8 Mart 1857’den bugüne…



Nuray Sarıyelek Kapitalist işbölümünden bu yana kadın olmak her daim zor oldu. Erkek egemen sistemin resmi yasalarla kadın yaşamına koyduğu sınırlamalar, kadını önce sistemin sonra erkeğin kontrolünde bir yaşama mahkum etti. Daha 1900’lü yılların ortalarına kadar kadın oy kullanamıyor, eşinden izinsiz çalışamıyor kürtaj olamıyor, araba kullanamıyor. Kredi alamıyor çek yazamıyordu… Kadının emeği, cinselliği, duyguları yüzyıllardır …


Nuray Sarıyelek

Kapitalist işbölümünden bu yana kadın olmak her daim zor oldu. Erkek egemen sistemin resmi yasalarla kadın yaşamına koyduğu sınırlamalar, kadını önce sistemin sonra erkeğin kontrolünde bir yaşama mahkum etti. Daha 1900’lü yılların ortalarına kadar kadın oy kullanamıyor, eşinden izinsiz çalışamıyor kürtaj olamıyor, araba kullanamıyor. Kredi alamıyor çek yazamıyordu…

Kadının emeği, cinselliği, duyguları yüzyıllardır yok sayıldı.

Kadının ev yaşamındaki muazzam görünmez emeği hiçbir karşılığı ve güvencesi olmaksızın akıp gidiyor…

İnsan yaşamında çok önemli yer tutan kimi çok önemli hizmetler hemşire, ebe, hastabakıcı vb. meslekler gerekli değeri görmediği gibi çok düşük ücrete tabi tutuluyor. Çünkü kadın ağırlıklı mesleklerdir. Temizlik işleri keza, kadın ağırlıklıdır  ve ancak asgari ücret değerindedir.

Yani kapitalist sistemde kadın emeği ya eşit olmayan bir ücrete tabidir ya da çok düşüktür.

Günümüzün “modern” dünyasında bile ‘nasıl olur’ dediğimiz inanılmaz bir ikincilleştirme ve değersizleştirmeyle karşı karşıyayız. Erkeklerle aynı işi yapmamıza rağmen aynı ücreti alamıyoruz. En modern görünen ülkelerde bile kadınla erkek arasında yüzde 18 ila 30’lara varan ücret eşitsizliği söz konusudur. Ülkelere göre değişkenlik gösterse de kadınlara yönelik toplumsal baskılar ve son yıllarda giderek tırmanan kadın cinayetleri bir realitedir.

Ortadoğu’nun kimi gerici bölgelerinde kadınlar hala araba kullanamıyor. Dünyanın birçok yerinde kürtaj yasaklarına geri dönüşler tapılıyor. Eşleri ya da etrafındaki erkeklerce şiddet gören, katledilen kadınların yüzde 60’ından fazlası defalarca şikayette bulunmuş olmalarına rağmen hiçbir önlem alınmadığından cinayete kurban gidiyorlar. Yani kadın, bizzat devletler aracılığıyla hiçleştirilip bu anlayışın yeniden yeniden üretilmesi sağlanıyor.

Bu nedenledir ki, sisteme karşı güvenini kaybeden kadınlar dünya genelinde örgütlenip güç oluyorlar. Bu çıkış, yüzyılların biriktirdiği yok sayılma, değersizleştirme, ötekileştirilme politikalarının kadınlarda tahammül sınırlarını aşmasından başka birşey değildir.

Hayli eski geçmişten baktığımızda, 1857’de kadın işçilerin mücadelesinden bugüne mücadele devam ediyor. Bunca yılda verilen mücadeleye rağmen az yol alınmış gibi görünebilir; ancak her geçen gün artan farkındalık ve kendine dair özgüven, geleceğe yönelik çok sağlam bir altyapı oluşturuyor.

Yaşasın Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Yaşasın kadınların uluslararası mücadele ve dayanışması!

Gelecek bizimdir!