“Bu saldırıların azmettiricilerin kimler olduğunu biliyoruz” denilen açıklamada, “Mülteciler ile ilgili politikalarını siyaset malzemesi haline getiren iktidar, sorunların çözülmesi yerine, sorunun kaynağı haline gelmiştir. Uluslararası sözleşmeler ve insan hakları hiçe sayılıyor. Bölge ülkelerine askeri müdahaleler, çatışma temelli politikalar kaosu derinleştiriyor, milyonlarca insanın yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmasına neden oluyor. Hükümetin yarattığı nefret iklimi Türkiye’deki mültecileri hedef haline getiriyor” denildi.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına düzenlenen basın toplantısında hazırlanan ortak basın metnini İHD Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut okudu:
Basına ve kamuoyuna,
10 ağustos 2021 tarihinde Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi Mahallesi‘nde bir parkta çıkan kavgada iki kişi yaralanmış, yaralılardan biri ertesi gün hayatını kaybetmiştir. Taraflardan birinin mülteci olması nedeniyle Altındağ ilçesinde saldırılar gerçekleşmiştir. 16 Temmuz 2016’da Önder Mahallesi’nde benzeri saldırılar gerçekleşmişti. Son dönemlerde ırkçı söylemlerin artması ile yaşanan her olumsuz olay mültecilik ile bağdaştırılıyor. Türkiye’de yabancı uyruklu bireylerin içinde bulunduğu her olay nefret söylemlerine ve ırkçı saldırılara gerekçe yapılıyor. Basında ırkçı dilin kullanılması, siyasetçilerin dolaylı ya da doğrudan mültecileri hedef alan söylemleri ırkçı saldırıların artmasına neden oluyor.
Mülteciler ile ilgili politikalarını siyaset malzemesi haline getiren iktidar, sorunların çözülmesi yerine, sorunun kaynağı haline gelmiştir. Uluslararası sözleşmeler ve insan hakları hiçe sayılıyor; bölge sorunlarına askeri müdahaleler, çatışma temelli politikalar bölgedeki kaosu derinleştiriyor, milyonlarca insanın yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmasına neden oluyor.
Hükümetin yarattığı nefret iklimi Türkiye’deki mültecileri hedef haline getiriyor.
İnsan hakları evrensel bildirgesinin 14. maddesine göre herkes uğradığı zulüm sebebiyle başka memleketlere iltica etmek ve bu memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkına sahiptir. Oysa Türkiye hükümeti komşu ülkelerden topraklarına ulaşan insanların “mültecilik” hakkını tanımıyor.
Türkiye Hükümeti’nden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14. Maddesini uygulamasını talep ediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti 1951 Cenevre Sözleşmesine coğrafi ve tarihsel kısıtlama koymuş 1967’de sadece tarihsel kısıtlamayı kaldırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin coğrafi kısıtlamayı kaldırmasını mülteci haklarını tanımasını ve uluslararası koruma şartını yerine getirmesini talep ediyoruz.
Suriye’de yaşanan iç savaşta taraf olan tüm ülkelerin Suriyeli halka karşı görevlerini yerine getirmelerini, insan hakları evrensel bildirgesine uygun davranmalarını talep ediyoruz.
TCK’nın 122. Maddesi’nde ırk, devlet, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farkından kaynaklanan nefrete dayalı ayrımcılık suç sayılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin nefret suçu işleyen basın, siyasi parti ve kişiler hakkında yasal işlemleri uygulamasını talep ediyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, topraklarında yaşayan her insanın, canlının, can ve mal güvenliğini korumak zorundadır. Bu görevini yerine getirmesini talep ediyoruz.
Coğrafyamızın katliamlar bölgesi haline gelmesine müsaade etmeyeceğiz. Irkçı ve yabancı düşmanı saldırılara karşı, her koşulda mülteci kardeşlerimizle dayanışma içinde olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
YERYÜZÜ HEPİMİZİNDİR!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!