Ücretler yerinde sayarken enflasyonun alıp başını gittiği, pandemi koşullarında buna işsizliğin, kapanmanın yarattığı iflasların eklendiği ve hiçbir sosyal güvence ve desteğin sağlanmadığı bu koşullarda emekçilerin ezici çoğunluğunun kredi kartlarına yüklenerek ve tüketici kredilerine başvurarak zar zor geçinmeye çalıştığı sır değil. Her şeyin istikrarsızlaştığı, güvencenin ortadan kalktığı, her an işsiz kalmanın temel eğilim haline geldiği ve çalışanlar açısından ücretlerin yerinde saydığı bu koşullarda o borçların ödenebilmesinin büyük çoğunluk açısından imkansız olduğu da öyle.
Öte yandan büyük patronların borçlarının bir kalemde silindiği, ama emekçilerin onlarla kıyaslayınca devede kulak kalan borçları için anında tepelerine binildiği de bu sistemin tipik özelliklerinden biri olmaya devam ediyor. Demirören’in Doğan Medya’ya bağlı Hürriyet Gazetesi’ni mafya zorunun da devreye girdiği bir organizasyonla satın almak için Ziraat Bankası’ndan çekip, ödemediği 750 milyon dolar bunun sadece bir örneği.
O 750 milyon doların akıbetini sormayanlar milyonlarca emekçinin kullanıp ödeyemediği ve toplamının borcunun Demirören’inkinin yanında devede kulak kalacağı borçlar için hızla yasal işlem başlatabiliyor. Mesela Demirören’in ödemediği borcuna “devlet sırrı”, “ticari sır” gerekçeleriyle açıklama getirmezken, sıra emekçilerin borçlarına gelince değil onları üstlenmek, tüm kurumlarıyla tepelerine çökerek “işini hakkıyla” yapıyor!
İşin bir yanını bu oluştururken diğer yanını da krizin ve çıkışsızlığın ulaştığı boyutlar oluşturuyor. Kredi kartı ya da bireysel kredilerdeki artış ve bu meblağları geri ödeyememekteki geometrik tırmanma…
Sadece bir yılda kredi kartı ve tüketici kredileri hacminin yüzde 34,4 oranında arttığı, emekçilerin tüketici kredileri nedeniyle bankalara olan borcunun nisan ayında 693,6 milyar liraya çıkarken, kredi kartı borçlarının 155,6 milyar liraya ulaştığı belirtiliyor. Bu dönemde yapılan ötelemeler ve yapılandırmalarla kredilerin takibe düşme oranı düşürülse de bireysel kredilerin geri ödenmesi olanaklarının giderek daraldığı kaydediliyor. Uzmanlar bu sayının aslında çok fazla olduğu, bu nedenle de bankaların işlem yapmakta geciktiklerini ifade ediyorlar.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin Nisan ayı raporuna göre bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe alınmış kişi sayısı 2021 yılı Ocak-Nisan döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8 oranında artarak 196 bin kişi olmuş. Bu sayı geçen yıl 181 bin kişiymiş. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşen kişi sayısıysa geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 oranında azalarak 149 bin kişi olarak tespit edilmiş. Bu düşüşünse yanıltıcı olduğu belirtiliyor. Keza hem yapılandırma ve öteleme faaliyetleri ve hem de takip sürelerinin uzatılmasının bu düşüşte etkili olduğu dile getiriliyor. Takip süresinin 180 gün olarak uzatılmasıyla ilgili kararın da 30 Haziran’da sona ereceği kaydediliyor.
3 milyon kişi yasal takipte
Nisan sonu itibarıyla toplam 2 milyon 266 bin 610 kişi önceki beş yıl içerisinde yasal takibe alınan tüketici kredisi borcunu, 2 milyon 482 bin 33 kişi de kredi kartı borcunu hala ödeyemediği için yasal takipte bulunuyor. Yasal takibe alınmış hem kredi kartı hem de tüketici kredisi borcunu halen ödeyememiş olanlar tek kişi sayıldığında toplam 3 milyon 384 bin 537 kişi yasal takipte tutuluyor.
Kredi hacminin büyümesi fakat emekçilerin ödeme koşullarının gerilemesinin önümüzdeki yıllarda bu sorunu katlayarak büyütmesi bekleniyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!