uğramasının ardından hem savcı hem de polisten istediğimiz işkence görüntüleri verilmeyecek, bunu gayet iyi biliyoruz. Örneğin, mobese görüntülerini talep ettiğimizde ya her zaman silinmiş oluyor ya da işkencenin gerçekleştiği açılar çekilmemiş oluyor. Araç içinde yaşanan çok sayıdaki işkencede de gerek araç içi kameralar gerekse polisin çok sayıdaki kamerayla görüntülediği anlar dosyalara girmiyor.”
Görevi sırasında hukuk dışı uygulamalar yapan polislerin yurttaşlar tarafından kayda alınmasının bir hak olduğunu hatırlatan Önalan, “Vatandaş olarak delil toplama hakkımız var ve bu genelgeyle yasaklanamaz” diye konuşarak şöyle devam etti:
“Söz konusu genelge yasal bir hakkı ihlal eden bir nitelikte. Bu genelge, ‘Sizi kameraya alan olursa engelleyin’ diyor ve bunun da açıkça suç olmaması için ‘kameraya çekerek görevinizi icra etmenize engel olana müdahale edin’ diyor. Bunun sınırları nedir? İçişleri Bakanlığı oturduğu yerden böyle bir kararı nasıl verebilir? İşkence olduğu zaman, görev sınırları aşıldığı zaman ‘görüntü aldırtmayın biz arkanızdayız’ mesajıdır bu. Polisler işkence yaparak suç işlediklerini bildikleri için görüntü almayı engellemeye çalışıyorlar, çalışacaklar.”
“Elinizi korkak alıştırmayın, biz arkanızdayız” cesareti ve güveni verilmeseydi Ethem’i, Kemal’i, Dilek Doğan’ı ve daha binlercesini bu kadar fütursuzca katledebilirler miydi?
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!