Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal-İş), “İhtiyacımız olan yasaların değiştirilmesi değil, etkin bir şekilde uygulanması. İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesidir” başlığı taşıyan açıklamada kadına yönelik şiddetin esas kaynağı olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesini merkeze koymayan hiçbir düzenlemenin çözüm getiremeyeceğini vurgulayarak Meclis Adalet Komisyonu’na getirilen torba yasa tasarısının neden samimiyetsiz ve göstermelik olduğunu gerekçeleriyle anlattı.
İstanbul Sözleşmesi’nin fersah fersah gerisinde!
Sözleşmeden çekilme kararını, mevcut kanunların yeterli olduğu, bazı reform ve değişikliklerle şiddetin önüne geçilebileceği, İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyacın olmadığı gibi bahanelere dayandırarak meşrulaştırmaya çalışan iktidarın, İstanbul Sözleşmesi’nin fersah fersah gerisinde olan düzenlemelerle adeta göz boyadığı kaydedildi.
Tasarı ne getiriyor
Adalet Komisyonu’na getirilen tasasının kapsamına dair ayrıntılı bilgi verilen açıklamada şunlar belirtildi:
Şekilsel değişiklikler
TCK’da yer alan “takdiri indirim” sebeplerinin yer aldığı maddede yapılacak değişikliklerle kamuoyunda “kravat indirimi” olarak bilinen indirimlerin önüne geçilmek istendiği söyleniyor. Değişiklikle takdir indirimi sebepleri daraltılarak yalnızca “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri’ nedenleriyle indirim uygulanabilmesi öngörülüyor, indirim sebeplerinin gerekçeli olarak kararda yer alması gerektiğine ilişkin ekleme yapılıyor ve ‘pişmanlığı’ gösteren davranışların indirim uygulanırken dikkate alınması gerektiği düzenleniyor.
Görüldüğü üzere öngörülen değişiklikler şekilsel değişiklikler olmanın ötesine geçmemektedir. Maddenin mevcut halinde de keyfi ve gerekçesiz indirim yapılması hukuka aykırı nitelik taşırken, yargıda hâkim olan zihniyet nedeniyle kadına şiddet faillerine keyfi sebeplerle adeta ödül niteliğinde indirimler uygulanmaktadır. Kamuoyunda da tepkilere neden olan bu sorun madde metninde yapılacak şekilsel değişikliklerle çözülebilecek nitelikte olmaktan uzaktır.
Haksız tahrik indirimine değinilmiyor
Açıklamada tasarıda kadın cinayetlerinde sık sık sığınılan ‘haksız tahrik’ indirimlerine değinilmediği, bu haliyle yapılacak değişikliğin cezaları caydırıcı hale getirmek bir yana keyfi indirimlerin uygulanmasını da engelleyemeyeceği kaydedildi.
Cezalar arttırılsa da sorunun temel kaynağı es geçiliyor
Bir diğer değişikliğin ise kadına karşı işlenen bazı suçlarda cezaların artırılması yoluna gidilmesi olduğu hatırlatılan açıklamada, bu ceza artırımları şöyle özetlenerek, “Öncelikle söz konusu değişiklikler üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılması bir yana toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve güç ilişkilerinin kadına yönelik erkek şiddetinin temelinde olduğu görülmek istenmemektedir” vurgusu yapıldı:
Kasten öldürme suçunun kadına karşı işlenmesi halinde cezanın müebbet hapis cezasından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çıkarılması, kasten yaralama suçunun kadına karşı işlenmesi halinde cezanın alt sınırının 4 aydan 6 aya çıkarılması, tehdit suçunun kadına karşı işlenmesi halinde alt sınırının 6 aydan 9 aya çıkarılması, işkence suçunun kadına karşı işlenmesi halinde alt sınırının 3 yıldan 5 yıla çıkarılması, eziyet suçunun kadına karşı işlenmesi halinde alt sınırının 2 yıldan 2 yıl 6 aya çıkarılması öngörülmektedir.
Söz konusu suçlarda ceza miktarlarında gidilen ‘kısmi’ ağırlaştırmalarla kadın cinayetleri ve şiddetin önlenemeyeceği gibi, mevcut infaz yasasıyla cezaların çok az bir miktarının infaz edildiği gözönünde bulundurulduğunda yasada yapılan değişikliklerin göstermelik olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin kasten yaralama kapsamında değerlendirilen fiziksel şiddette cezanın alt sınırının 2 ay artırılmasının şiddeti önleme konusunda nasıl bir etkisi olacağı merak konusudur.
Mevcut yasal düzenleme uygulanmazken!
Diğer bir değişikliğin de TCK’da ‘ısrarlı takip’ suçuna yer verilecek olması olduğu belirtilen açıklamada, teklife göre “ısrarlı takip suçunun temel halinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir” denildi.
Bu artırımları özetleyerek devam eden açıklamada, “Halbuki, 2005 yılından bu yana TCK md.96’da düzenlenen eziyet suçunun uygulanmasının önünde bir engel yoktur” hatırlatması yapılarak, diğer ayrıntılar şöyle ifade edildi:
Suçun çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi, mağdurun okulunu, işyerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması, hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi hallerinde ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.
Israrlı takip gibi kadınların hayatı üzerinde ciddi tehdit oluşturan bir suç için öngörülen cezaların sembolik denebilecek düzeyi geçmediği kaydedilen açıklamada, “Öyle ki ısrarlı takip nedeniyle kadın evini değiştirmek, işini, okulunu bırakmak zorunda kalsa, hatta suç çocuğa karşı işlense dahi verilen ceza en fazla 3 yıl olmaktadır ve bu haliyle söz konusu suçu işleyen cezaevine dahi girmeyecektir” diye vurgulandı.
Kadına yönelik şiddeti katalog suçlara alarak önleyemezsiniz
Açıklamada diğer bir maddenin de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılması öngörülen değişiklikle kadına karşı işlenen ‘kasten yaralama’ suçunun tutuklama nedeni sayılması yani katalog suçlar kapsamına alınması olduğu hatırlatılarak bunun çözüm olamayacağı şu ifadelerle dile getirildi:
Halihazırda mevcut kanunda yer alan şartları taşırken dahi kadına yönelik şiddet söz konusu olduğunda uygulanmayan tedbirlerin ‘katalog suç’ gibi hukuken tartışmalı ve insan hakları ihlallerine sıklıkla yol açan bir düzenlemeye ekleme yapılarak kadınların yaşadığı sorunların çözüme kavuşturulamayacağı da bilinmelidir.
Mevcut yasaları uygulamayıp, İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıranların çabası samimi değil!
Açıklama şu ifadelerle sonlanırken, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimizi bir kez daha yineliyor, kanunların değiştirilmesini değil uygulanmasını talep ediyoruz” denildi:
Özetle, kadınların mevcut ceza kanunlarının uygulanması taleplerini duymazdan gelirken kanunlarda kadınlar lehine iyileştirmeler yaptığını iddia eden, kadına yönelik şiddet vakaları her geçen gün artarken şiddetin önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin kapsamlı ve etkin çözümler getiren İstanbul Sözleşmesi’nden kadınların tüm itirazlarına rağmen hukuksuz bir şekilde çekilen, 6284 sayılı yasanın etkin olarak uygulanması için mücadele veren kadınlara rağmen yürürlükteki kanunu bile uygulamaktan imtina eden iktidarın samimiyetine inanmıyoruz.
Üstelik kadınlarla ilgili düzenleme yapacağını söyleyip bu alanda senelerdir çalışma yürüten kadın kuruluşlarının, sendikaların görüşlerini dahi alma zahmetine girmeyenlerin herhangi bir sorunu çözmeye dair en ufak iradelerinin olmadığını, tersine nafaka hakkına, kadınların Medeni Kanun’da tanımlanan haklarına göz dikerek kadın haklarının geriletilmesi için ellerinden geleni yaptıklarını biliyoruz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!